Zülküf RÜZGAR

Zülküf RÜZGAR

Köpek Isırırsa, Suçlu Kim?

Eğer bir kuduz köpek sizi ısırırsa, siz kimi suçlarsınız? Köpeği mi, sahibini mi?
Elbetteki sahibi suçludur. İsrail’in katliamlarının gerçek sorumlusu, onun tüm yaptıklarına kayıtsız şartsız destek veren ABD’dir.” Yukarıdaki tespit, Filistin dostu ve Amerikalı bir aktöre aittir. Terör şebekesi israil’in kuruluşundan bu yana Amerika’nın takip etmiş olduğu politika, tamamen işaret edilen bu eksendedir.
 
Amerika’nın başta Ortadoğu olmak üzere, İslam coğrafyasına yönelik olarak takip etmiş olduğu siyaset, israil’i koruma ve kollama eksenlidir. Hatta denilebilir ki oluşmuş olan ABD klasik devlet politikasının en önemli unsuru israil’in çıkarlarıdır.Ortadoğu’daki her sürece ve olaya müdahale bu minval üzere yapılır. Askeri, siyasi ve ekonomik dengeler kurulurken ABD’nin olmazsa olmaz kırmızı çizgisi, israil’in güvenliğidir.




ABD, ekonomisinin çok bozulduğu dönemde bile en önemli ekonomi kalemlerinden birisi olan silah ihracatını gerçekleştirirken hep Ortadoğu’daki askeri dengeyi israil lehine gözetti. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’a 60 milyar dolar civarında silah satmayı öngören anlaşmayı imzalarken bile yine bu hususu gözetti.
İktidar değişikliklerinden, askeri müdahale ve işgallere kadar hep israil’in güvenliği öncelendi.
İsrail’in etrafındaki yalnızlık çemberinin kırılması için ülkeler tehdit edildi.


Bugün Ortadoğu’da Müslümanların aleyhinde işbirlikçi kukla yönetimlerin eli ile oluşturulan siyasi dengesizlik, bu politikanın bir sonucudur. Özellikle de Filistin sorununun çözülememesi, Filistin topraklarının işgal edilmesi, işlenen katliam ve zulümler Amerika’nın eseridir. Yine Filistinliler arasındaki bölünmüşlüğün de gerçek suçlusu Amerika’dır. Tüm İslam âlemi’nde olduğu gibi Filistin’deki tefrika ve nifak, ABD’nin eseridir.


Filistinliler, ABD’nin müdahale ve tehditlerinden dolayı siyasi birlikteliklerini, kendi iradeleri dâhilinde gerçekleştiremiyorlar. Ve bugün uygulanan ambargonun gerçek mimarı da ABD’dir. İsrail’in her türlü katliamlarına destek veren ABD, bu katliamların ve zulümlerin engellenmesine dönük ortaya konulan çabalara da engel olmaktadır.

Devletler alenen ve korsanca tehdit edilmekte ve israil’in zulüm yolu sonuna kadar açık tutulmaktadır. Mesela BM’de, israil’in uluslararası hukuku hiçe sayarak attığı adımların mâhkum edilmesine fırsat vermemektedir. Hatta kınama kararlarının bile çıkmasını engellemektedir. İşte bütün bunlardan cesaret alan siyonistler, her türlü vahşet ve hukuksuzluğa imza atmaktadır.
Özellikle de israil’in güvenliğini önceleyen ABD politikasının, Filistin uzlaşısı konusundaki olumsuz etkilerine dikkat çekmek istiyoruz.


Amerika Birleşik Devletleri’nin Filistin Yönetimi’ni, Filistin uzlaşısının gerçekleşmesi halinde 450 milyon dolar tutarındaki yardımı kesmekle ve bağışta bulunan ülkelere baskı yaparak Ramallah yönetimine yardımları durdurmakla tehdit etmektedir. Özellikle Filistinliler arasındaki uzlaşma müzakerelerinin zemininin hazır olduğu dönemlerde hemen ABD müdahalesi geliyor. Filistinlilerin uzlaşmaması ve ulusal birlikteliğin sağlanmaması için tüm kartlarını kullanıyor.

Çünkü Filistinlilerin uzlaşması demek, Filistin davasının çehresinin ve mücadele mecrasının önemli ölçüde değişmesi demektir. Filistin siyaset zemininde bu ufkun yakalanması, Ortadoğu’daki havayı değiştirir. İsrail’in Filistin konusundaki politikaları ve ulusal güvenliği, önemli ölçüde tehlikeye girer.


İşte yine bir uzlaşı süreci ve yine ABD’nin müdahalesi geliyor. Son müzakere sürecinin ertelenmesinin en önemli nedeni yine emperyalist ABD’nin müdahalesidir.
Önümüzdeki hafta Barack Obama, Ortadoğu gezisine başlayacak. Bu fitne turu kapsamında Obama’nın Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmesi bekleniyor. Ortadoğu’da kritik kırılmaların yaşanması, yaşanmaya devam etmesi ihtimali ve kaos sürecinin nasıl sonuçlanacağı konusundaki belirsizlik ABD’yi daha ihtiyatlı olmaya sevk ediyor. Anlaşılan o ki ABD, Filistin’in kukla yönetimini bizatihi başkan düzeyinde birinci elden terbiye etmeyi uygun görüyor.


Filistin davasını küçük hülyalar kafesine hapseden ve küçük bağışlar karşısında emperyalist ve siyonistlerin bölge politikasının bir aktörü olmayı kabullenen Mahmut Abbas, bu tehditlere ve baskılara dünden boyun eğmiş durumda.
İktidarını ve güvenliğini dış güçlerin lütfuna bağlayan Mahmud Abbas, işgal etmiş olduğu illegal makamını korumak uğruna Filistinlilere sırt çeviriyor. Amerika’nın siyasi ve ekonomik rüşvet sopası Mahmut Abası iyi terbiye etmiş.

Daha doğru bir ifade ile çok iyi arsızlaştırmış. Halkına dayanmak yerine işgalcilerle el ele vermeyi ve davasına sırt çevirmeyi stratejik bir siyaset olarak takdim eden Ramallah yönetimi, Amerika’nın esiridir. İsrail ile ilişkileri belirleyen de Amerika’nın bu işbirlikçi taifenin ellerine ve ayaklarına vurmuş olduğu siyasi ve ekonomik prangadır. Bütün bunlardan sonra soruyoruz, sizce asıl suçlu kim?
Etrafa saldıran kuduz köpek mi, o kuduz köpeğin tasmasını tutan ve köpeği engellemeye çalışanları sopası ile tehdit eden ABD mi?
 

Önceki ve Sonraki Yazılar