Pkk'yı kürtler içinde truva atı olarak kim kullanıyor?

 Kürtlerin kurtulması gereken handikaplarından birisi de, “Pkk'nın kendileri için mücadele ettiğine inanmaları” zehabıdır. Oysa hem Pkk'nın dağ kadrosunda, hem siyasi partideki milletvekilleri ve kadrolarının içinde, hem medya ve diğer alanlardaki unsurlarında önemli sayıda “KÜRT OLMAYANLAR” vardır. Bunlar politika, uygulama ve eylemlerin şekillenmesinde etkin ve söz sahibidirler.

Mesela; Dağ kadrosunda en az 5 kişiden 3'ü( Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan) Kürt değillerdir. Cemil Bayık ve M.Karayılan ise 2 oydur. Siyasilerden Sırrı Süreyya Önder, Figen Yüksekdağ, Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü ve Nursel Aydoğan Kürt değiller. Her birisi bir sol hareketin HDP koalisyonundaki temsiliyetidir.

Mesela medya ve Kültürel faaliyetler alanında Veysi Sarısözen, Büşra Ersan'lı, Ayşe Hür, IMC – TV'nin büyük bir kısmı Kürt değiller. Ama çok etkindirler. Denilebilir ki bunların Kürt olup olmamasının ne önemi olabilir? Sorun şu;

KENDİ ÇİRKİN EMELLERİ İÇİN KÜRTLERİ ATEŞE SÜRÜYORLAR!

Neden bu örnekleri verdim. Bakın Duran Kalkan Kürt değil. Ama Kürt şehirlerinde “öz yönetim” güya “özerklik talimatını” O veriyor. Hakkâri, Şırnak, Silvan, Cizre kısacası bölge, Duran Kalkan'ın talimatı ile ateş yerine dönmüş. Kürt çocukları ölüyor. Kürt yuvalarına ateş düşmüş. Şehirler viraneye dönmüş. Esnaf kan ağlıyor, kepenk açamıyor. Hastaneler hasta kabul etmiyor. Eğitim sıfırlanmış. Ticaret sıfırlanmış. Tarım-Hayvancılık sıfırlanmış. Beyefendiler güya Marksizm'le Kürtleri özgürleştirecek!?... çok istiyorsan defolup git kendi memleketinde o haltı işle. Komünizmin kitabında barış yoktur. Komünizm kan ve çatışmadan beslenir. Bunların amacı Müslüman Kürt halkını kendi kirli emellerine alet etmektir. İnşallah tutmayacaktır. Bir de genelde İslam düşmanlığına, özelde de Ak Parti karşıtlığına Kürtleri alet etme emelleri var.

ÇÖZÜM SÜRECİNİ SIRRI S.ÖNDER VE FİGEN YÜKSEKDAĞ BİTİRDİLER

Beğenilir-beğenilmez ayrı şey, fakat çözüm süreci projesi Kürtler için bir umut olmuştu. Türk solunun büyük kısmı buna karşı çıkıyordu. PKK'yı “savaşta kazandığını masada kaybediyorsunuz” kışkırtması ile vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Öcalan'ı bile boşa düşürdüler. Sırrı S.Önder, F. Yüksekdağ gibiler de çözüm sürecinin yanında yer alıyor göründüler ama içten içe dinamitlediler. Güya İmralı heyetinde yer olan S. Önder'in her açıklamasında sözde APO'yu ve yapılanları övüyor görünüyordu, fakat öyle kurnazca tasarlıyordu, Hükümeti, devleti tahrik ediyordu, açıklamalarını yalanlattırıyordu, zor duruma düşürüyordu. MHP en fazla S. Önder'in açıklamaları üzerinden Erdoğan ve Ak- Parti'ye saldırıyordu. Öte yandan APO ve PKK çözüm süreci zarar görmesin diye Gezi Provokasyonu'na mesafeli kalmaya çalıştılarsa da, Sırrı'nın kendini iş makinalarının önüne atıp rol alması ile Pkk da Gezi Provokasyonuna sürüklendi. Çözüm süreci İLK BÜYÜK KIRILMAYI buradan aldı. Unutulmasın ki S.Önder, Doğan Medya Grubunun (Radikal'in) bir elemanı olarak BDP' ye katılmıştı.

