Siz çip diye okuyun

Kadıköy'de, “Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi” adı altında toplanan çobanı belirsiz bir sürü ÇİP'e takık güruh, hedefine yine dini koydu.

Sürü bu ya; yüreğinde kin, hedefinde din, tasmasındaki etiketinde hain eksik olmaz.

Sürüye çoban olarak Kemal Okuyan, Enver Aysever ve Sevinç Erbulak ağılın borazan başı görevi, yani ışık saçma görevi verilmişti birileri tarafından.

Yalancı çobanlar üç hedef belirlemişlerdi:

Üç hedef de onlar için yaşamsal öneme haiz.

Şimdi haizi de caiz zannedip buna da takacaklar.

Çünkü daha önce mekik sözcüğünü kullanmıştım de kemik sanıp üstüne atlamışlardı.

Hedefleri nelerdi?

İmam Hatipleri kapatmak, yeni kimlik kartlarındaki din hanesini ÇİP'ten de sildirmek, din derslerini kaldırtmak.

"Bir kere, eğitim sistemindeki karanlığı ortadan kaldıracağız. Çocuklarımızla, yani bu ülkenin geleceğiyle oynama hakkına sahip değiller. İmam Hatipler kapatılacak. Önce İmam Hatiplere dönüşen okulları geri dönüştüreceğiz. Bu kavgayı sonuna kadar vereceğiz, hukuken, siyaseten, velilerle, öğrencilerle... Korkuyu, örgütsüzlüğü aşabilmek için somut örnekler yaratmak durumundayız. Somut örnekler yaratacağız.

Yeni kimlik kartlarını dağıtmaya başladılar. Yakında bütün Türkiye'ye yayılacak. O kimlik kartlarında din hanesi yokmuş. Nerede yok? Kimlik kartının üzerindeki çipin içindeki peki... O çipe hepimizin hangi dine mensup olduğumuzu yazacaklar. O çipten o bilgi çıkacak. Ben devlete hangi dine mensup olduğumu söylemek zorunda değilim. Hele bunlara hiç değilim. Çözüm orayı boş bırakmak değil. Yozgat'ta nasıl boş bırakacaksınız. Hangi nüfus dairesine gideceksiniz de sildireceksiniz? O bilgi devletin aklında çıkacak. Bunun kavgasını vereceğiz hep beraber.

Zorunlu din dersi. Eminim, burada bulunan hiç kimsenin insanların inançlarıyla bir derdi yok. Kimse insanlarının ibadet etme özgürlüğüne karışamaz ama toplumsal yaşantının, eğitimin, hukukun dinsel referanslarla örgütlenmesine izin vermeyeceğiz. Zorunlu bir din dersi olabilir mi? Zorunlu din derslerini kaldıracağız. Hem de her yolu deneyerek. Çünkü hakkımız var."

Toplantıdaki konuşmalarında görüldüğü üzere kısa, orta ve uzun vadede amaçlarını sıralamış bu ÇİP kurusu.

Özetle imam hatibe takık bu avanak zevat.

Zorunlu din dersine karşı da sorunlul.

Adamlar doğuştan sorunlu.

Bir de ÇİP'e takmışlar.

ÇİP'i ters çeviresim gelmedi değil. Sonra annelerini düşündüm, Demokles'in inip kalkan keskin kılıcı gibi beliren, editörün sert bakışlarını düşündüm, yazı işleri müdürü…

Öyle editör deyip geçmeyin ha!

Adam sanki RTÜK veya dış güdümlü ANANASya mahkemesi başkanı mübarek!...

Ha bu arada şu kibar(!), yumuşak Enver Aysever'in Türkiye - İsveç karşılaşmasıyla ilgili sosyal medyadaki paylaşımını da unutmamak gerek. Suriyeli kızların başörtüsüyle sahaya çıkmalarından ötürü, "Küçücük çocukların saçından tahrik olanları ülkesi... Yazıklar olsun!!!" şeklindeki paylaşımını da duymuşsunuzdur.

Misafir/mülteci kız çocuğunun başını kapatma özgürlüğünü elinden alacak kadar yavşamanın bir âlemi yok sanırsam.

BİR SAPIK ÜZERİNDEN BİR VAKFA ÇAKMAK

Karaman'daki sapığın işlediği suç, tüyler ürpertici!

