Israrla cevabı beklenen soruya, cevabımdır

SORU: Neden HDP Kürtlerin ekseriyetini İKNA edebildi de Hüda Par edemedi?

CEVAP: Allah (cc)'ın lanetlemiş olduğu bilumum fiilleri övdüğü, kendisine sığınan masum bir çocuğu balkondan atıp kurşunlayıp üzerinden araçla geçildikten sonra zılgıtlar eşliğinde yaktığı, namus ve iffete açıkça savaş açtığı, sabit olanların desteklenmesi İKNA ile değil olsa olsa İĞFAL ile açıklanabilir.

Şeytanı ve emrettiği fiilleri var gücüyle destekleyenlerden herhalde insi ve cinni şeytanlar da yardımlarını esirgemeyeceklerdir. Mesela Büyük Şeytan ABD ve avenesi koalisyon uçakları ile alenen maddi ve manevi desteklerini bu müttefiklerine sunmaktadırlar. Şeytanın yeryüzündeki ana üssü olan israil'in askeri, siyasi, maddi ve manevi destekleri gözler önünde. Şeytan hem SOLDAN hem de SAĞDAN yanaşarak dostlarını desteklemektedir. Şeytan; inşa ettiği bu çatının altında Meyhane ve Medreseyi buluşturabilmiştir. Medrese kanadı diyeceğimiz kesimlerin resmi itirazlarına rağmen vakıa böyledir.

Hüda Par'ın ikna faaliyetleri kuşkusuz Şeytanın İĞFAL faaliyetleri ile kıyas dahi kabul etmez. O mel'unun, olağanüstü iğfal kabiliyeti kuşkusuz herkesin kabul ve takdirindedir. Öyle ki, birçok peygamber bir ömür boyunca şeytanın kalelerinde en ufak bir gedik bile açamamış, ancak parmak sayısınca insanı ikna edebilmiştir.

Şeytanın iğvasından biri de taraftarlarının sayısal ve dünyevi güçleri ile içinde bulundukları refah düzeyini haklılıklarına mesnet kabul etmeleridir. Hatta daha da ileri giderek peygamber ve taraftarlarına karşı “Allah'ın (CC) da kendilerini bu nimetleri vermek suretiyle sevip desteklediğini iddia etmeleridir.

Bütün bu söylemlerimiz maalesef hayata Kur'an ikliminden bakamayanlar için anlaşılabilir ya da kabul edilebilir şeyler değil. Müslüman(!) olarak seküler bir hayat düzeninde dünyaya gözlerini açan seküler düzenin kucağında büyüyen, akidesi tartışmaya açık, İslam'a dair yapıp ettikleri bir kısım ritüellerden ibaret olanların bakış açısı ile anlaşılamayacağımın farkındayım. Söylediklerimin savunmaya ya da avunmaya dönük şeyler olduğu zehabına kapılacaklarını biliyorum.

Böyle düşünenleri anlamakta zorlanmıyorum. Hiç İslami yönetimle tanışmamış, İslam'ın güzelliklerine şahit olmamış, aldığı zorunlu eğitim ile İslam'ın bir yönetim biçimi olamayacağını hayatı boyunca tedris etmiş biri mazur sayılabilir mi? bilmiyorum. Yönetim şekli olarak adeta kutsallaştırılan ancak olabildiğine müptezel bir idare biçimi olan demokrasilerde maalesef haklılığın ölçütü sayısal ifadelerdir. Haklılığın alınan oy sayısı ile ölçüldüğü bir yönetim şeklinde bildiğimiz bir gerçek te şudur. En iyi kandırabilen en çok oy alabiliyor. Demek ki ne kadar iyi göz boyar ne kadar çok fazla insanı kandırabilirsen o kadar haklısın!. Haydı çık işin içinden.

Haklılığın kaynağı “Hak Teala” olarak kabul edilirse başarılı olan başka; Sayısal çoğunluk kabul edilirse başkadır. ANLAYANA...

Yazdıklarımı kendilerine oy vermeyen seçmeni aşağılama olarak algılayanların samimiyeti kuşkuludur. Zira alenen aşağıladığımız hiçbir kimse değil, yukarıda saydığımız fiillerdir. Bu fiillerin failleri ve destekleyenleri esfeli safilindir, Kur'ani ifade ile Belhüm adell düzeyindedirler. Rabbimizin açıkça lanetlemiş olduğu fiillerin faillerine, bize oy verme ihtimaline binaen “eşrefi mahlûkat” mı diyecektik. O zaman İslami kimliğimizi inkâr etmiş olmaz mıydık? Yaptığımız “halk dalkavukluğu” olmaz mıydı? Bu düşünce biçiminin de kaynağı aşağılık Batıdır. Batı Osmanlının zayıfladığı dönemde “gâvura gâvur” demeyi yasaklamış onun yerli işbirlikçileri de bize günahkâra günahkâr demeyi dahi çok görüyorlar. Bu adalet değil zulümdür.

Kuşkusuz HDP'ye farklı saiklerle oy verenler olmuştur. Mesela “ikrah-ı mülci” sonucu oy vermiş birini niçin aşağılamış olalım. Muhtemelen serbest irade altında o da bizim bir destekçimiz olacaktır. Hakikaten mazereti olanlar asla bu söylemlerimizden rahatsız olmazlar.

Onlar İslam düşmanlarının destekleri ile güçlü görünebilirler. Ancak Allah (CC) aksini buyuruyor:

Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir.(Nisa 139)

Rabbimiz, sürekli güçsüzlüğümüzü, taraftarlarımızın azlığını yüzümüze vuranların bizi üzmelerine karşı, teselli buyuruyor:

Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz ‘izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.(Yunus 65)

Önceki ve Sonraki Yazılar