Gezi Provokasyonu'nda çözüm sürecine darbe vuran Sırrı'dan sonra, Figen Yüksekdağ Suruç'taki “tertibiyle” son darbeyi vurdu. Güya Suruç'ta sırtını PYD' ye, PYJ' ye, PKK'ye verdi. Fakat Türk solunun tetikçiliğini yaptı. Bazı Analistlerin, “Suruç'ta Işid, Sosyalist Gençlik Federasyonu ve Pkk eş zamanlı fakat birbirinden habersiz harekete geçirildi. Figen Yüksekdağ ‘da bu tertibin içindeydi” iddiaları yabana atılacak cinsten değildi. Devletin, sosyal yardım kurumunun halka dağıttığı kömür, gıda, kırtasiye gibi malzemeleri dillerinden düşürmeyenlerin; Kobani deki Sosyalist Gençlik kamplarına götürdükleri yoldaşlarını da “Kobanili çocuklara oyuncak, götürüyorlardı.” Bahanesi ile yüceltmeleri ilginç. Hem o çocukların kanına girip ölümüne sebebiyet verdiler. Hem de şimdi kanları üzerinden siyaset yapıyorlar... Yazık...

Medya ayağındaki “Kürt olmayan KÜRTÇÜLERE” gelince bunların başında yıllardır Özgür Gündem Gazetesi ve IMC – TV'ye postu seren Veysi Sarısözen gelir. 1990'lı yıllarda Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük ‘ün Pkk'yı kışkırtma, ajite etme rolünü Veysi Sarısözen üstlenmiş. Fazlasıyla mahirdir.

Özellikle Kürt çocuklarının molotoflarla sokaklarda dehşet saçmanın baş ajitasyoncusu, tahrikçisi ve teşvikçisidir. Pkk'nın tüm eylemlerini kutsar. O da yetmez bu çocukları gençleri maharetle toprağa ya da cezaevine gönderdikten sonra, gazete sayfalarında bu işi sürdürür. Genelde İslâm düşmanlığının, özelde de Ak Parti düşmanlığının, savaşının, Kürtlerin taşeronluğunda ya da piyonluğunda verilmesinin mimarlığını üstlenmiş. Aslında bunun faaliyetleri geçmişe dönük tahlil edilip yöntemleri deşifre edilirse: kimlerin Pkk üzerinden ne amaçla Kürtleri oyuna sürmek istediği anlaşılır. Büşra Ersanlı ise: güya zaptedilemez Apo'cu gençliğin(!) akademi hocasıydı. Kendisinin İngiliz istihbaratı ile ilişkisinden dolayı devlet soruşturması geçirdiği medyaya yansımıştı. Bunlar gibiler çoktur.

“SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ” SLOGANI AYNI ZAMANDA ‘APO' İÇİNDİR DE

Sonradan kendilerinin itirafı ile ortaya çıktı ki: 7 Haziran seçimlerinde “SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ” sloganını Selahattin Demirtaş'ın ağzına tıkıştıranlar da Türk soluymuş... Sazı eline verenler, sözü de ağzına tıkıştırmışlar. Fakat sağır sultan da biliyordu ki: Çözüm süreci projesi tasarlanırken “Başkanlık sistemi zemininde ve Anayasa değişikliği temelinde ete kemiğe bürünecekti. Hatta 2-3 yıl önce HDP' nin desteği ile Anayasanın değiştirilmesi ve Başkanlık sistemine geçilmesi: Öcalan'ın, Hükümete gönderdiği mektuplara hem devlet hem de avukat ve milletvekili görüşme beyanlarına dayandırılıyordu. Şu an karşı çıkan pek çok zevat, o gün bundan övgü ile bahsediyordu. Başkanlık sistemine vurgu yapan sadece Erdoğan, Öcalan değildi.

