Mal mal bakmak

YPG'ye "Fırat'ın batısına çekilmenin kırmızı çizgi olduğunu söyleyen Ahmet Davutoğlu'na "YPG Fırat'ın batısına geçecek sen de mal mal bakacaksın" demişti, Demirtaş.

Demirtaş'ın bu sözleri HDP trolleri tarafından günlerce gündemde tutulmuş,  Demirtaş'ın mizahı ve üstün zekası(!) konuşulmuştu.

Basiretten yoksun kitle, Demirtaş'ın zekasını konuşurken biz de bu köşede YPG'nin tekçi ve baskıcı tutumunun Türkmenler ve Arapların yanı sıra Rojava'daki YPG'li olmayan Kürtlerin bile nefretine yol açtığını, ters yönden esecek basit bir rüzgârın Kürt halkı için fırtına ve kasırgaya dönüşeceğini ve YPG'nin Kürtleri bir felakete sürüklediğini yazmıştım.  Yüzyıllardır Suriye'de yaşayan Kürtlere kimlik vermeyen Esed'in Kürtlere federasyon vermesinin hayal olduğunu belirtmiş, kaos dönemindeki kazanımların geçici olduğunu, Kürtlerin kendileri dışındaki unsurlarla yaşama planını icra etmeleri gerektiğini belirtmiştim. Bunu yazdığımda izandan yoksun, günü okumaktan uzak zekâlar beni Kürtlerin gelişmesini istememekle itham etmişlerdi.

Gelinen son süreç Rojava'daki Kürtleri bekleyen tehlike sinyallerinin başlangıcıdır. Başta ABD ve Almanya olmak üzere, Kürtleri gaza getiren bütün Batılı güçler, sırt çevirmeye başladı. Felaketin habercisi olan bugünlerden dolayı yüreğim yanıyor. YPG sözcüsü Redur Xelil “ABD'nin desteklediği Demokratik Suriye Güçleri'nin isteği üzerine YPG olarak Fırat'ın batısından çekiliyoruz” demesi, sürecin çözüleceği anlamına gelmez. Felaket çanlarının çalmaya başladığı bugünlerden dolayı yüreğim yanarken YPG'nin geri çekilişine birileri "mal mal bakıyor."
MİT Mİ ÖLDÜRDÜ?

15 Temmuz 2016 tarihli Bahoz Erdal'ın öldürülüp öldürülmediği ile ilgili yazımda “Tel Hamis” yani Türkçesi “Beş Tepe” anlamına gelen örgüt veya yapı, yaklaşık beş yıldır iç savaşın sürdüğü Suriye'de adı yüz yirmi örgütün içinde geçmeyen bir örgüt. İsmi duyulmayan bu örgütün “Beş Tepe” adıyla anılması bir tesadüf mü yoksa eylemin adresini gösteren bir imza mı? PKK medyasının sürekli Saraya karşı savaşıyoruz ifadesine sarayın bir cevabı da olabilir. Gelinen noktada MİT'in imzasını göstere göstere bir eylem icra ettiği söylenebilir. MİT, bu eylemle sadece Bahoz'u ortadan kaldırmakla kalmamış PKK ile PYD ilişkilerini silinmeyecek bir belgeyle belgelendirmiş oluyor. Bundan sonra da MİT yurtdışında eylem yaparsa şaşırmamak gerekir" diyerek bundan sonra MİT'in PKK/PYD yöneticilerine karşı suikast düzenleyeceğini belirtmiştim.

Yazımın üzerinden bir ay gibi kısa bir süre geçmeden Suriye Demokratik Güçleri tarafından Menbiç'in alınmasının ardından kurulan Cerablus Askeri Konseyi'nin komutanı Abdussettar el Cadiri, pazartesi günü kimliği belli olmayan kişilerce öldürüldü.

Suriye'de YPG destekli yapılar, Cadiri'nin MİT tarafından Şeykler köyünde keskin nişancı atışı ile öldürüldüğünü iddia etti.

Benim gördüğümü görmeyen, görmekten uzak olan birilerinin Kürtler hakkında ahkam kesip Kürtleri felakete sürüklemesi Kürtlerin en büyük talihsizliğidir.

