Zülküf RÜZGAR

Zülküf RÜZGAR

Mısırdaki Olayların Analizi

Mısırdaki olaylar, Mısır toplumunda devrim noktasında alınması gereken daha ne kadar yol olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Mübarek yönetiminin devrilmesi sürecine katkıda bulunan veya bulunmuş gibi görünen bazı kesimler, çıkar ve nüfuzlarını, eski ayrıcalıklarını kaybetme endişesiyle süreci sabote etmeye yöneldiler.
Mısır, her açıdan İslam Ümmeti için büyük bir önem arz etmektedir. Mısır, Ortadoğu üzerinden hesap yapan tüm bölgesel ve küresel aktörlerin hesaba katması gereken bir güçtür. Özellikle Muhammed Mursi ile beraber bağımsız bir dış politika takip etmesi, bölgesel dengeler açısından taşları yerinden oynattı ve Mısır’ın önemini daha da artırdı.

Arap dünyasının ağabeyi konumunda olan Mısır, Araplar üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir. Daha evvel emperyalistlerin Ortadoğu’daki en önemli karakollarından birisi olarak gördüğü Mısır, artık peyk olmaktan çıktı. Siyonistler için ise, bu coğrafyada yaşanan değişim ve dönüşüm süreci, herhalde Ortadoğu siyaseti için yeni bir milat ve yeni bir sürecin başlangıcı oldu.

Türkiye, İran, Suudi Arabistan gibi ülkeler de dış politikalarında Mısır’ın tutumunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Siyonistler her açıdan Mısır’ı sağılacak bir inek olarak görüyorlardı. Mısır doğalgazının israil’e peşkeş çekilmesinin hiçbir mantıklı izahı yoktu. Ve siyonistler yıllarca sudan ucuz bir fiyata bu doğalgazı kullana geldiler. Mısır; Filistin direnişini bastırma konusunda, israil’in en büyük yardımcısı idi. Siyonistlerin Filistinlilere uyguladığı ambargoya sıkı sıkıya riayet ediyordu.

Mısır istihbaratı, adeta İsrail ve Amerika istihbaratı gibi çalışıyordu. Mısır genelkurmayı, ABD’nin bir karakolu gibi çalışıyordu. Ele geçen belgeler, bütün bu gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya koydu. Devrim süreci ile beraber bu meşum ağ büyük bir darbe yedi. Ama yüksek yargı başta olmak üzere, bürokrasinin kilit noktalarında hala Mübarek artıkları, iktidar ve makamlarını koruyorlardı. Bu elit kesim, devrim adına kayda değer hiçbir adımın atılmasına müsaade etmiyordu. İşin burasında yol ayrımına gelinmişti. Ya devrim süreci sulanacak, miadını dolduran birkaç aktörün değişmesi ile sınırlı kalacak, ya da devrim süreci gerçek mecrasını bulacaktı. Asıl devrim yeni başlıyordu. Mursi, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak başta askeriye ve istihbarat alanında olmak üzere birçok kuruma neşter attı. Özellikle Sina olaylarında genelkurmay ve istihbaratın nasıl bir tertip içerisinde oldukları açıkça ortaya çıktı.

Mursi, askeriye ve istihbaratta önemli operasyonlara imza attıktan sonra, İslam karşıtı cephenin son ve en güçlü kalelerinden birisi olan ve Mısır’da yargıçlar diktası kurmaya çalışan yargıya el attı. Çünkü devrim sürecinde alınan bütün olumlu kararlar, bu yüksek yargı tarafından vatan ve millet adına(!), kanun namına(!) veto ediliyordu. Hiçbir olumlu adıma müsaade edilmiyordu ve süreç tıkandı. Buraya bir neşter atılması gerekiyordu. Ve artık yargı diktasının, “kanun namına” deyip yaptıkları hukuksuzluklara ve yargı diktasına bir “dur” demenin zamanı gelmiştir. Her türlü olumlu süreci sabote eden bu güç odakları, adeta Mısırın geleceklerini iki dudakları arasına almışlardı.

Halkın yerine, halka adına, halkın maslahatı ile alakası olmayan bir gruh karar veriyordu. Yeri geldiğinde orduyu darbeye teşvik etmede de bir sakınca görmüyordu. İhvan yetkililerinin de açıkladıkları üzere, tertiplenen birçok komplonun merkezinde yine bu yargı diktası heveslileri vardı. Mursi, bunların komplolarını boşa çıkarmak için harekete geçince; laikler, solcular, libareller, milliyetçiler ve eski rejimin artıkları harekete geçip toplumsal bir kaos oluşturma çabasına girdiler. İşte Mısır’daki tablo bu şekilde kısaca özetlenebilir. Çıkarlarını ellerinden gitmesini istemeyen bürokrasi, “vatan, millet” edebiyatı ile, türlü türlü bahanelerle Mısır toplumunu kaosa sürüklemeye çalışmaktadır. Her iki taraftan milyonluk gösteriler düzenleme çağrıları gelmeye devam ediyor. Bir gözlemcinin deyişi ile, “onlar, Muhammed Mursi’yi öğle yemeğinde yemeye çalışırlarken, Muhammed Mursi onları sabah kahvaltısında yedi.”

Her şeye rağmen referandumun yapılması kararı alındı. Eğer bu referandum her türlü sabote girişimine rağmen gerçekleşecek olursa, İslami kesim bu süreçten eli güçlenmiş olarak çıkacak. İslami kesim, bu kaos ve anarşiye, tehdit ve şantajlara boyun eğmeyeceklerinin açıkça gösterdiler.
En son, Mısır`da Selefilerin önde gelen isimlerinden Said Abdulazim, "Eğer laikler Cumhurbaşkanı Mursi`yi devirmeye ya da başkanlık sarayına saldırmaya çalışırlarsa, biz de sakin durmayacağız. Mısır`da benzeri görülmemiş bir İslami devrim örgütleyeceğiz" diye konuştu.
Yani yerli işbirlikçiler ve onların küresel efendilerinin üzerine konmaya ve siyasi işret sofralarının mezesi haline getirmeye çalıştıkları Mısır devrimi, artık yutulacak ve sulandırılacak bir lokma olmaktan tamamen çıkmak üzere.

Önceki ve Sonraki Yazılar