Zülküf RÜZGAR

Zülküf RÜZGAR

İslam Alemi’ndeki Hakim Manzarayı Okuma

Şu an İslam Alemi’nde hakim olan manzara, “ böl-parçala-yut” felsefesi ile uygulamaya konulmuş olan emperyalist projenin neticesidir. Öncelikle şu hususun altını çizelim: Irak ve Afganistan’ın işgali ile beraber, Batılılar, İslam Ümmeti’ni yeniden dizayn etme sürecinin startını verdiler. Kimi yerlerde süreci başarı ile yürüttüler, kimi yerlerde ise başlattıkları sürecin enkazı altında kaldılar. Netice ne olursa olsun, bu ümmet büyük bir tahribat gördü. Madden ve manen çok zarar gördü.

Diğer yandan, bu büyük sarsıntı ve dalgalanma, muhtelif coğrafyalarda uyanış ve dirilişi de beraberinde getirdi. Bu husus, emperyalistlerin beklemediği ve ümmet adına kazanım olarak zikredilebilecek bir netice olarak ortaya çıktı.

Körfez ülkelerinin ve Ürdün’ün durumu, adeta Batı’ya ilham kaynağı oldu. Buradaki Arap devletçikleri, sözde bağımsız olmalarına rağmen, hakikatte birer Amerikan vilayeti gibidir. Her konuda Amerikan’ın bölgesel politikalarına destek vermektedirler. Hatta bu destek o denli ileriye götürüldü ki, krizle boğuşan ABD ekonomisini imdadına körfez fonları yetişti. Amerika’nın, krizin etkilerini hafifletilebilmesinin en büyük etkeni bu yardımlar oldu.

İşte Batılıların istediği, İslam ümmetinin tamamını siyasi ve askeri kudretten yoksun, Amerika’nın bütün projelerine “evet” diyecek, Körfez ülkeleri segmentinde devletçikler inşa etmektir. Bir yandan ümmet küçük parçalara ayrılırken, diğer taraftan Ortadoğu’da israil’i tehdit edebilecek bütün devletler tehdit olmaktan çıkarılacaktır.
Bu devletlere baktığımız zaman, dış tehditlere karşı bu devletleri koruyacak bir orduları yoktur. Mevcut ordular, sadece kendi halklarını katletmeye ve sindirmeye yarayan bir jandarma gücü haline gelmiştir.

Askeri yardım bahanesi ile de, bu ordular tamamen kontrol altına alınmakta, yeri vakti geldiğinde, kendi idarecilerini bile rahatlıkla ezmektedirler. Bu acı gerçek, kukla idarecilerin kukla ordularının iplerinin, hakikatte kimlerin elinde olduğunu açıkça göstermektedir. Kendi insanlarını acımasızca ve vahşice katleden bu güçler, nerdeyse düşmana tek mermi atmamışlardır. İşte ABD’nin istediği hususlardan birisi, böyle yönetimler ve gerektiği zaman bu kukla yönetimleri bile devre dışı bırakıp bizzat komuta edebileceği ordular yetiştirmektir.

Amerika’nın bir diğer hedefi ise, yapabileceği kadar tahribat yapıp İslam toplumunu onlarca yıl geriye götürmektir. Bir yandan bombalarla beldeler yerle bir edilirken, diğer yandan İslam Ümmeti’ne fitne tohumları saçılmakta, mevcut hassas konular kaşınmaktadır. Yıllarca süren iç savaş ve çatışmalar neticesinde halkların birlikte yaşama iradesi ve azimleri tamamen yok olmaktadır. İşte ABD’nin tam da istediği budur. Dökülen bu kardeşkanı neticesinde toplumların bir arada yaşaması neredeyse imkânsız hale gelmekte, toplumda derin kırılmalar meydana gelmekte ve her toplum, en az birkaç parçaya bölünebilmektedir.

Irak ve Afganistan’dan sonra, eğer işler yolunda gitseydi, sırası ile tüm devletlere fiili müdahalede bulunulacaktı. Örneğin sırada İran ve Sudan vardı. Belki bunu Yemen ve Somali takip edecekti. Afganistan’daki direniş, Amerika’ya nefes aldırmayınca; Irak’ta da işler çözümsüzlüğe doğru gidince, Amerika yeni cepheler açmaktan çekindi. Özellikle Afganistan direnişi, ümmet için adeta paratoner oldu, sigorta oldu.

Haçlıların aldıkları mağlubiyet, onları başka arayışlara sevk etti. İlk planlarını revize ettiler. Şu anki planlarının en belirgin özelliği; ümmet içerisinde kaos oluşturmak, bu kaosun uçuruma dönüşmesini temin etmek ve her bir kampı, kendisine muhtaç hale getirip bağlamaktır. Böyle bir tablo içerisinde her kesim, maalesef, İslami ilke ve prensipleri bir kenara bırakıp diğerlerine üstünlük sağlamak için, ABD’ye daha fazlasını vaat etmektedir. Adeta ümmeti satmak için ihanet pazarları kurulmaktadır. ABD, bu ihanet pazarındaki rekabeti, zevkten dört köşe olmuş bir vaziyette seyretmektedir.
Şu an uygulanmak istenen; biri birine düşman, Amerika’dan medet uman, değerlerinden tamamen uzaklaşmış, ümmet olma ruhunu tamamen yitirmiş onlarca devletçik inşa etmektir.

Önümüzdeki yıllarda, eğer Müslümanlar ümmet ve İslam şuuru ile hareket etmeyecek olurlarsa, bu projenin meyve vermesi kaçınılmazdır. Örneğin; Irak, Suriye, Sudan, Somali gibi devletler birkaç parçaya bölünebilir. Küresel aktörler; Türkiye, İran ve Mısır gibi İslam Ümmeti’nin temel aktörlerini de bu listeye dâhil etmek için, var güçleri ile çaba harcamaktadırlar. İran için ise zaten dünden düğmeye basılmış.

Müslümanların basiret ve ferasetle büyük fotoğrafı ve meşum senaryoyu görmeleri temennisiyle…



 

Önceki ve Sonraki Yazılar