Sur'dan Saray'a film setinden sahneler

 Bir gün önce Bağlar semtinde ana arterin birinde polis aracı Toros'la taranıyor. Üç polis yaralanıyor. Bir saldırgan ölüyor. İkisi kaçıyor. Polis iz sürüyor.

Bir gün sonra,  güvenlik güçlerinin daha önceki çatışmalarda özensizce kullandığı ağır silahlarla ayakları ciddi şekilde tahrip edilmiş, Dünya'da tek örnek olan dört ayaklı minarenin önünde; Tahir Elçi belki de hayatının açıklamasını yapıyor. “Şehir içinde, yaşam alanlarında çatışma, operasyon istemiyoruz, çekin gidin bizim mahallelerimizden” diyor ve satır aralarında tarafları İnsanlığın ortak mirası Buda heykelini yıkan El Kaide ve Müzelerdeki tarihi heykelleri asa ile deviren IŞİD ile özdeşleştirerek terörist ilan ediyor adeta, bir önceki “terörist değiller” açıklamasını tekzip edercesine.

Polis baro başkanını korumak için Dört Ayaklı Minare'nin çevresinde tedbir almış.

Peşine düşülen ve bir gün önce Bağlar'da polis otosunu tarayıp şehrin her yerindeki gözlerine rağmen (mobeseler) kaçmayı başarmış saldırganlar elini kolunu sallaya sallaya Sur ilçesi Balıkçılarbaşı noktasına gelirken bir önceki arama noktası olan Mardinkapı-Kervansaray civarında bu adamlar dur ihtarına uymadan geçiyorlar.

Polis tüm ekiplere ihtar anonsu geçiyor. 300 metre sonraki tek gidişi olan Balıkçılarbaşı'na geliyorlar.

Polis, arkadaşlarını karşılar gibi karşılıyor. Araca yanaşıp sağ ön kapıyı açan polis vurulup düşüyor. Aynı anda şoför, öndeki polise içerden ateş edip yere indiriyor. Şoför kapısındaki uzun namlulu silahlı polis silahına davranıp rahatlıkla araçtakileri etkisiz hale getirebilecekken aracın arkasına kaçıyor. Yelek yok, tedbir yok, ciddiyet yok, eğitim yok...

Saldırganlar çok profesyonelce ve soğukkanlılıkla ve saniyeler içerisinde araçtan inip yerdeki polise bir daha sıkmayı ihmal etmeyerek en yakındaki dört ayaklı minare sokağına doğru kaçıyorlar.

Girdikleri sokağın 50 metre ilerisindeki Tahir Elçi'yi koruyan polis ekipleri, seçeneksizlikten o sokağa giren ve ellerindeki silahlarla hızla koşan iki saldırganı tedirgin ediyor olacak ki geri kaçış mümkün de olmayınca ellerindeki tabancayla ateş ede ede ilerliyorlar.

Kameralar, araçlar, ses cihazları, figüranlar, oyuncular, her açıdan görüntü ekipleri…Set ekiplerinin hepsi hazır.

Daracık sokağın başında hızla koşan ve ateş eden iki kişiyi gören polisler araçların arasına, arkasına ve sokağın iki yanına geçip mevzi alıyorlar. Ben diyeyim beş, siz deyin on polis. Gelen iki kişiyi ateş altına alıyor. Saldırganlarla aralarındaki mesafe bir metreye düşüyor. O sokakta hayatım geçti. Çok iyi bilirim. Elini uzatsa değecek. Ayağını uzatsa çelme takacak.

Ama öyle ya, senaryo bu ya; bir metreden sağa sola, kıvıra kıvıra!, zikzak çize çize, mermilerden kaça kaça ve en sonunda mermisi biten tabancasını da polise fırlatarak film seti mevkiini geçiyorlar. Arkalarından da şarjörler boşaltılıyor ancak nafile…

Bu arada olan oluyor, sette bulunan Tahir Elçi nereden geldiği bilinmeyen belki de bir metre mesafedekini vurma becerisine sahip olmayan sakar polisin mermisiyle yerde kanlar içerisinde cansız yatıyor. Bu arada iki muhabir de elinden ve omuzundan yaralanmış oluyor.

Ve medyaya görüntüler anında ve ‘son dakika' haberiyle geçiyor: Tahir Elçi vuruldu.