Bundan sonra yeni operasyonlar olur mu derseniz, Cerablus'tan sonra MİT ile YPG'nin temasının daha kolay olduğunu belirtmekle yetinirim.

HAÇLI TETİKÇİSİ

"Haçlının ülkenizi işgali çok tehlikeli, kötü bir şey değildir. Bir kere Haçlılar sizin namusunuza ilişmezler, mabetlerine karışmazlar."

Bu sözleri hangi ihanet tellalı söylemiş olabilir, ya da hangi Haçlı uşağı Haçlı'yı şirin gösterme çabasında?

Bu sözlerin sahibi bir Papaz mı, bir Rahip mi yoksa Kardinal mi?

Kim bilir belki de baş piskopos.

Bir Müslüman'ın ağzından çıkmayacağı gibi, yüreği Müslümanlarla olan birinin sarhoş iken bile sarf edemeyeceği sözler.

Sözlerin sahibi, bir kitlenin dinini yozlaştırarak başladı işe. Sonra yeni bir din vücuda getirme çabalarına girişti.

"Bu adamın yarın öbür gün bütün tabanının Hıristiyan olmasını isterse şaşırmayın" dediğimde tepki göstermişti şaşkalozlar.

"Kimseyi tekfir etmek haddim değil, ama bu hainle aynı dinde değilim" dediğimde ne demek istediğimi anladınız mı dostlar!

Haçlıların ilişmeyeceği din  ve mabedin İslam'la ilgisi olmaz/olmamıştır.

Haçlılar, Hıristiyanlık değerlerine sahip katedral ve kardinale ilişmezler.

Haçlılar, Müslüman görünüp  arkadaşlarını ispiyonlayan bir karaktersize, vaiz görünüp Müslümanlara savaş açan bir şarlatana ilişmekten ziyade başarı ödülü vermeliler.

Hem Haçlı neden Hıristiyan'ın mabedine karışsın, neden Hıristiyan kadınların namusuna göz koysun ki?

Ancak Müslümanlara gelince, bak Vaiz görünümlü şarlatan Haçlıların bütün saldırılarında Anadolu insanı at toynakları arasında ezildi.

Ve Haçlı ordusundan daha kudurgan alçakların, yani bir dolara ruhlarını satın aldığın cibilliyetsizler 15 Temmuz'da da tank paletleri arasında ezilen  halkımıza vahşetin en alasını yaşattı.

KAHRAMAN, ROL ÇALAN veya ŞARLATAN

Allahu ekberden rahatsız, demokrasi bezirganı bir zat 15 Temmuz'da saklandığı kümesinden bir ay sonra çıkıp toplumdan rol çalmaya, etkili olamayacağını anlayınca da kara çalmaya çalıştı.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse, katıldığı bir televizyon programında, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi ve sonrasında yaşananları değerlendirdi.Aslında buna pek değerlendirme denmez. Zira değerlendirmeden ziya birine şirin görünmek adına eline tutuşturulan bir evrak-ı perişanını okuma çabasını gördük.

Halkın 'Din adına değil de demokrasi adına' sokağa çıktığını iddia eden bu zata sormak lazım: "15 Temmuz'da neredeydin beyefendi?"

Hani 15 Temmuz gecesi meydanda olup bu değerlendirmeyi yapmışsa nakıs bir zaviyeden baktığı düşünülebilirdi.

Ancak o gece ve bir sonraki gece "acaba hangi taraf kazanır" düşüncesiyle meydana çıkmayıp aylar sonra merdane kesilene kahraman değil şarlatan derler.

Bunu hakaret olarak kullanmıyorum, zira elimdeki rolü çalan veya yaşamım boyunca giymek istemediğim bir libası giydirme gayretindeki bu kirli zihniyetin benim adıma ahkam kesmesi bana ve tüm inananlara en büyük hakarettir.

