Sürecin mimarları, 'Hata Yaptık' deseler

6-8 Ekimden sonra da şimdi söylenenlerin benzerleri söylenmişti. Hükümet çözüm sürecinde bölgedeki farklı kesimlerle de görüşecek ve Kürt sorunu ile terör sorunu birbirinden ayrılacaktı. O zaman söylenip de yerine getirilmeyen sözün sahipleri bugün de aynı kişiler olunca bundan sonrası için çok umutlu olmak zor.

Bu ülkenin kendine özgü siyaset ve yönetim anlayışında istifa diye bir seçenek olmadığı için bırakın ihmali apaçık yanlışı bulunanlar dahi, halka pahalıya mal olan hatalarını madalya gibi taşıyarak yetki sultanlığına devam etmektedirler.

Tekrar yazmak zorundayız. Ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri çözüm sürecine hükümetin geçmişten bugüne ne kadar değer atfettiğini anlamak için sürecin mimarları olan isimlerle ilgili takındığı tavra bakmak yeterlidir. Hükümet ve devlet adına yetkilendirilen kişiler, bu işi babalarının hayrına yapmadıklarına göre neden kendilerinin  de hata yaptıklarını kabul etmezler.

En başta Beşir Atalay, çıkıp şöyle demelidir: “Herkesin bu kadar inandırıldığı süreçte İmralı ve Kandili meşrulaştıran ve bütün Kürtlerin tek temsilcisi onlardır şeklinde kurguladığımız konsept büyük bir hataydı. Süreç hatırına sivil halkın katledilmesine ve çetelerin şehir içinde örgütlenişine seyirci kalışımız hataydı. Akil insanların tespitlerine dahi yansıyan bölgedeki diğer yapıları ve hassasiyetlerini yok sayışımız bir hataydı. Kürt halkının fıtrî ve insani haklarını bu süreç içerisinde değerlendirmemiz bir hataydı. Bu hataların ortaya çıkardığı menfi sonuçlardaki payım gereği istifa ediyorum.”

Aynı şekilde Yalçın Akdoğan'da sürekli karşı tarafı eleştirmenin kolaylığını bir yana bırakıp, adı ve uygulama biçimi her nasıl olursa olsun bunu başka ellere teslim etmelidir. Karşı taraf sözünü tutmadı, ikili oynadı, suistimal etti, baraj için süreci heba etti gibi beylik laflarla beraber biz de şurada şununla yanlış yaptık şeklinde cümleler kurulmaya başlandığı zaman mevcut mesele de doğal olarak çözülmeye başlayacaktır. Evet madem ki, şimdiye kadar oynanan oyun bitmiştir. O halde yeni kurgu ve yeni aktörler için bu temiz bir sayfa olarak düşünüldüğünde hastada yara da tabii olarak iyileşecektir.

Bunları yazarken sorumlular filan değişse de laik sistemde öyle mutlak bir çözüme inandığımız kanaati çıkmamalı. Çünkü her zaman söyleneni üstüne basa basa tekrar söyleyelim; Ödül ve cezanın ilahi emirlere göre değil beşeri ideoloji ve tercihlere göre ayarlandığı bir düzende hiçbir sorun için nihai ve hakiki çözümden bahsedilemez. Kısasın olmadığı yerde gerçekte hayat yoktur. Kavmiyetçiliğin olduğu yerde gerçekte kardeşlik yoktur. Bencilliğin olduğu yerde gerçekte samimiyet yoktur.

Bu ülke özelinde en acısı da, Kemalizmin olduğu yerde ne inancın ne de insanın hakiki huzuru yoktur. Atatürk milliyetçiliğine operasyon yapılmadan, müslüman halkların barış ve kardeşlik içinde yaşayacağı bir gelecek hayali kurmak, en hafifiyle, halk yığınlarını aldatmaktır.

Gelinen noktada, devletin, doksanlı yıllara geri dönmeyeceğine dair yapılan açıklamaların sahada yükselecek tansiyon karşısında buhar olup olmayacağını zaman gösterecek. Yine ABD'nin PKK'yı ne karşılığında ve nereye kadar yalnız bıraktığını da ilerleyen zaman gösterecek. Ve tabi ki, paralel denilen yapının sırf Erdoğan karşıtlığı ile PKK ve HDP için ne tür hizmetlere imza atacağını da Zaman gösterecek. Sürekli ölüm ve yıkımların yaşandığı bir hengamede, bekleyip olanları izlemek başkaları için sadist bir keyif olabilir ama bölge insanı için çok acıdır. İnşaallah uzun sürmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.