Savcı olay yerine gidiyor. Aynı yerde Roketli ve silahlı saldırıya uğruyor, iki polis yaralanıyor. Sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Ancak savcılar üçüncü günün sonunda ve uzun çatışmalar sonucu rapor tutabiliyorlar. Eğer buna rapor denilebilecekse. Savcının engellenmesi kimin işine yarıyorsa onlar engelledi herhalde.

Ve başlıyor en merak uyandıran sorunun (bulmacanın) cevabını bulma çabası.

Pencereden pencereye kadın komşusuna “Duydun mu kız! Tahir Elçi'yi polisler vurmuş” diyor. Bir başkası “hayır anacığım oni PKK vurmiş”, yan evden başını uzatan bir diğeri de “ Ma sende ne cahilsen. Pkk dağdadır. Ydg'dır nedir o vurmiş” diyor. Bir sonraki sokaktaki tespitler ise çok daha esaslı gibi.

- Kız kör olmayasan. Kaynım gözüyle görmiş. Tahır silahını çekmiş. Yedegehe'de oni polis zannedip vurmiş.

- Kız sen yarısıni doğru yarısıni yanlış bilisen. Silahını çekmiş, polis onu terörist sanıp vurmiş.

- Daha yeni televizyon söyledi, uzaktan nişancı vurmiş.

- Yox yox! adamın canına tak etmiş sinirınden silahıni çekip kafasına sıkmiş.

- Ma delisen nesen. Sıkacaksa niye ensesinden sıksın.

- Valla êle degıl. Kayınbabam söyledi. Minareye çıkmış oradan polisler oni ikna edememiş. Atlamiş.

Ama itiraf edeyim ki HDP/PKK medyası maharetini bu olayda da ve herkesten önce ortaya koydu. Camide Müslüman dövüp “imdat Müslümanlar beni dövüyor” diyen Yahudi maharetinde ve pervasızlığında.

Tabi her zamanki gibi ilk algı tutuyor eğer ANF de yayınlıyorsa. Ondan sonra ortaya atılacak hiçbir iddia bir anlam taşımıyor maalesef benim Kurt'tan kaçarken Ayı'ya yakalanmış zavallı halkım için.

Ve malum “saray” karşıtlıkları paranoya dönüşen kesimler, ellerine bir fırsat geçmenin hazzı ile timsahı kıskandıracak türden gözyaşlarıyla olayı ajite ettikçe ediyorlar.

Ve hükümet kopan yaygaradan ürken tavşan edasıyla ürkek ve şirin görünme pozlarına giriyor.

İş işten geçtikten; algılar kanaate dönüştükten bir iki gün sonra yetkililerden saldırganlar hakkında bilgi geliyor: Dicle Üniversitesi öğrencisi YDG-H'li vesaire vesaire…

Tesadüfler zincirinin inanılmaz ve yukarıdan bir Kudret Eli'nin müdahalesi olmaksızın bir araya gelmesi imkansız halkalarının kavuşması sonucu meydana gelen ve dünyanın her yerinde (polislerin eğitimsizliği ve beceriksizliği hariç)böyle bir olayın müsebbibi pkk olması gerekirken; pkk-hdp akşam ateş yakıp etrafında “hepimiz Tahir Elçi'yiz” deyip; ertesi gün cenazede ellerinde örgüt bayrakları ile ve tabuta örtülen, inancımızın ve geleneğimizin bir parçası olan ve üzerinde ayetlerin yazılı olduğu yeşil örtüyü cebren yere atıp, örgüt bayrağı ile büyük bir pişkinlik ile ve hakikati bilene yaka silkiten cinsten kelime oyunları ile sahne aldı canlı canlı.

Bu arada S.Demirtaş'ın merasimde devleti göreve çağırması ve olabildiğince dini jargonu kullanması, ne kadar çok devletçi ve dindar! olduğunun da kanıtı olsa gerek. Yeşil örtü ayetler yere atılmış ne önemi var.

Nasıl da imdada yetişti bir “ajitelik” vak'a daha! Her sıkışmışlıktan çıkacak bir “ajitasyon” ya üretiyorlar ya da türetiyorlar. Sonra da bol bol tüketiyorlar. Bu defa hem ürettiler hem türettiler.

Ve yine büyük bir gösteriyle eve dönen örgüt, bölgeyi gözden çıkarmış devlet, ikisi arasında kalan millet.

Film bitti mi?

- Hayır, anacığım film değil dizi bu dizi, devamı haftaya

Sahi Sur'un mülki idare amirlerini tanıyan var mı?. TEOG sınavı nasıl yapıldı. Kaç kişi katıldı, daha doğrusu katılamadı.

Önceki ve Sonraki Yazılar