İslam’ın önlenemeyen yükselişi ve cazibesi

Son dönemlerde İslam’a, İslam’ın sembollerine ve Müslümanlara yönelik saldırılarda sistematik bir artış gözükmektedir. Burada kast ettiğim 19. Yüzyılın sonlarından itibaren başlayan işgal ve sömürü değildir. Avrupa’da yaşayan Müslümanlara yönelik ayrımcılık, okullarda ve kamusal alanda başörtü ve tesettüre yönelik yasak ve engellemeler, cami ve Müslümanlara ait lokal ve derneklerin kapatılması, imam ve baz şahısların sınır dışı edilmeleri, İslam Peygamberine yönelik hakaret ve saldırılar, yasal ve hukuki anlamdaki hak ihlalleri, eleştiri adı altında hakaret ve fiili saldırılar yapılmaktadır.

İki gün önce Boğaziçi Üniversitesinde sapkınlar Kâbe’ye yönelik saygısızlık yaptılar. Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir İslam ülkesinde bu saldırı bile bile yapılıyor.

Bütün bu saldırılar, Müslümanların siyasi, askeri ekonomik açıdan tarihlerinin en zor ve sıkıntılı dönemlerini geçirdikleri bir zaman diliminde yapılıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ‘İslam, bugün dünyanın her yerinde kriz yaşayan bir dindir’ demektedir.

Kriz yaşayan bir din ve müntesiplerinin dünyanın her tarafında gerilediği, zayıfladığı, dış güçlerin hegemonyasında olduğu bir dönemde bu saldırılar neden yapılıyor? Sekeratta, yoğun bakımda olan bir insana saldırılmaz, ‘nasıl olsa gidicidir’ denir ve kendi haline bırakılır.

Burada bir çelişki var.

Gerçek gözüken ve iddia edildiği gibi değil… Bunu ben söylemiyorum, bizzat Batılılar, ajandalarının birinci maddesine İslam’ı düşman olarak yazanlar söylüyor.

Müslümanlar, maddi açıdan krizde olabilir, askeri ve ekonomik açıdan gerilemiş olsalar bile sayıları her geçen gün artıyor. Bu artış salt doğum ile değil, silah zoruyla ya da Müslüman olmanın kendilerine getireceği maddi imtiyazlardan dolayı hiç değil. Tam aksine özgür ve hür iradeleriyle İslam’ı araştıran, okuyan ve bundan etkilenen Batı dünyasından Müslüman olanlarla bu nüfus çoğalmaktadır.

ABD’nin başkenti Washington merkezli Pew Araştırma Merkezi, yaptığı araştırma ve analizlerde İslam´ın günümüzde en hızlı büyüyen din olduğunu tespit etti.

Yapılan araştırmada şu sonuçlar göze çarpmaktadır.

*2015 verilerine göre dünyada 1 milyar 800 milyon Müslüman yaşamaktadır. Bu da dünya nüfusunun yüzde 24’ünü oluşturmaktadır.
*İslam, günümüzde en hızlı büyüyen dindir. Yüzyılın sonuna doğru Hristiyanlığı geçecektir.
*Endonezya, 300 milyon Müslüman nüfusuyla en fazla Müslüman nüfusa sahip ülkedir.
*ABD´de 3 milyon 450 bin Müslüman yaşamakta ve bu sayı ABD nüfusunun yüzde 1,1´ini oluşturmaktadır. Nüfusun yüzde 78,3'ünü oluşturan Hristiyanların, 2050'de yüzde 66,4'e düşmesi, herhangi bir dine mensup olmayanların yüzde 16,4’ten yüzde 25,6’ya çıkması öngörülüyor. Yahudi nüfus yüzde 1,8'den yüzde 1,4'e inecek, Müslüman nüfus yüzde 2,1'e çıkarak Yahudi nüfusu geçecek.
*Avrupa’da, yaşayan 19 milyon Müslüman, toplam nüfusun yüzde 3.8´ini oluşturmaktadır.  2050 yılında ise Avrupa nüfusunun yüzde 10'unun Müslüman olması bekleniyor.

Evet, rakamlar ortada. Bütün yenilgilere ve gerilemelere rağmen Müslümanların sayısı artıyor. Müslümanlar gerileyebilir, yenilgiler alabilir, krizler yaşayabilir ama İslam ne yenilir, ne kriz yaşar, ne de geriler. İslam dini cihanşümuldür. Hükmü ebedidir. Bütün insanlığa, bütün zaman ve mekâna hitap etmektedir.

İslam, insanlık için biricik kurtuluş, dünya ve ahiret saadetini sağlayan yegâne yol ve reçete olma özelliğini koruyor ve korumaya devam edecektir. Saldırılar, hakaretler ona zarar veremez, sadece imtihan vesilesi olmaktadır.

Üstad’ın deyimiyle ‘İslamiyet güneş gibidir üflemekle sönmez. Gündüz gibidir: Göz yummakla gece olmaz... Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar…’

Bizleri İslam ile şereflendiren Allah’a her daim hamdolsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.