Selahaddin YILDIRIM

Selahaddin YILDIRIM

Suriye`nin Dostları(!)

Suriye’de devam eden acımasız savaşın sürmesini kim veya kimler istiyor? Bu kadar korkunç ve yıkıcı sonuçlara varan, insani dram boyutu hat safhaya ulaşmış olan bu trajediye niçin çözüm bulunamıyor? Çözüm bulunamıyor mu, yoksa çözüm istenmiyor mu? Bütün dünya için bir insanlık sınavı haline gelen Suriye meselesinde, en çok Müslümanım diyenlerin sorumluluğu daha fazla değil midir? Öyle anlaşılıyor ki, insanlığın vicdanı, Müslümanların da imanı, kendinden beklenen tepkiyi veremeyecek derecede zayıflamış durumda.


Özde değil sözde dostlar, çözüm bulmak yerine yangına benzin dökmeyi tercih ediyorlar. Tunus ve Mısır’daki gibi Suriye’de de rejimin dayanamayacağı hesaplarıyla barışçı bir çizgide başlamış muhalefeti silahlandırdılar. Üçüncü yılına giren savaş on binlerce insanın hayatına mal oldu. Ülke kelimenin tam anlamıyla harabeye döndü. Şimdi gelinen noktada ise bu dostlar için asıl mesele Baas rejiminin düşmesi değil, düştükten sonra onun yerini kimin alacağı hususu önem arz ediyor. Çünkü İsrail’e komşu ülkelerde yönetimin kimlerin elinde olması gerektiği konusu her zaman önemlidir.


Suriye’nin Dostları(!) ülkenin kandan göllere çevrilmesine seyirci duran bu gayrı insani, acımasız, ilkesiz ve haysiyetsiz siyasetlerini icra etmeye devam ediyorlar. Yapılan son İstanbul Toplantısı sonucunda da bu siyasetin devamından başka bir sonuç çıkmadı. Akan kanı durduracak çözümler aramak şöyle dursun, bütün bir bölgeyi ateşe sürükleyecek yeni adımların hazırlıkları tamamlanıyor.


Ta baştan beri sergiledikleri sinsi oyun ve oyalamalar ile bir İslam beldesini daha mezbahaneye çevirdiler. Yıllardır Irak ve Afganistan’da işlenen vahşet ve cinayetler savaştan nemalanan bu mahlukları tatmin etmemiş olmalı ki, bütün bir bölgeyi ateş çukuruna sürüklemenin hesaplarını yapıyorlar.


Oynanan bu kirli ve karanlık oyunları görmeyen, duymayan kalmadı ama kimsenin bir şey yapabildiği de yok. İslam dünyasının sokak ve caddeleri oldukça sakin. Akan mazlum kanını ekranlardan seyretmeye alıştık artık. Bu kanın durması için sesimizi yükseltmek yerine abesle iştigal işlerle vakit tüketmeye devam ediyoruz. İslam beldeleri peşpeşe yıkıma maruz bırakılıyor.

Ümmetin bünyesinde onarılmaz yaralar açılıyor, düşmanın silahlarıyla kardeş kardeşi vuruyorken bizler de maç seyreden fanatikler gibi kimin haklı kimin haksız olduğunun hesabı uğruna kamplara ayrılmışız.


Daha önce Cihadi gurupları Suriye topraklarına ulaştırmak için sınırlarını ve imkanlarını cömertçe kullanan bu dostlar, şimdi başka hesaplar peşindeler. Büyük başarılar elde eden “Cephetü’n Nusra” ABD tarafından terör listesinin başına kondu.

Muhalefet güçleri arasına nifak sokan bu karar akabinde gelen baskılar, muhalefet gruplarını birbirleriyle savaşma noktasına getirdi. Önemli noktaları denetimi altına alan Cihadi Guruplar temizlenmeden muhalefete yeterli silah yardımının yapılmayacağı kararında bir değişiklik yok.Yani ABD ve Batı, muhalefete açık açık şunu diyor: “Silahı sana veririm, ama onu nasıl ve kime karşı kullanacağını da ben belirlerim”.


Şeytani siyasetlerin piri ABD, bir yandan muhalefet arasına nifak ekerken, diğer yandan da Suriye’deki yangının Ürdün ve Lübnan’a sıçramasının planlarını kuruyor. Rejimin sahip olduğu kimyasal silahların Cihadi gurupların eline geçeceği şayiasını yayarak bu silahlara el koymak için İsrail ile beraber operasyon hazırlıkları yapıyor. Bölgede son bir aydan beri başlayan askeri ve diplomatik hareketlilik bu operasyonun pek yakında olacağına işaret ediyor. İstanbul ve Amman’da pişirilen yemeğin servis hazırlıklarına yakında başlanılacağı ifade ediliyor.


Lübnan sınırında HSO ile Hizbullah askerleri arasındaki tehlikeli tırmanış, Ürdün’de giderek artan ABD askeri yığınağı ile ömrünün son demlerine yaklaştığını fark etmeye başlayan katil Esat’ın Ürdün ve Türkiye’yi tehdit eden son açıklamaları gelecek günlerin bugünden daha kötü olacağının haberini veriyor. İki yıldan beri halkını hunharca katleden bu diktatör giderayak bütün bir bölgeyi de ateşe sürükleyebilir.


Suriye ve bölgeyi böylesi tehlikeli bir gelecekten kurtarmak için ufukta umut verici bir ışık şimdilik görünmüyor. Rabbim şerleri hayra tebdil etsin. Duamız Suriye ve mazlum halkıyla beraber olsun inşallah.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar