Musibet ve Sıkıntılarımızı Mükâfata Çevirmek

Hz. Ali’ye sormuşlar, ‘Bu dünyada başımıza gelen bela ve musibetler ceza mı yoksa mükâfat mı?’

Hz. Ali ‘Eğer bela ve musibetler Allah’a yakınlaştırıyor ise mükâfat, eğer Allah’tan uzaklaştırıyor ise cezadır’ diye buyurur.

Ülke olarak zor ve sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Bir buçuk yıldır her gün onlarca insanımızın ölümüne, binlercesinin farklı düzeyde hastalanmasına, hayatın her alanında maddi-manevi sıkıntılara sebep veren bir salgın hastalık dönemini geçiriyoruz. Böyle bir dönemde Karadeniz bölgesindeki sel felaketleri, onlarca bölgede başlayan orman yangınları ile ciğerlerimiz yanarken Konya’dan gelen acı haberle sarsıldık.

Bütün yıkım ve acı sonuçlara rağmen sel felaketinde kimse bir kesimi veya bir grubu direk suçlayamadı. Yerleşim yerlerinin dağ yamaçlarına, dere yataklarına inşa edilmesi, ihmal ve tedbirsizlikle beraber yağmurun fazla yağması bu felaketleri kaçınılmaz kılıyor. Hükümet, valilik, belediye gibi kurumların ihmali olsa da oraya ev yapan insanların da büyük suçu var. Bütün taraflar suçlu olunca suçlamalar salt bir tarafa yüklenmeden belirli bir dozda kalıyor.

Ama orman yangınlarında bu böyle olmadı ve olmuyor. Daha önceki yıllarda orman yangınlarında yaşanan tecrübelerden yola çıkılarak bu kadar sayıdaki yangının bir anda çıkması, biri söndürülmeden farklı bir noktada başka yangınların başlaması akıllara sabotaj ihtimalini getirmektedir. Soruşturmalar sonuçlanmadan, ortaya herhangi bir delil konmadan suçlu hemen ilan edildi, PKK.

Ne yazık ki bir asırdır Kürt kimliğine yönelik red, inkâr ve asimilasyon politikalar sonucu Kürtler potansiyel suçlu görülmekte. Bazı siyasilerin, basın ve medyanın kin ve nefret söylemlerine rağmen şu ana kadar elhamdülillah büyük çapta bir olay meydana gelmedi. Gerçekleşen bazı münferit olaylar dışında pusuda ellerini ovuşturanların beklediği bir Türk-Kürt düşmanlığı ve çatışması yaşanmadı.

Ormanları ‘PKK yakıyor’ söylemi üzerinden Kürtlere yönelik kin ve nefret söylemi ve dili tekrar canlandı. Böyle sisli bir havada Konya’dan gelen haber bizi büyük bir acıyla birlikte büyük bir endişeye sevk etti.

Kürt olan bir aileden tam yedi kişi vahşi bir şekilde katledildi. Önce silahla öldürülüyor ve ardından ev ateşe veriliyor. İster Kürt, ister Türk, ister adli ister siyasi ya da farklı bir nedenden olsun bu cinayetler sadist duygularla işlenmiş bir katliam ve vahşettir. Vicdan sahibi olan herkes bu vahşeti kınamalı ve mahkum etmelidir.

Olay bütün yönleriyle araştırılmalı, varsa ihmaller ortaya çıkarılmalıdır. Bu tür olayların tekrar etmemesi için hükümet tedbir almalıdır. Kürtlerin, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı olduğu her alanda hissettirilmelidir. Milliyetçiliğin panzehiri karşıt milliyetçilik değil, kardeşlik ve birlikte yaşama kültürüdür. Bir Kürt-Tük savaşının hiç kimseye faydası olmayacağı bilinmelidir.

Batı illerinde Kürt insanlarımıza yönelik bir saldırı ve cinayet işlendiğinde bu bir Kürt-Türk çatışması mı değil mi? Bu insanlar Kürt olduğu için mi öldürüldü, tartışma ve söylemleri ortadan kaldırılmalıdır.

Akıllı insanlar, sadece kendi hatalarından ders alan değil, başkalarının hatalarından da ders alabilendir. Karadeniz’deki sel felaketleri yıllardan beri can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Ormanlarımız, farklı nedenlerden dolayı yanmakta, yılların emek ve çabasını bir anda küle döndürmektedir.

Bu tür olayların vuku bulmaması için ne pahasına olursa olsun gereken adımlar atılmalı, tedbirler alınmalıdır. Bununla birlikte manevi anlamda kendimizi hesaba çekmeliyiz. Her şeyin Âlemlerin Rabbi’nin kontrolünde olduğu ve olan her şeyin O’nun dilemesiyle olduğunu bilelim. İstiğfar, dua, zikirle birlikte bu sıkıntıların son bulması için Allah’a yakınlaşalım. Öyle ki Hz. Ali’nin deyimiyle bu sıkıntılar ceza değil bize mükâfat olsun...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.