a Haber televizyonunda Kadraj programına konuk olan Köse'nin "Bizim olayı din üzerinden okumamamız gerekiyor. Yani karşımızda bir ordu var ordunun içinde din kisvesi ile hareket edenler var. Yani din adına yapılmış bir darbe var. Fakat bizim bu darbeyi karşılarken din üzerinden, din söylemleri üzerinden karşılamamız Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülüktür. Şunu söylüyorum. Yani din duygusu öne çıktı, doğrudur. Yani işte mesela o gün akşam insanlar gittiler. Belki de birçoğu Doğan medyasına kızıyordu, CNN'i kurtardılar. İçeri girerken de 'Ya Allah Bismillah Allahu ekber' dediler. Hepimiz bundan mutlu olduk. Belki kendisini çok laikçi olarak tanımlayanlar da bundan mutlu oldu. Ama buradaki halkın direnişi din adına yapılmış bir direniş değil, demokrasi adına yapılmış bir direniş. Yani “Ben halkım. Burada bir siyasal sistem var, bu siyasal sistem seçimlere bağlıdır. İktidarı ben alırım, ben getiririm.”  Bunun adına halk sokaklara döküldü. Şunu söylüyorum. Bunu sloganik hale getireyim isterseniz: Allahu ekber sesinin demokrasi sesini bastırmaması gerekiyor." sözlerinden sonra "olur, başka emriniz var mı, gel aramızda amigo ol" demek icap eder.

Bir ilahiyatçının hezeyanları dinlendi programda. Ve bir ruh hastasının safrasındaki kir boca edildi. Bir anlamda ihanet vesikası sergilendi.

Zaten öteden beri Tarih insanları ikiye ayırmıyor mu öteden beri?

Gerçek kahramanlar ve rol çalanlar.

Ancak o günkü programdan sonra üçe ayırmanın elzem olduğu görüldü.

Yani gerçek kahramanlar ve rol çalanların yanınakocaman harflerle şarlatanları yazmak gerekir.

TERS AÇI

HALK KARARINI VERDİ

Bunak Kardinalin her sözünü ayet belleyen yapı, olayları yorumlamaktan aciz olduğundan FETO'nun kayış attığını fark edemiyor.

17 Temmuz'da yabancı basın mensuplarına demeç veren Gülen, darbeden ziyade Erdoğan'ın ruh yapısı, Fuat Avni ve klozetteki karınca ile ilgili elli dakika konuştuğu halde, örgüt mensubu tek bir fert, çıkıp da "Ne saçmalıyorsun birader!" demedi.

Böylesine önemli bir günde Gülen'in dönüp dolaşıp sözü klozetteki karıncaya getirmesi, adeta insanların aklıyla dalga geçmek anlamına gelir.

Zaten yıllardır her konuşması dönüp dolaşıp klozetteki karıncaya geliyor.

Hani  şu malumunuz olan "Klozette düşen karıncayı çıkarmak için dört saat uğraştım" ifadesi var ya!

Düşünün, klozetteki karıncayı çıkarmak için dört saat uğraştığını beyan eden bir beceriksiz, zamanında rahmetli Erbakan'a "Beceremediniz, bırak git" diye racon kesmişti.

Aynı beceriksiz, ülke emniyetinde ve askeriyesinde söz sahibi...

Aslında karınca mevzusu beraberinde birçok soru işareti de barındırmıyor değil.

Bu beceriksiz adam, bir karıncayı çıkarmak için dört saatini verdiğini ifade ettiği bir olayı tabanıyla paylaşırken neyi amaçlıyor?

Olayın ilk ifşası sahiden kendi itirafları mıdır?

İtirafsa, beceriksiz bir kişilik var ortada.

Beceriksizliğini görmeyen tabanı, bu olayı da yufka yürekliliğine bağlamış.

"Ben bu kadar yufka yürekliyim" meyanında bir açıklamada ise riyanın tavan yaptığı şeytani bir ego ve plan söz konusu.

15 Temmuz kalkışmasında tankların altına yatan, arabasını tankın önüne park edip kontağı denize atan insanlar için "ellerine yüz dolar vermişler, onları alana sürmüşler" diyen biririn yanında bu kavramlar daha temiz kalmaz mı?

Parçalarını köprü çevresinde topladığımız cesetleri yüz dolarlık diye lanse eden aşağılık bir meczuptan daha iğrenç ne olabilir?

Bir dolara kiraladığı adamlarının yüz dolara nelerini satacağının bilincindeki bu kirli emel tetikçisinin halkın oraya yüreğini koyacağını anlaması mümkün değil, zira bu satılık adamda yürek yok.

İnsanlıktan söz etsek, alanına girmez.

15 Temmuz'da sifonu çeken halkın alnından öperim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.