Seçimin bereketi, keçinin mahareti

 Son iki yıldır Ak Parti milletvekillerinin Güneydoğuyu sık sık ziyaret ettiklerini görüyoruz. Bu ziyaretlerde kanaat önderleri ve STK temsilcileri ile görüşmeler, toplantılar yapılıyor. Sanırım seçimlerin bereketinin bunda önemli katkısı vardır. İlimizde yapılan bir toplantıda son gelişmelerle ilgili görüşlerimiz soruldu.

Doğrusu yapılan bu tür toplantılar kimi zaman psikolog yöntemine benzemektedir. Çünkü buralarda insanlar dinleniyor, sorunlar not alınıyor ama sonradan bunlar -belli ki- pek dikkate alınmıyor. Bununla beraber bazı tespitleri kendileri ile paylaştık; okurlarımızın da istifadesine sunalım istedik.

-Operasyonlar asker-polis ölümleri değil sivil ölümleri – özellikle Kürt sivillerin ölümleri- üzerine başlasaydı daha çok kabul görürdü. 6–7–8 Ekim olaylarında örgüt taraftarlarının daha vahşi eylemleri oldu ama süreç duraksamadan sonra aynı aktörlerle devam etti.

- Operasyonların seçim kaybından sonra başlamış olması halk nezdinde kaybın sonucu olarak görülüyor. 1 yıl önce Yüksekova'da 3 asker çarşıda katledildiği –hatta örgüt bileşenleri tarafında Kars'ta öldürülen 3 örgüt elemanına misilleme iması olduğu- halde süreç bitirilmedi. Burada biz sizin iyi niyetinize inanırız ama herkes inanmak zorunda değil. Hem herkes “ameller niyetlere göredir “ anlayışında değildir.

-Süreçte örgüte gösterilen –bugün artık iktidar milletvekilleri hatta bakanları tarafından dillendirilen- müsamaha; paralel yapıya “ne istediniz de vermedik” tepkisine benzedi. Oysa örgüt süreci suiistimal etmişse –ki etti- o halde ona göz yuman yetkililer de suçludur. Özellikle ilgili bakanlardan ve ihmali görülen yerel yöneticilerden hesap sorulmalıdır. Ancak ne yazık ki hala sürecin bakanı, en önemli Başbakan Yardımcısı konumundadır.

-Reformların korunmasının değil geliştirilmesinin hedeflenmesi gerekir. Duran geri kalır, geri kalan ölür. Bu kapsamda PKK, HDP ve süreçlerden azade olarak; Kürtlerin gasp edilmiş hakları tanınmalı, ilgili düzenlemelere devam edilmelidir. Anayasal güvence, özür ve anadilde eğitim ile ilgili güvence veya en azından takvim belirtilmelidir.

-Hakların pazarlık konusu yapılması insanlık suçudur. Ayrıca bu şekilde hem PKK'nın silahına meşruiyet kazandırılmakta hem de PKK uzantısı partilerin Kürtler nezdinde itibarı artmaktadır. Nitekim medyanın hatta kimi Ak Parti milletvekillerinin PKK uzantısı partilerden bahsederken “Kürt Siyasi hareketi” diye nitelemesi bir faciadır.

-Ak Parti'yi Kürtler değil Türkler iktidardan indirmiştir. Ne Doğan medyası Kürt'tür. Ne de “Paralel Medya” Kürt medyasıdır. O açıdan Kürtler suçlanmamalıdır. Kaldı ki öyle olsaydı bile insanlar tercihleri sebebiyle suçlanamaz.

-Ak Parti içindeki milletvekilleri Kürt Sorununun çözümüne yönelik inisiyatif alabilmelidir. Hükümete yönelik raporlar, öneriler, durum tespitleri gibi…

-Özel ortamlarda yapılan toplantılarda PKK-HDP eleştirisi yapmak gereksizdir. Pragmatist, ilkesiz, her gün sahibi değişen bir hareketten tutarlı olmasını bekleyen hata etmiş olur. Belki de süreçteki en büyük hata budur.

-Sorunun temeline inmek lazımdır. Kürt sorunu ulusalcı, laik uygulamaların bir sonucudur. Kürtlerin meşru haklarını tanırsınız, ondan sonra da PKK hala silah kullanıyorsa; elinizden gelen her imkânla mücadele edersiniz. Hatta -sivillerin güvenliği tehlikeye atılmamak şartıyla- mücadelenize ara vermenize bile gerek yoktur. Bu durum her akıl sahibinin defalarca tekrarladığı “Kürt Sorunu, PKK sorunundan ayrıdır” gerçeğinin de bir gereğidir.

-AK Parti “IŞİD'i desteklemiyoruz. O'nu zaten terör örgütü olarak kabul etmişiz” gibi savunma reflekslerinden artık kurtulmalıdır. Her platformda o kadar savunma yapılıyor ki insanlarda “yoksa bir ilişkileri gerçekten mi var?” şüphesi doğuruyor.  PKK ve onun destekçileri olan Türk ulusalcıların iftiralarına yoğunlukla maruz kalmış bir camianın ferdi olarak diyebilirim ki; onların kara propagandaları ile uğraşırsanız, başka hiçbir faaliyet yapmamanız gerekir. Ki zaten onların size inandıkları, hatta sizi dinledikleri falan da yoktur.

-Başkanlık sistemi üzerinde bu kadar ısrar edilecek bir mesele değildir. Önemli olan sistem değil sistemin nasıl ve kimler tarafından işletildiğidir. Nitekim eksikleri ve kusurları ile beraber Ak Parti hükümetlerinin yaptıkları olumlu icraatlar bunun göstergesidir.

-Son olarak artık bir günah keçisi mesabesindeki “çözüm süreci” isimli hayırsız evladın bir hayrını belirtmek istiyorum. Gezi Olaylarında tüm davetlere rağmen PKK çevresi olaylara katılmamıştır. MaazAllah en çok bildikleri iş olan yakma-yıkma eylemlerine onlar da katılsaydı; memleket hepten harabeye dönecekti. Bu da günah keçisinin bir mahareti olarak PKK'lilerin en büyük pişmanlığı olsa gerek.

Önceki ve Sonraki Yazılar