Söz konusu sapığı cezalandıracak hukuk sistemi ne yazık ki ülkemizde yok.

İlahi hükmün adaletine bir kere daha ne kadar muhtaç olduğumuzu gördük.

Yağlı ilmiğin sırrını bugün sadece o mağdur olan çocuklar ve onların aileleri anlar.

Ve cezanın caydırıcılığı ilahi nizamla bir anlam kazanır.

Yoksa hükümetlerin seçim yatırımı niyetiyle çıkaracakları genel aflar, söz konusu çocukların ve ailelerinin acılarını katmerleştirir, ancak olay gündemden düştüğü için kimsenin kılı kıpırdamaz olur üzerinden zaman geçince.

Rahşan affının kaç çocuğun acısını katmerleştirdiğini bileniniz var mı bugün?

Ya Ahmet Necdet Sezer'in affettiği militanlar?

Gelelim bir sapığın üzerinden kocaman bir vakfın boynuna yağlı ilmeği geçiren sapık zihniyet hamallarına.

Bir sapık üzerinden vakıf kapatılacaksa, mecliste vakıf hakkında gensoru veren partilerin mecliste olmaması icap ederdi.

Evvela MHP'ye bakalım.

O MHP ki, kaset serisi hafızalarda tüm canlılığını koruyor.

Google'de MHP ve kaset yazdınız mı, filmin hâlâ vizyonda olduğunu görürsünüz.

HDP'ye gelince;

Siirt belediye başkan yardımcısının yardım paketi götürme adına tecavüz ettiği on beş yaş altı iki kız kardeşin acısını unutmadı bu toplum.

Ya CHP!

Kurucusundan beri dosyalarını açarsak gazete editörü yazımı yayımlamaz.

PKK'nın kutsadığı APO'nun herzelerini ve kamp maceralarını, olayların tanığı Selim ÇÜRÜKKAYA'nın "APO'nun Ayetleri" kitabında görebilirsiniz.

Kitaba ulaşamıyorsanız, PDF olarak internette ulaşmak mümkün.

http://m.hurriyet.com.tr/kandil-dagi-ndan-yasanmis-tecavuz-hikayeleri-3886942 linki de söz konusu kitabın dışında size ziyadesiyle kaynak sunar.

Tabi yüreğiniz kaldırır, gözyaşlarınıza hakim olabilirseniz.

Şimdi bir vakfa bir şahıs üzerinden yüklenmenin ne kadar anlamsız ve acımasız olduğunu anladınız mı uluyan Kemalist şapşikler!

ROL ÇALMAK

AB ile Erdoğan arasındaki vize pazarlığı kızışınca Erdoğan, mülteci kartını kullanıp: "Gerekirse mültecileri otobüslere doldurup sınırdan Avrupa'ya salarız." dedi.

Batı'nın gözleri faltaşı, tehlike büyük...

Düşünün Batı'nın kurmak için yıllarını verdiği ve yalancı cennet addettiği dünyaları cehenneme dönüşecek.

Şaşkınlık ve şok etkisinden sonra, teslim bayrağı…

PKK, sonucunu hesaplayamadığı bir savaşa girişti.

Yılların kazanımlarını kaybetti, örgüt olarak; siyasal bileşeni parti, şamar oğlanına döndü.

Taban onu yalnız bıraktı, meydanlarda topladığı insanlar, çevrelerine örgütün etkinliklerine kimin gittiğini sorgular oldular.

Kalabalıkta konuşmaktan imtina eden insanlar, kendi meskenlerinde PKK'yı yerden yere vurmakta.

Toparlama işi de Demirtaş ve ekibine düştü doğal olarak.

Erdoğan'ın Batı'ya blöfünü gören Demirtaş da PKK'nın zor günler geçirdiği bu demlerde çalmadık kapı bırakmadı, ancak dünün cici çocuğuna verilen gülücüklerden eser yok bugünlerde.

Tüm yüzler beton gibi soğuk.

Son çare olarak o da mülteci kartını kullanmak istedi son çare diye.

Alman Haber Ajansı'na verdiği demeçte, partisinin vize serbestisinden yana olduğunu, ancak AB'nin Türkiye'ye vize yükümlülüğünü kaldırması durumunda Kürtlerin AB ülkelerine akın edeceğini söyledi.

Hem serbestlikten yana ol hem de sonucun Batı'ya ağır olacağını söyleme bedbahtlığında bulun.

Beyin bedava, özlü sözü daha bir anlam kazandı.

Serbestliğin olmasını istiyorum amma...

Yani Batı, başına iş açmış olur.

Yani ‘sizi sizden çok düşünüyorum'a getiriyor.

Aslında ağzından çıkarmak istediği bakla bu değil tabi ki.

Uzun gevelemeden sonra: ‘Türkiye'deki savaşın genişlemesi durumunda yeni göç akınının yaşanabileceğini, sadece Kürtlerin değil, Türklerin de Avrupa'ya kaçabileceğini, bu nedenle Ankara'nın PKK ile müzakerelere yeniden başlaması için baskı yapmanın AB'nin kendi çıkarına olduğunu' kaydederek içindeki gazı çıkarıp rahatladı.

Yani, PKK ile masaya oturtmazsanız, dayanırız Viyana kapılarına, ama öyle kavga gürültülü değil.

Mülteci, o da olmazsa dilenci olarak...

Özgür ve bağımsız Kürdistan hayalinden, dilenci Kürt tehdidine...

YAŞASIN HALKLARIN KALLEŞLİĞİ!

SOLUN HAZİN SONU

İngiltere'nin 30 yıldır liberal ve sol çizgide yayım yapan önde gelen gazetelerinden 'The Independent' bu hafta son kez basıldı.

Bu haftadan itibaren sadece internet üzerinden yayımlanacak.

Gazetedeki son başyazıda, "30 yıl boyunca riyakarlıkla, cehaletle, despotlukla, yoksullukla, klişelerle, yalanla ve şöhret magaziniyle mücadele ettik. Yaptıklarımızı önemsiyorsanız, bize katılın, online olarak okumaya devam edin." ifadeleri yer aldı.

Türkiye'de aynı çizgide yayın yapan gazetelerin ifadeleri de pek farklı değil, ama toplum zokayı yutmuyor.

The Independent'i yakından bilmeyenler, bizdeki Cumhuriyet gazetesini düşünebilirler.

Şu kelaynak gibi korumaya alınması gereken gazeteyi.

Yirmi beş bin tirajlı gazeteden söz ediyorum.

Gazetenin son kağıt baskısında, İngiltere Başbakanı David Cameron'ın "The Independent'ın son kağıt baskısını görmek üzücü. 30 yıl boyunca bu gazete düşünceli ve basiretli bir şekilde olayların kaydını tuttu. Belki her zaman aynı fikirde değildik ama Independent İngiltere'nin özgür basınının kalbinde hiç şüphesiz önemli bir rol oynadı." sözlerine yer verildi.

Ancak bizde Cumhuriyet gazetesinin son baskısı için böyle bir açıklama yapılmayacağı kesin.

Çünkü bizdeki sol nasıl orijinal solun kokuşmuş hali ise bizdeki Batılılaşma da Batı'nın kokuşmuş hâlidir.

Varın kokuşmuş zihniyetin taklidini siz düşünün!

BUNCA ALÇAKLIK HANGİ KEMİK İÇİN

Dubai güvenlik şefi Dahi Kalfan Tamim, Siyonist Yahudilerin düşman olarak kabul edilmemesi gerektiğini söyleyerek, Filistin'de Yahudi liderliğinde bir Yahudi- Arap devleti kurulmasını istedi.

Kurulsun ki tatlı su Müslümanı, beleş cennet yolcusu Kalfan Tamim'in rahatı kaçmasın.

Araplar, Filistin devleti kuramaz, bari Yahudiler, Yahudi-Arap bir devlet kursunlar, gibi dahice(!) bir fikri de var bu gevendenin.

Bağımsız bir Filistin devletine karşı olduğunu da belirtmiş, kapana kıstırılmış çakal.

Neyin diyetini ödediği meçhul, ancak bir diyet ödediği aşikâr.

Daha önce de "Ortadoğu'daki düşmanımız" ifadesi günlerce tartışılınca, etekleri tutuşmuş ve İran'a atıf yaptığını söyleyerek rahatlamıştı.

Eeee!... ‘Ortadoğu'daki düşmanımız israil' diyecek değil ya.

israil'i ağzına almaya cesaret edemez bu alçak diyecektim ki, Mursi'nin iktidara gelişinde ağzına almıştı israil adını.

Nasıl mı?

'İhvan'ı israil'den daha tehlikeli görüyorum' diyerek.

Ters KÖŞE

KİRLİ ZİHNİYET

Bizde gri renk yoktur, siyah ve beyaz vardır.

Turuncu renk yoktur, sarı ve kırmızı renkler vardır.

Vasat insan da yoktur, melek ve şeytan vardır.

Hükümet Gülen grubuyla valsa kalkar,  bütün ülke gruba peşkeş çekilir.

"Ne istediler de vermedik!" ifadesi, talihsiz bir itiraftır bir anlamda.

Çünkü o zaman Ergenekon örgütü birinci tehlikeydi ve şakirtler, cici çocuk..

Sonra Gülen grubunun darbe planı ifşa oldu, 17/25 Aralık, MİT tırları... Gerisi malumunuz...

Hedefte bu sefer bu grup…

Ergenekon'dan yargılananlar, bir bir değil kafile kafile dışarı salınır.

Çözüm süreci adı altında şehirleri cephaneliğe, okulları ikna bölgelerine, dernekleri kampa dönüştüren PKK'ya göz yumulur.

Devlete vergi veren vatandaş, KCK'ya da haraç öder uzun zaman.

Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamakla sorumlu olan ve bunun karşılığında vergi alan devlet, vatandaşın can, mal ve namus güvenliğini sağlamadan vergi aldığı için, aldığı vergi de haraç hükmünde, ancak bunun farkına varamayacak kadar rahat.

Haraç alan iki partner; yani devlet ve PKK -onun siyasi uzantısı HDP-  valstadır.

Sonra çatışmalar ve enkaza dönüşen şehirler...

Vatandaşı önce Gülen'in, sonra da PKK'nın kucağına iten hükümetin hiç mi suçu yok?

Zehirle beslenmiş bir zihinden iyi sonuç beklemek, saflık belirtisidir.

Ruhunda şeytanlık bulunduranın Cennette bile Âdem'e musallat olduğu, bilinen bir vak'a.

Faşizan ve ırkçı kodlarla büyümüş birinden de evrensel değer veya ümmet bilinci beklemek yersiz.

Gelelim şu kirli zihniyetin son eylemine…

Konya'da düzenlenen 14'üncü Tarla Teknolojileri Fuarı'na davetli olarak katılan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Ziraat Bakanı Abdussettar Mecid, fuarda Kürtçe konuşacağından dolayı fuar tertip komitesi tarafından engellenir.

Gerekçe kısa ve net: Kürtçe konuşulmayacak.

1940'lı yılların ruhu hortladı bir kez daha.

Oysa PKK'nın sebep değil sonuç olduğu dillendirildi yıllar yılı.

Sebebi başa sarma çabasında birileri.

Dışarı salar içlerindeki ifrazat ve kiri.

“Öncelikle protokol iyiydi ve biz gayet iyi karşılandık. Gümrük ve Ticaret Bakanı, Konya Valisi ile Tarım Bakanının yardımcısıyla daha öncesinden bir toplantı yapmıştık. O toplantıda Kürtçe konuştum. Konuşmam orada bulunan tercüman aracılığıyla Türkçe'ye çevrildi. Gerçekleşen toplantıda herhangi bir sıkıntı yaşanmadı ve verimli bir toplantı oldu. Aynı zamanda protokole uygun bir karşılama da vardı.” diyen bakanın konuşmalarına bakılacak olursa, kraldan çok kralcılar işbaşında ve çakal rolünü oynamada..

Anlayacağınız, birileri işgüzarlık peşinde.

Kan kaybında olan PKK'ya kan bağışlama çabası da olabilir.

Ortada bir vak'a var.

Vak'a hakikat.

Tavır: rezalet

Sebep: Cehalet veya kim bilir belki de ihanet.

Ortada hâlâ eskiden kalma kirli bir zihniyet.

Necaset kokuyor, necaset!

Önceki ve Sonraki Yazılar