Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Libya’da neler oluyor-açık mektup

İslam âlemi bir mektep ve medreseye dönüştü Allah’ım! Nereden başlayalım ki?

Bizdeki cumhurbaşkanı seçimi; iktidar(lar)ı gayrimeşru yollardan devirmek için oluşturulan iç ve dış ittifaklar; birbirlerini yok farz eden Müslümanlar; Ortadoğu’daki değişim ve dönüşümlerin her biri; Ortaasya’daki dönüşümler; Afgan-Pakistan-Çin üçgenindeki sosyal mühendislikler ve katliamlar; Balkanlar ve AB ülkelerindeki Müslümanların tehdit unsuru olarak algılanması; Afrika’deki gelişmeler ve daha niceleri.

İslam âleminin durumunu izah için şimdilik bir kenarda kalan Libya’daki gelişmeleri ve bu çok önemli gelişmelerin arka planını izah etmeye çalışacağız.

Mısır’da, “VI. Libya’ya Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Toplantısı” yapıldı. Toplantıda “meclis başta olmak üzere, devletin meşru kurumlarının rolünün ve ordu ile polisin de içinde bulunduğu kurumların yeniden yapılandırılmasının desteklendiği..”gibi üstlerine vazife olmayan konulara dikkat çekildi. Toplantı, ABD’ye rağmen(?!) yapılmış gibi sunuldu.

Haber, ABD’deki yetkili kurumlarca da doğrulandı, taktir edilmedi(!?)

Toplantıya; Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan, Çad devletlerinin dışişlerinin yanı sıra Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabî, Afrika Birliği Libya Temsilcisi Delta Muhammed de katılıyor.

Mezkur çalıştayın akabinde, Mısır ve Birleşik Arap Emirliklerine bağlı “Özel Kuvvet Birlikler” Libya’da iktidar mücadelesi veren “İslami cephelere karşı en az iki kez hava saldırısı” yaptı. Hava saldırılarında İslamcı birliklere ait üslerin yerle bir edildiği de gelen haberler arasında. Bakar mısınız şu Mısır’a ve darbeci Pisi’ye!

Bu, işin hikâyesi. Bizler, ABD’nin böylesi operasyonlardan rahatsız olamayacağını, aksine bu tür operasyonları teşvik ettiğini biliyoruz. Durum; iktidar mücadelesi veren Müslüman halklar için gayet hassas ve naziktir.

İlgililere Açık Mektup:

Bu gelişmelerin esprisi, Mısır’ın Libya’ya düzenlediği kesinleşen sınır ötesi operasyonlarında gizlidir. Mursî’nin şahsında, tüm Mısır halkının iradesini çalan Sisi’nin artık uluslararası bir piyon olduğu açık. Batı dünyası, durup dururken Sisi’nin Rabia Meydanı’ndaki katliamlarına karşı “Üç Maymunları” oynayıp kayıtsız kalmadı. Sisi, şu an sırtını verdiği Suud ve yedeğine aldığı Birleşik Arap Emirlikleri ile “Müslüman coğrafyalardaki sandığın tek galibi olan İslami muhalefete karşı, Batı ve İsrail’in isteyip de yapamadığı operasyonların kahramanı ve amelesi kesilmek” istiyor. Bu güruhun ikinci yedeği, Mursi hapse atıldığında; “artık İslamcıların sonu geldi..” diyen Esed’dir.

Netanyahu: "Arap dünyası Hamas`a karşı, kim onlarla beraber; Katar, Türkiye ve İran." Mahlûk, doğru söylüyor.

Biz de genelde İran ve Katar’a özelde de Türkiye’ye ve Türkiye’deki mevcut iktidara-mazlumlar adına- rica ediyoruz: İslam alemi kritik bir süreçten geçmektedir. “İçerde ve dışarıda imkân sahibi mü’min her kişi, kurum devlet ve hükümetlerin;” emeklemekte olan, sessiz çoğunluğun sesi olmak için çabalayan mazlum kesimler için indallah’ta sorumlulukları var ve mes’uldurlar. Şöyle ki:

Bu geçiş diyebileceğimiz bu süreçte sessiz çoğunluklar sandık ve sokakta seslerini duyurma imkânı buldular, iktidara geldiler, geliyorlar.

Meşru iktidarları gasp işinde, Batı, ABD’nin direk katkısı vardır. Gasp’ı aklama işini,yine Batı’nın kurum ve kuruluşları (BM, NATO, Adalet Divanı..) üstlenmiştir.

Halkların, haklı ama amatör tecrübelerle adeta ejderhanın ağzından çıkararak oturtmaya çalıştığı “demokratik haklar ve meşruiyete” sahip çıkılmalıdır.

Mazlum halk hareketlerinin kazanımlarını gasp edenler kınanmalı; Batılı devlet ve kurumlar nezdinde her vesile ile dile getirilmeli. Örneğin Mısır ittifakının koordine ettiği hukuksuz Libya operasyonları işlenmelidir.

Şark’ın; ABD ve AB ülkelerinin, Ortadoğu’daki tüm hukuksuzluklarının bilincinde olduğu; 150 yıldır oynadıkları oyunların, yakın bir gelecekte, kendilerine artık zarar vereceği her zeminde anlatılmalıdır.

İki dünya savaşının faili, Hiroşima’ya atom bombası atan ve Batı’da demokrasi isterken, Doğu’da despot yönetimleri destekleyen Batı’nın, mevcut lüksünü kaybetmeme adına dahi olsa fitne ve silahtan vazgeçmeyeceği bilinmelidir.

Batı, hep bizim zaaflarımızdan, cehaletimizden nemalandı, nemalanıyor. Müslümanlar da tüm bu zaruret ve kargaşaya rağmen her şart ve zeminde –yine diyorum; Üstad’ın deyimiyle- “Bu acib asırda; hafızlar ve hocalar Zulfükar’a; muallimler de Asa-yı Musa’ya şiddetle muhtaçtırlar.” Filistinli muvahhit ve mücahitlerin “iman, basiret ve cesaretlerinin” Mel’un Kavm-i Yehud’a nasıl diz çöktürdüğünü göremiyor muyuz? Rabb’im kendine güvenenleri mahrum ve mahçub etmemiştir. Hâşâ! Dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar