Kadın ev işlerini yapmak zorunda mıdır?

Kadın ev işlerini yapmak zorunda mıdır?

Günümüzde, aile hayatına dair bazı meselelerin dinin bütünlüğünden koparılarak ele alındığına şahit oluyoruz. Bunlardan biri de kadının ev işlerinden sorumlu olup olmadığı meselesidir.

Günümüzde, aile hayatına dair bazı meselelerin dinin bütünlüğünden koparılarak ele alındığına şahit oluyoruz. Bunlardan biri de kadının ev işlerinden sorumlu olup olmadığı meselesidir.

Bazıları, fıkıh kitaplarındaki birtakım ifadelerden hareketle, kadının yemek pişirmek, temizlik yapmak ve evin diğer işlerini görmek gibi hiçbir vazifesinin bulunmadığını ileri sürmektedir. Oysa mesele, biraz incelendiğinde görüleceği üzere, hiç de böyle değildir.

Hanefî âlimlerinin beyanlarına göre kadın, ev işlerini bizzat görmesi örf ve âdete uygun olanlardan ise ve buna gücü yetiyorsa, evin mutat hizmetlerini diyâneten (yani dînî açıdan) yerine getirmekle mükelleftir. Kâsânî, Zeylaî ve İbn Abidîn gibi büyük fakihler meseleyi bu çerçevede ele almışlardır.

Burada "kazâen” ve “diyâneten" ayrımını iyi anlamak gerekir. Kadının bu hizmetlere mahkeme yoluyla zorlanamaması, Allah katında herhangi bir mesuliyetinin bulunmadığı mânâsına gelmez. Zira dinin her emri ve her mükellefiyeti mahkeme yoluyla takip edilmez. Nice vazifeler vardır ki onların muhasebesi insanın vicdanına ve ahiretteki mahkemeye bırakılmıştır.

Esasen İslâm, aile fertlerini vazifesiz ve mesuliyetsiz bırakmamıştır.

Erkek, ailesinin nafakasını temin etmekle mükelleftir. Kadın ise evin idaresi, muhafazası ve aile hayatının düzeni konusunda kendisine düşen vazifelerden mesuldür. Nitekim Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), her insanın bir râî, yani koruyup gözetmekle yükümlü bir çoban olduğunu beyan buyurmuş; erkeğin ailesinden, kadının da kocasının hanesinden mesul bulunduğunu bildirmiştir.

Hz. Fâtıma (ra) validemizin el değirmeninde un öğütmekten ellerinin yıprandığını anlatan sahih rivayet de bu konuda üzerinde durulmaya değer bir misaldir. O, âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebiler Serveri'nin kerimesi olduğu hâlde, evinin hizmetlerini görmeyi şahsiyetine aykırı bulmamıştır.

Şu hâlde ev hizmetlerini kadının haysiyetine yakışmayan bir meşgale gibi değerlendirmek, bizim kültür ve medeniyetimizin değerleriyle bağdaşmaz.

Bununla beraber, kadının mükellefiyetini ifade etmek, onun gücünü aşan işlerle yükümlü tutulabileceği anlamına da gelmez. Hastalık, güç yetirememe, örf ve hayat şartları fıkıhta dikkate alınmıştır. Hele kadının da çalıştığı ailelerde işlerin düzenlenmesi, vazifelerin paylaşılması ve karşılıklı yardımlaşma üzerinde ayrıca durulmalıdır.

Böyle bir durumda eşlerin, çalışma saatlerini, yorgunluklarını ve evin ihtiyaçlarını dikkate alarak makul bir vazife taksimine gitmeleri gerekir. Ancak burada esas olan, her işi yarı yarıya bölmek değildir. Esas olan, kimsenin gücünü aşan bir yükün altında bırakılmaması ve her iki tarafın da kendi mesuliyetinin şuurunda olmasıdır. Nitekim kadının çalışması, kocanın nafaka mükellefiyetini kendiliğinden ortadan kaldırmadığı gibi, kadının ev hizmetlerine dair dinî sorumluluğunu da kendiliğinden kaldırmaz. Ancak bu sorumlulukların yerine getirilmesinde karşılıklı anlayış, fedakârlık ve yardımlaşma vazgeçilmezdir.

Ancak bütün bunlar, dinin belirlediği mesuliyetlerin ortadan kaldırılması için bir gerekçe yapılamaz. Erkeğin nafaka mükellefiyetinden kaçması nasıl dinen yanlışsa, kadının da kendisine düşen ev hizmetlerini meşru bir gerekçe bulunmaksızın terk etmesi öylece yanlıştır.

Asıl üzerinde durulması gereken husus, günümüz insanının haklarını öğrenmede gösterdiği gayreti, vazifelerini öğrenmede gösterememesidir.

Oysa mü'min, hayatını yalnızca haklarını düşünerek düzenleyen insan değildir. O, her şeyden evvel kendisine neyin emanet edildiğini, hangi vazifelerle mükellef bulunduğunu ve Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna hangi mesuliyetlerle çıkacağını düşünmelidir.

Unutulmamalıdır ki, hakların sürekli talep edildiği, fakat vazifelerin ihmal edildiği bir yerde ne aile huzuru kalır ne de içtimaî ahenk.

Yuvayı ayakta tutan, fertlerin mesuliyetten kaçması değil, herkesin kendi vazifesini Allah'a karşı bir kulluk şuuru içinde, gönül hoşnutluğuyla yerine getirmesidir.

Kaynak: Kuran Kütüphanesi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.