Prof. Dr. Poyrazoğlu: Dürüst üretici, üretim yapamaz hâle geliyor

Prof. Dr. Poyrazoğlu: Dürüst üretici, üretim yapamaz hâle geliyor

Siirt Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ender Sinan Poyrazoğlu, "Benim balım da doğal demek için bala naftalin katan olduğunu duydunuz mu?" diyerek gıdada taklit ve tağşişin ulaştığı boyuta dikkat çekti.

Gıdada taklit ve tağşiş, yalnızca tüketicinin sağlığını değil, dürüst üreticinin emeğini ve yerli üretimin geleceğini de tehdit ediyor. Küflü peynirin sağlam kısmının yeniden işlenmesinden bala naftalin katılmasına kadar uzanan uygulamalar, gıda sektöründeki denetim ve üretim sorunlarını yeniden gündeme taşıyor.

Siirt Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ender Sinan Poyrazoğlu, sektörde karşılaştığı çarpıcı örnekleri anlatarak, sahte üreticilerin daha fazla kazanç uğruna insan sağlığını hiçe saydığını söyledi.

'Bala naftalin katan olduğunu duydunuz mu?'

Küflü peynirin küflü kısmının kesilip atıldığını, kalan bölümünün ise eritme peyniri üretiminde kullanıldığını belirten Poyrazoğlu, arı kovanlarının güveden korunması için naftalin kullanılmasının da yanlış olduğunu ifade etti.

Poyrazoğlu, bu uygulamanın sahte bal üreticileri tarafından daha ileri bir noktaya taşındığını belirterek şöyle konuştu:

"Ben daha kötüsünü söyleyeyim size. Bunu gören sahte üretici, bala naftalin katıyor. Tarım Bakanlığı naftalini doğal bir balda tespit etti ya… 'Benim balım da doğal' demek için bala naftalin katan olduğunu duydunuz mu? Bu kadar cahil insanlar var, bu kadar menfaatperest insanlar var."

Denetimlerin önemine dikkat çeken Poyrazoğlu, "İnsan olarak siz de ben de bunları bilmek zorunda değiliz. Anlamak zorunda da değiliz. Çünkü bunu denetleyen bakanlığımız var, elemanlarımız var. Denetimlerde gidip dayak yiyen adam var ya!" dedi.

'Dürüst üretici üretim yapamaz hâle geliyor'

Gıda sektöründeki bir diğer önemli sorunun ucuz ithalat olduğunu belirten Poyrazoğlu, yerli üreticinin ithal ürünler karşısında rekabet etmekte zorlandığını dile getirdi.

"Örneğin Sağlık Bakanlığı bazı gıdaların ithalatına izin veriyor. Siz de üreticisiniz, A gıdasını üretiyorsunuz. İnsanlar bu ürünü ithal ediyor. Daha ucuza ithal ediyor. Ben ithal ettim ama sen git analizlerini yap. Ya nasıl bir ürün geldi? Ne oldu? Hangi hastalığı getirdi? Birçoğunu da bilmiyorsunuz." diyen Poyrazoğlu, dürüst üreticinin bu süreçte zarar gördüğünü söyledi.

Poyrazoğlu, "Taklit ve tağşişli ürünler tabii ki onun pazarını daraltıyor, kazancına engel oluyor. Ama asıl önemli olan, sizin üretim yapan bir insan olarak üretim yapamaz hâle gelmeniz. Neden? Çünkü ürün daha ucuza ithal ediliyor." ifadelerini kullandı.

Yerli üretimin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Poyrazoğlu, mevcut mücadele yöntemlerini eleştirerek şunları kaydetti:

"İyi ürünleri görelim, o iyi ürünlere uygun ürünleri biz kendi ülkemizde üretelim. Ama biz ne yapıyoruz? Biz ürettiğimiz ürünü yok edip daha ucuza ithal ediyoruz. Ondan sonra asıl sorunlarla uğraşmayıp bu işi yapan insanlara ceza kesiyoruz. O nedenle de biz hiçbir şeyin sonunu alamıyoruz."

'Bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücadele ediyoruz'

Gıdada taklit ve tağşişle mücadelenin yalnızca mevzuat ve cezalarla sonuçlandırılamayacağını belirten Poyrazoğlu, asıl ihtiyacın eğitimli ve nitelikli insan kaynağı olduğunu vurguladı.

"Bu, bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücadele etmeye benzer. Dünya kadar üniversitemiz var ama ne çıktığına bakacaksınız. Ben eğer hâlâ gıda taklit ve tağşişiyle uğraşıyorsam, hâlâ insanlar yedikleri gıdalardan zehirleniyorsa… İşin mutfağında çalıştım, bu konuları biliyorum. Baksanız, tabiri caizse bir kamyon dolusu mevzuat çıkarırsınız. Sonuçta önemli olan, bunu uygulayan insan, eğitimli insan." dedi.

'Ülkemizdeki en büyük eksiklik insan kaynağıdır'

Eğitim sistemindeki niteliğin önemine de değinen Poyrazoğlu, herkesin üniversite mezunu olmasının başarılı ve donanımlı bireyler yetiştirmek anlamına gelmediğini söyledi.

"Herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil, herkes mühendis olmak zorunda değil. Bugün ülkemizde, üzülerek belirtiyorum, ilkokula başlayan öğrenci üniversiteden mezun oluyor. Eğer Allah ona bir akıl özrü vermezse sistem bunu gerektiriyor. Bu şekilde ileri gidemezsiniz. Bu şekilde ne iyi mühendisiniz olur ne iyi hâkiminiz olur ne iyi savcınız olur ne iyi avukatınız ne de iyi doktorunuz olur. Çünkü herkes mezun oluyor."

Kendi öğrencilik döneminden örnek veren Poyrazoğlu, "Ben demiyorum ki öğrenciler okuldan atılsın. Ama ben okurken, inanır mısınız, bir öğrenci bir dersten iki kez kaldığında okuldan atılırdı. Yani başarılı insanlar ülkeye sahip olmadığı sürece her alanda bu konuları habire konuşur dururuz." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin laboratuvar altyapısının gelişmiş olduğunu, uzun yıllarını laboratuvarlarda geçirdiğini belirten Poyrazoğlu, "Dünyada olmayan cihazlar vardır bizim ülkemizde, biliyor musunuz?" dedi.

'İnsan olarak biraz kanaatkâr olmanız lazım'

Konuşmasının sonunda kanaatkârlık ve ahlaki sorumluluğa dikkat çeken Poyrazoğlu, "Bütün Siirt'i bana verseler ne olur? Bana bir söyleyin, bir günde ne yer, ne içerim? İnsan olarak biraz kanaatkâr olmanız lazım. Hepimiz inançlıyız, hepimiz elhamdülillah Müslümanız. O hâlde inancımızın gereklerine göre yaşayalım kardeşim." diye konuştu.

Poyrazoğlu, "Önemli olan insan yetiştirmek. Bizim ülkemizdeki en büyük eksiklik, insan kaynağıdır." sözleriyle açıklamalarını tamamladı.

İLKHA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.