İSLAM MEDENİYETİ - 2

Genel bir değerlendirme ile dini ve fenni (pozitif) ilim tanımlaması her ne kadar iki farklı sınıf gibi algılansa da, aslında ikisini birbirinden ayırmak asla mümkün değildir. Dini ve fenni ilimler (bilim) birbirlerini destekleyen ve birbirinden beslenen kaynaklardır. Albert Einstein’ın “Bilim olmadan din topaldır, din olmadan bilim ise kördür” sözü de bu ilimlerin birbirinden bağımsız olamayacağını ifade etmektedir. Tüm ilimlerin kaynağı ilahidir ve insanoğlu bilimsel gelişmesini Allah’ın yarattığı bilgi ve materyal üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu anlamda bilim uğraşının ancak iman ehli tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. (1) Zira bilim, inançla paralel ilerleyince huzur ve selamet getirmekte, tersinde zulüm ve tuğyana dönüşmektedir.

            Prof. Dr. Bekir KARLIĞA, İslam medeniyetinde dinin etkisi çok yüksek olduğu halde, Yunan ve Avrupa medeniyetinde din aynı rolü oynamamıştır” demektedir. İslam medeniyetinin geliştiği dönemde tüm insanlık için huzur ve selamet sağlanırken, inançsız insanların gerçekleştirdiği gelişme ancak felaketlere sebebiyet vermiş, zulüm ve vahşet yaşatmıştır. Yaşadığımız dönem bunun en bariz göstergesidir.    Martin Luther’in şu sözü bunu güzel ifade etmektedir. “Bilimsel gücümüz, manevi gücümüzün önüne geçti. Şimdi güdümlü füzelerimiz ve güdümsüz insanlarımız var.”

Bilim tek başına yol gösterici değildir. Birçok düşünür, özgür ve açık bir toplumda sadece akıl ve bilime değil, aynı zamanda dine de ihtiyaç olduğunu söylemektedirler. Çünkü insan sadece akıldan değil, his ve sezgilerden de beslenen, maddenin yanında mana boyutu da olan bir varlıktır.(2) İşte islam, dünya/ahiret saadeti için hayata böyle çift yönlü bakan bir anlayışa sahiptir.

Bu anlayışın bir yansımasıdır ki, 8. yy.’da Bağdat’ta Beytül Hikme adıyla bir bilim evi inşa edildi ve Huneyn bin İshak başkanlığında tercüme faaliyetleri başladı. Yunanca ve diğer dillerden astronomi, matematik, tıp ve felsefe eserlerinin çoğu arapça’ya tercüme edildi. Aristonun felsefesi, Batlamyusun astronomisi, Öklidin elemanları, Galenin tıbbı, Pisagorun geometrisi artık yunanca değil arapça olarak okunan metinlere dönüşüyordu. Böylece gelişen ve yükselen İslam medeniyeti 11. y.y.’dan sonra Avrupa’yı etkilemeye başladı. 12. y.y.’da İslam bilginlerinin birçok eseri latinceye çevrildi ve islam medeniyeti, felsefede, tıpta, eczacılıkta, astronomide, fizikte, matematikte ve tarımda batıyı etkiledi.

Bu etkilenme ve taklit neticesinde arapçadan birçok kelime batı dillerine geçti. Örneğin arapçada hüccet, senet anlamında kullanılan sakk, batı'da çek şeklini almıştır. Syrup yani şurup şerebe yani içmek fiilinden, şeker anlamında sugar, zucker kelimeleri ise arapça seker kelimesinden türetilmiştir. Bu konuda Alman bilim kadını Sigrid HUNKE Batıya doğan İslam Güneşi adlı kitabında sayfalarca kelimeler sıralamaktadır.

            Bilimsel kaynaklar arapça olduğu için ARAPÇA bir bilim dili haline gelmiş, müthiş bir bilimsel gelişmeye öncülük etmişti. Bitlis’in yetiştirdiği, 27 Mayıs darbesi mağduru dünyaca tanınmış bilim tarihçisi Prof. Dr. Fuat SEZGİN, kendi hocası Alman Prof. Hellmut Ritter’in arapçaya aşk derecesinde bağlı olduğunu söyler ve arapça ile ilgili sözlerini şöyle nakleder: “Arapça’da üç vites vardır en hızlı vites noktasız yazıdır, orta vites noktalı ama harekeli, en yavaş vites ise hem noktalı hem de harekelidir. Bu viteslerle müthiş bir hızla kitaplar yazıldı. Ama latin harfleri ile yazı eşek hızına sahip olan eşek vitesidir.” (3)

Gustave Le Bon, “Avrupa karanlıklar içerisinde yüzerken, Bağdat ve Kurtuba (Endülüs) medeniyet merkezi idi ve ilim, irfan saçıyordu” derken Franz Rosendal, “İslam bilimi teşvik etmeseydi, bilim bugünkü seviyesine asla ulaşamazdı” itirafında bulunmaktadır. (4) NASA fizikçisi Robert Jastrow da, bilim adamlarının cehalet dağını aştığı, en yüksek tepeye tırmandığı, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla (islam alimleri) karşılaştığı yorumunu yapar. (5)

            Görüldüğü gibi Ortaçağ batı için karanlık bir dönemi temsil ederken, islam medeniyeti için zirve dönemdir. Bu dönemde Avrupa medeniyetine büyük katkılar sağlanmıştır. Bu çağlarda müslümanlarla temasta olan her hristiyanda müslümanların üstün olduğu duygusu vardır. Ama bugün batı hep üstünlük taslıyor ve geçmişinden habersiz müslümanlar da bir aşağılık kompleksine tutulmuş. Oysa “Doğu olmasaydı Batı olmazdı” demekte Fuat SEZGİN.

            Yaşanan tükenişin elbette Haçlı seferleri, Moğol istilaları vs. gibi birçok sebepleri vardır. Ama İhsan Süreyya Sırma’nın, Ah Endülüs kitabında vurguladığı bir nokta dikkat çekicidir. Ona göre, İslam medeniyetinin en önemli merkezlerinden olan Endülüs, cami eksenli (Kurtuba Cami) bir anlayışa sahip olduğu müddetçe hep ilerledi. Ama ne zamanki saray eksenli (El-Hamra Sarayı) zevk ve sefahet anlayışına kayıldı, işte o zaman tükeniş baş gösterdi.

            Müslümanların inanç ibrelerindeki düşüş, onların hem dünya hem de ahiret açısından tükenişlerini beraberinde getirmiştir. Ancak dünya siyasetinde söz hakkına sahip olabilmenin yolu bilimsel gelişmişlikle direk bağlantılıdır. (6) Bu nedenle islam toplumu bilim ve teknoloji çabalarından asla vazgeçmemelidir. Avrupa’nın aslında medeniyetimizden devraldığı bu yönü bugün kullanmalı ama ahlaksız ve rezil hayat anlayışları ile değil. İskilipli Atıf Hoca cumhuriyet döneminde kaleme aldığı Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesinde bu hakikate temas etmekte ve idamı da bu risaleden dolayı gerçekleşmektedir.

            Üstad Bediüzzaman da Medresetüz-Zehra modelinde bunu hedeflemekte idi ama nasip olmadı. Uyarısı da şuydu: “Japonlar gibi Avrupa’nın teknolojisini alıp, kendi kültürümüzü (islam) muhafaza etmeliyiz.” (Asar-ı Bediyye)

 

            Son olarak Kur’an şairinin uyarıları ile tamamlayalım.

 

            İki üç balta ayırmaz bizi mazimizden,
            Ağacın kökleri madem ki derindir cidden.
            Bu cihetten, hani hiç yılmasın, oğlum gözünüz,
            Sade Garb'ın yalnız ilmine dönsün yüzünüz.    Mehmet Akif ERSOY

 

 

Kaynaklar:

  1. İslam bilim insan ve tarih, Ali Ünal, Yitik hazine yayınları, s:42
  2. Modern ezberlerin sonu, Mustafa AKYOL, etkileşim yayınları, s: 38
  3. Yitik hazinenin kaşifi Fuat Sezgin, Prof. Dr. İrfan Yılmaz. Yitik Hazine Yayınları, s: 15.
  4. Bilim tarihi sohbetleri, Fuat SEZGİN söyleşi: Sefer TURAN, Timaş yayınları s: 28
  5. Modern ezberlerin sonu, Mustafa AKYOL, etkileşim yayınları, s: 18
  6. İslam ve Bilim, Mehmet Kemal Gündoğdu, Nesil yayınları, s: 16

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.