Keyfimizden değil dostlar, mecburen…

Sosyal medyada zaman zaman “Arkadaş, Pkk’yi çok gündem edinmeyin, başka işlerle de uğraşın!” şeklinde bazen iyi niyetli bazen de art niyetli söylemlerle karşılaşıyoruz.

Klavyenin başına oturduğumuzda, barışın nasıl temin edileceğine, güzelliklere hep beraber ve nasıl ulaşabileceğimize dair fikirlerimizi serd etmeye karar vermişken, ardı arkası kesilmeyen hayâsız saldırılardan birini veya birkaçını daha haber alıyoruz.

Böyle olunca ister istemez gündemimizi bu noktaya teksif ediyoruz. 

Ezbere ya da karnından konuşmayıp hakikaten Kürt halkının maslahatını düşünenlerin sözlerine elbette kulak veriyoruz.

Bir şartla ki, o da adalet ve hakkaniyet ölçülerine riayet edilmiş olmasıdır. Bu da kuşkusuz sürekli saldır(tıl)an kesimi mertçe ve yiğitçe deşifre edip mahkûm etmeye çalışmaktır.

Belki taraf olmamız hasebiyle söylediklerimiz yanlı olabilir diye, kamuoyu tarafından tanınan ve böylesine erdemli davranışlar sergileyen iki ismin, Sayın Altan Tan’ın ve Sayın Sıtkı Zilan’ın yazılarından bir bölümü iktibas etmek istiyorum:

“…DTK içindeki ‘bir grup kişinin’, İslami kesimle sıhhatli bir ilişki kurulmasını engellediğini dile getiren Tan, şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti nasıl Diyanet İşleri`ni kontrol ediyorsa biz de kendimize göre bir İslamcılık ortaya koyalım, kontrol edebileceğimiz Müslümanlarla, İslamcılarla ittifaka girelim ve mümkünse bunları da bir süre sonra PKK`lileştirelim. Bu yanlış bir proje. Herkesin PKK`li olmasına gerek yok; adam İslamcı olur, demokrat olur, senden farklı düşünür ama Kürtlerin hak ve hukuk mücadelesine destek verir; Kürt olarak da verir, Türk olarak da verir .”(Altan Tan)

“…KCK, BDP ve PKK medyası yolgeçen hanını andırmaktadır. Onlarca kirli el oralarda mesken tutmuş ve Kürdistan halkının maslahatına olmayan oyunlar peşindedirler. Zavallı gençler de kardeşlerine, öz kardeşlerine, zor zamanda onlara lazım olacak Kürdistan’ın kahraman evlatlarına ve kendilerine hayatı zehir etmektedirler. Kürtlerin kaderi ölüm, zindan olmasın istiyoruz. Gerekirse bu gençlerin ellerini öpmeye hazırım, lakin kalleşçe bu gençleri diğer Kürtlere saldırtanları ne biz ne de Allah affedecektir.

Buna karşı Hüda-Par çevresi disiplinli, mutedil, bu halkın geleceğinde söz sahibi olabilecek istidada sahiptir. Bunu çekemeyenler vardır. Bence sabretmek en iyisidir. Lakin devlet her zaman olduğu gibi kalleşliğini devam ettirmekte, kardeş kavgasına seyirci kalmanın ötesinde, tam içinde yer almaktadır.”(Sıtkı Zilan)

Zahiren kötü gibi görünen bu süreç, feraset ve basiret sahiplerine çokça merak edilen şu soruların cevabını gün gibi vermektedir:

-90’lı yıllarda neler oldu?

-Pkk-Hizbullah çatışması olarak kayıtlara geçen hadiseler nelerdir?

-Bu çatışmaları ilk başlatanlar kimlerdir?

-Devletle savaşan Pkk’ye Hizbullah Cemaati mensupları iddia edildiği gibi durup dururken mi saldırdı?

-90’lı yıllarda olduğu gibi şimdi de saldırılar karşısında halkın zarar görmemesi, derin yapıların memnun edilmemesi adına, Hz Eyyub’un sabrı ile hareket edenler kimlerdir?

Yaşanan süreç bu soruların tamamına çok net cevaplar vermektedir. Kimlerin sağduyulu olduğu, halkı düşündüğü, halkın değerlerine sahip çıktığı, kimlerin boğazına kadar kirli ilişkilere bulaştığı, iğrençlik boyutuna varan ayak oyunlarını sergilediği, adam harcadığı vs. ortaya çıkmıştır.

Pkk ve Pkk’ye yakın tescilli İslam düşmanı marjinal solun medyasından dökülen necasetle kafası bulanmış kişiler için bulunmaz bir fırsat doğmuştur. Özgürlük mücadelesi maskesinin arkasına saklanarak zihinleri iğdiş eden bu konsept, suçüstü yakalanmıştır.

Bu konsept savaş ve yıkım konseptidir. Deşifre edilip mahkûm edilmelidir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar