1. YAZARLAR

  2. M. Şerif DURMAZ

  3. Sözlerine sadık kalan cami yarenleri
M. Şerif DURMAZ

M. Şerif DURMAZ

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sözlerine sadık kalan cami yarenleri

A+A-

Diyarbakır’ın Silvan İlçesine bağlı bir köy olan Susa’da bir avuç Müslüman Allah’ın aziz davasına sahip çıkma adına çalışmalar yürütüyordu. Çalışmaların merkezi köyün küçük camisi Susa (Yolaç) camisiydi. Köy ahalisinin yaptığı çalışmalar bütün iman ehli insanların yapması gereken çalışmalardı. Onlar da her Müslüman gibi Kur’an ve sünnetin toplum arasında yaygınlaşması için mücadele ediyordu. Toplum, Kur’an ve sünneti hayatının merkezine alarak yaşamı sürdürsün istiyorlardı. Amaçları Allah’ın emirlerini yerine getirmek, böylece İslam’ı yaşamaktı. O dönemde kolay değildi İslam’ı yaşamak. Zordu, ancak Müslüman zorlukları aşan olmalıydı. Susa köyünün Müslümanları da zorlukları aşacak iradeye ve teslimiyete sahipti. Köyde, özellikle gençlerin yanlış yollara düşmemesi için gençlerle yakından ilgileniliyordu. Gençlerin camiye gelmesi için çalışmalar yapılıyordu. Köy nüfusu yoğun değildi. O yüzden camiye az genç geliyordu. Genelde, cami cemaatini büyükler oluşturuyordu. Camiye gelenlere Kur’an öğretiliyor ve özellikle de yatsı namazından sonra Siyer Dersleri işleniyordu. Anlatılanlar, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in hayat mücadelesiydi. Peygamberimizin hayatı ve mücadelesinin tam manasıyla öğrenilmesi, en büyük hedefti. O Kutlu Nebi’nin hayat mücadelesini bilenler ve anlayanlar, İslam’ı en güzel şekilde yaşayabilecek ve dünya imtihanında kazançlı çıkabileceklerdi. O yüzden Siyer Dersleri’ne çok önem veriliyordu.

Tarihler Haziran’ın 26’sını gösteriyordu. Yıl 1992’ydi. Vakit yatsı vaktiydi. Susa Köyü’nde müezzin yanık sesiyle yatsı ezanını okuyordu. O gece ezan bir başka okunuyordu sanki. Cami cemaati evlerinden çıkıp camiye doğru yol almıştı. Yolda birbirlerini görenler, müezzinin ezanı çok güzel okuduğunu söylüyorlardı. Camiye gidilmiş, namaz kılınmaya başlanmıştı. O akşam camiye 15 Müslüman gelmişti. Namaz kılınmış, tesbihat yapılmıştı. Namaz sonrası adet olduğu üzere Peygamberimizin hayatı işlenecekti. Ancak hesapta olmayan gelişmeler yaşanacak gibiydi. Tesbihatın bitiminde imam yanındakilere dışarıda bazı seslerin geldiğini söylemişti. İçlerinden birinin dışarıya bakmasını, gelen seslerin sebebinin ne olduğunu öğrenmesini istemişti. Dışarıya çıkan Hüseyin adlı bir Müslüman’dı. Hüseyin dışarıya bakıp tekrar camiye gelmişti. Meğer asker görünümlü birileri köye baskın yapmıştı. Giyimleri ve konuşmaları askerlerinki gibiydi ama pek de askere benzemiyorlardı. Hüseyin bu işin içinde bir garipliğin olduğunu sezmiş olacak ki, cemaate dönüp şunları demişti: “Ey cemaat! Eğer gelenler askerse, onlara zorluk çıkarmayalım, işlerini görüp gitsinler. Çünkü askerler sözden çok da anlamaz. Yok, eğer gelenler asker değilse de biz anlarız. Biz Müslüman’ız, kimseden korkmayız ve çekinmeyiz. Başımız Rabbimizden başka hiç kimsenin önünde eğilmez!”

Hüseyin’in bu cesaretli ve heyecanlı konuşması, cami cemaatine çok iyi gelmişti. Hüseyin’in sözü yeni bitmişti ki, insanlıktan nasibini almamış güruh ayakkabılarıyla camiye baskın yapmıştı. Camiye girenlerin hain bir plan içerisinde oldukları aşikârdı. Baskın yapanların sözde komutanı, cami cemaati hakkında şikâyet olduğunu ve arama yapacaklarını ağzından salyalar akıtarak söylüyordu. Aynı zamanda her kelimesinde hakaretler vardı, hakaretler sadece cami cemaatine değildi, kutsallara da hakaret ediyorlardı. Kutsallara hakaret olunca aziz dava adamı Hüseyin dayanamamıştı. Hüseyin yine kahramanca ve korkusuzca bir çıkış yaparak, böyle konuşmaya ve davranmaya haklarının olmadığını haykırıyordu. Ancak dinleyen yoktu; gelenlerin gözlerini kan bürümüştü. Onlar karanlık yapılardan emir almıştı. Onlar, karanlık güçlerin Kürdistan topraklarındaki mümessilleriydiler. Camide namaz kılmak, Kur’an okumak, Peygamberimizin hayatını öğrenmek ve öğretmek, baskın yapan azılı bedbahtlara ve onlara emir veren karanlığın askerlerine göre suçtu. O yüzden o gün bir katliama imza atmaları gerekiyordu.

Hüseyin anlamıştı gelenlerin asker olmadığını, meğer gelenler PKK’lilerdi. Hüseyin, Seyda’ya dönüp bunların asker olmadığını, ayaklarında mekap ayakkabı olduğunu söylüyordu. Bu gelenler Kürdistan hainleriydi, bu gelenler İslam’a tahammül edemeyen canilerdi… Ancak bazı girişimler için geç olmuştu, zira gelenler camideki 15 Müslüman’ın ellerini arkadan bağlamış ve cami bahçesine çıkarmışlardı. Hainler hiç acımadan o 15 cami yarenini taramaya başladılar ve oracıkta 10’nunu şehid ettiler. Diğer 5’i de yaralı olarak kurtulmuştu. Rabbim şehadetlerini kabul buyursun.

İşte bugün, Susa Camisi Katliamı’nın sene-i devriyesidir. Mazlumca can verenlerin şehadetlerini tebrik ettiğimiz gündür. Bugün, İslamî davanın aydınlık geleceği için zalimlere boyun eğmeyip Allah’a verdikleri söze sadık kalan cami yarenlerini andığımız gündür. Aradan yıllar geçse de, o mazlumları unutmayacağız. Onları rahmetle anmaya devam edeceğiz. Onlar, cami ehli Müslümanlar oldukları için şehid edildiler. Onlar İslam’ı yaşadıkları için şehid edildiler. Şehadetleri mazlumca oldu. Onlara rahmet, katillerine lanet olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.