MHP'den MSP' ye, liberallerden sosyal demokratlara pek çok kesim buna programlarında yer veriyordu. Hatta bazı İslâmi kesimler bile: Başkanlık sisteminin mevcut sistemden daha kötü olmayacağını ihsas ediyorlardı.

Şimdi ne oldu, ne değişti? Sadece Erdoğan karşıtlığı nedeni ile Kürt sorunu çözümsüzlüğe sürüklendi. Yukarıdan buraya kadar izah etmek istediğimiz buydu. Çözüm projesi ve altyapısı dolayısıyla Kürt sorununun çözümü: Pkk'yı, HDP'yi Truva atı gibi kullanan, aslında Kürt olmayan fakat konjonktürel olarak Kürt sorunundan beslenen, gerçekte ise Kürt ve İslâm düşmanı Marksistlerin kirli emellerine kurban edildi. Bunlar “Kürt sorununu çözmeyi değil, KULLANMAYI tema alıyorlar.” Kürtlerin bu sülüklerden bir an önce kurtulma yolunu bulmaları gerekir. Bunlar dışarı çıkan bir Abdullah Öcalan'dan ziyade, cezaevindeki bir Öcalan'ın daha faydalanılabilir olduğu cihetiyle, Öcalan'ın çıkışını da istemiyorlar. Kürt sorunu gibi bunu da istiyor görünüyorlar fakat Sırrı S. Önder örneğinde olduğu gibi sinsice altını oyuyorlar. Bu kandilin ‘de HDP'nin aslında işine geliyor. O yüzden S. Demirtaş'ın güya Erdoğan için seslendirdiği bu sloganın ucu da Öcalan'a uzanıyor. Aslında Öcalan da bunun farkındadır. “Selahattin bir projedir” yaklaşımı öylesine değil…

Bu Marksist unsurların zararı, sadece Kürtlere değil. Daha büyük zararı Türkiye'ye veriyorlar. Bunlar nasıl Pkk'yı kullanarak Kürtleri perişan ediyorlarsa; Türkiye'yi Suriye'ye, Irak, Mısır'a çevirmek için uluslararası bazı mihraklar da bu unsurlardan faydalanıyor. Onları piyonlaştırıyor.

PKK'YI “KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ” OLARAK NİTELEYEN KAYNAK UNSURLAR!

Medyada, Pkk'yı Kürtleri temsiliyet saikiyle “Kürt Özgürlük Hareketi” ya da “Kürt siyasal hareketi” olarak isimlendiren kalemler var. Bunu bilinçsizce yapıyorlarsa, bu cehaletlerini gidermeleri de kendi görevleridir. Bilinçli yapıyorlarsa bu Kürtlere yapılan ALÇAKÇA bir hakarettir. “Edepli edebinden susarmış. Edepsiz ben susturdum zannedermiş.” Kürtlerin büyük çoğunluğu Pkk'nın zihniyetini, tıynetini yanlış bulduğu için onun gibi davranmıyor. Pkk'nın gürültüsü çok çıktığı için mi böyle nitelendiriliyor? Silahı için mi?

Eğer böyleyse Pkk'nın İran, Irak, Suriye dâhil 10 bin silahlı adamının olduğu varsayılıyor. Buna mukabil 45 bin ile 60 bin arasında değişen bir “Korucular” gücü var. Pkk'dan daha Kürt. Ama Pkk'nın karşısında, devletin yanında yer alıyor. Şimdi Pkk bunların temsilcisidir. Denilebilir mi? Ya da bunların sesi çıkmıyor diye, bunlar yok sayılabilir mi? Sessiz kalmayı tercih eden başka yapılar da var. Bunlar görmezden gelinebilir mi? Bu yaklaşım bu ülkedeki herkese zarar veren bir yaklaşımdır. Düzeltilmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar