Kapıların ardındaki düşman!

İkinci Dünya Savaşında Avrupa’yı istilaya çalışan Nazi Ordusu, 1942’de Sovyetler Birliğinin Stalingrad şehrinin kapılarına dayanmıştı. Sovyet Ordusu şehri savunmak için çırpınırken, Nazi Ordusu yoğun bir şekilde bastırıyordu. İki ordunun arasındaki kanlı savaş binlerce insanın hayatına mal oldu. “Düşman kapıların ardında” ismiyle filme çekilen Nazilerin Stalingrad kuşatması o günkü savaş şartlarını ustaca perdeye yansıtmaya çalışmaktadır.

Günümüzde şehirlerin kapılarına dayanan düşman, buraları ele geçirmek için ateşli silahlara ihtiyaç duymuyor. Ordularını ölüme yönlendirmiyor. Fethetmek için daldığı şehirlerde hedef kitlenin kanını akıtmıyor. Keşfettiği yeni yollarla şehrin kapılarından bir gölge gibi içeri dalıyor. Halkın gafletle örtünmüş bilinci ve uykulu gözleri düşmanı görmeye muvaffak olmadan evlerin içerisine rahatlıkla girebiliyor.

Uydu ve internetin gücünün kitlesel öldürücü silahlarından daha fazla olduğunu keşfeden Batı, bunlar vasıtasıyla şehirlerin en muhkem kapılarından içeri dalabiliyor. Kitlesel öldürücü silahlar sadece bir şehrin ya da bölgenin insanları için hayatı zindana çevirirken, yumuşak savaş silahları bütün insanların hayatını karartabilmektedir.

Hanginiz ergenlik çağındaki kızınızı ya da oğlunuzu bir saatliğine internetle yüz yüze bırakabilirsiniz? Kapısı kapalı bir odada istediği veya istemediği yerlere gitmesine ve istediği sitelere girmesine müsaade edebilir misiniz? Bu soruların cevabı zor değil, ancak icrası zordur.

İnternet üzerinde faaliyet yürüten uzmanlar toplumun hangi alanlarından gelirlerse gelsinler 20 yaşın altındaki gençlerin internetten yoğun bir şekilde etkilendiğini ileri sürüyorlar. İnsan zihninde değişimi hedefleyen bu türden yumuşak savaş silahları en büyük darbeyi tecrübesiz ve cazibeli şeylere meyleden gençlere vuruyorlar. Özellikle gelecek vaad eden ve Müslümanların yeryüzüne çekidüzen vermesi için umut bağladığı “Müslüman gençlik” olgusunun yok olması ve bu terimlerin altının boşalması uğruna yumuşak savaş merkezlerinin özel laboratuvarlarında yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin gençleri cezp eden fairboox gibi sitelerin kurucuları olarak genç ve masum çehreler perde önünde gösterilirken, perde arkasında Washington’un, Londra’nın, Paris’in ve Telaviv’in yumuşak savaş generalleri her zaman gizlenmeye çalışılmaktadır.

Bu alanda çalışan uzmanlar, yumuşak savaşın tehditleri karşısında Müslümanların tavşan uykusuna yattığını, düşman saldırılarını etkisiz hale getirmede yeterli önlemler alınamadığından gençlerin korumasız kaldığını ileri sürüyorlar.

İletişim teknolojisini elinde bulunduran Batı, yumuşak savaşın saldırgan tarafı olduğundan, cephenin zayıf halkasını oluşturan Müslümanlar sürekli savunma tarafını oluşturur. Bu ateşten korunma amacıyla savunma çabalarına yeterince eğilmemeleri, düşman saldırılarının önünde tutunmada güçlük çekmelerine ve zarar görmelerine sebep olmaktadır.

Yumuşak savaşın komutasını üstlenen istikbar güçleri, düşünce ve görüşleri ne olursa olsun bütün insanlığı dönüştürme ve arzuladıkları zemine çekmeye çalışmaktadır. Bugün beşer elde ettiği imkânlarla başkalarının zihninin içini görebilmekte, hayatlarına girebilmekte ve efsanevi kalıplarla görüşlerini dikte etmek için çabalamaktadır. Gerçek hayattan kopararak insanları yozlaştırma, kendilerine yabancılaştırma ve çıkarları için istediği gibi kullanma üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Batının Müslümanlara yönelik kültürel savaşı uzun yıllara dayanmaktadır. Yumuşak savaşta psikolojik, kültürel ve toplumsal alanda yoğunlaşırken, son yıllarda uydu ve internet, ellerini rahatlatmış, saldırılarını daha yıkıcı hale getirmiştir.

 İnternet dünyası hayatı büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. Örneğin eskiden uzun zaman alan mektuplaşmanın hızı internet vasıtasıyla çok kısa süreye düşmüştür. İnsanlığı bu kolaylıklarla buluştururken, bu bir iyilik ve lütuf diye yapmamaktadır. Bilgilerimizi çalarak, sırlarımızı öğrenerek ve zaaflarımızı keşfedip daha fazla yüklenerek daha derinden dönüştürme ve modern köleler haline getirmeye çalışmaktadır. İnternete girdiğimiz anda bilgisayarımızdaki bütün bilgileri birkaç saniyede çalarak satranç ustaları gibi zihinlerimiz üzerinde yoğunlaşmaktadır.

İnternet ortamı onlara ait olduğundan, başkalarına ait meydanlarda at koşturma zordur. İnternet şebekesinin kurucuları olan Batılılara aynı silahlarla karşılık verme bir yere kadar etkili olsa da oyun kurucularıyla başa çıkma fazla kolay değildir.

Bağımsız internet ağımızı kurma imkânı olmayınca ve internet, hayatın zaruri bir parçası halini alınca, düşmanın bu yöndeki saldırılarını etkisiz hale getirme ya da en aza düşürmek için çabalamalıyız. İlk yapacağımız şey internet dünyasına açılan gençlerimizin etrafında güçlü koruma reflekslerinin oluşturulmasıdır. İman, İslami kültür ve bilinçle aşılayıp güçlü cemaatsel bağlarla kontrol altına aldıktan sonra internet alanına yönlendirebiliriz. İslami kültür ve bilinçle donatılmış ve İslami ruhla aşılanmış insanlar interneti kendi kural ve kaidelerine göre kullanıp günün diliyle mesajlarını insanlara ulaştırabilirlerse düşmanın kendilerine yönelik hesapları boş çıkacağı gibi, İslam’ın Batı insanınca tanınması düşman kalelerinde sarsıntılara yol açacaktır. Ciddi bir hazırlık yapıp düşmanın silahıyla düşman kalelerini düşürme, İslam’ın mesajını Doğudaki ve Batıdaki şehirlerin kapılarından içeri sokma imkânını elde edebiliriz. Bunun için ciddi bir azimle demiri leblebi yaparak, zamanı ve şartları en iyi şekilde değerlendirerek sahaya inip güçlü programlarla birçok zorluğu aşacak ve çelikten örülmüş Batı başkentlerinin kapılarından içeri dalarak vahyin çağları aşan evrensel mesajını dünyanın dört bir yanına ulaştırabileceğiz.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar