Üstad, Abdülhamid ve Atatürk’le anlaşamadı, çünkü ....

Üstad, Abdülhamid ve Atatürk’le anlaşamadı, çünkü ....

Evet. Bediüzzaman İstanbul’a gelince sıradan bir medrese hocası gibi, kiraladığı odasında sakin sakin ders vermiyor. Meydanlara çıkıyor, Meşrutiyeti anlatıyor, gazetelerde makaleler neşrediyor ve II. Abdülhamid’in baskı rejimini her halukarda benimsemediğ

Doç. Dr. Adem Ölmez, Bediüzzaman Hazretlerinin hayatındaki önemli anları belgeleriyle kitaplaştırdı. Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi Ölmez, Risale Haber’e konuştu.

İşte o söyleşi:


Yeni kitabınız “Uzun Yürüyüş: Belgeler Işığında Osmanlının Son Yıllarında Bediüzzaman”da hangi dönemleri yazdınız?

1907’den 1922’ye, Bediüzzaman’ın hayatının önemli kavşak noktaları ele alınıyor. Said Nursi’nin fikri hayatında II. Meşrutiyet döneminde; İstanbul’un, Doğu Anadolu’nun, Şam’ın, savaş cephelerinin ve Ankara’nın özel bir yeri vardır. Bu beş yer kitabımızda Meşrutiyet için İstanbul’da, Hürriyet için Doğu’da, İttihad-ı İslam için Şam’da, İşgale karşı cephede ve Dindar Cumhuriyet için Ankara’da başlıkları ile ele alınarak inceleniyor.

Çalışmanızda dikkat çeken başka bir nokta da belgelere ağırlık vermeniz…

Hiç kuşkusuz, tarih ilmi belgelerle ilmi nitelik kazanır. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Said Nursi hakkında yapılan çalışmaların önemli bir eksiği budur. Bazan iyi niyetli de olsa duyguların ve içinde bulunulan mistik havanın etkisiyle metinler oluşturulduğu gözleniyor. Bu yaklaşımın doğru olmadığını düşünüyorum. Biz belgeleyemediğimiz bilgiyi yazmayı uygun görmedik. Uzun yıllar devam eden arşiv çalışmalarımız sırasında Said Nursi ile ilgili belgeleri toplamıştık. Onların bir kısmını daha önce Köprü dergisinde yayınladık. Bu yayınladığımız çalışmalarla yeni yazdığımız bölümleri birleştirerek kitap yapmayı uygun bulduk.

ABDÜLHAMİD, BEDİÜZZAMAN’IN İSTANBUL’DAN ÇIKARILMASINI İSTEDİ

II. Abdülhamid’in İstanbul’a gelen Bediüzzaman’ın varlığından rahatsız olduğunu yazıyorsunuz…

Evet. Bediüzzaman İstanbul’a gelince sıradan bir medrese hocası gibi, kiraladığı odasında sakin sakin ders vermiyor. Meydanlara çıkıyor, Meşrutiyeti anlatıyor, gazetelerde makaleler neşrediyor ve II. Abdülhamid’in baskı rejimini her halukarda benimsemediğini açıkça ilan ediyordu. Bundan dolayı Abdülhamid, Bediüzzaman’ın İstanbul’dan çıkarılmasını istedi. Şunu unutmamak gerekir, o dönemde Meşrutiyet yanlıları muhalif konumunda idi ve bunların çoğu muhalefetini yurt dışından yapıyorlardı. Said Nursi ise padişahın yanına gelmişti. Hatta bu da yetmemiş sarayına kadar giderek şarkın eğitim problemleri hakkında rapor vermişti.

SAİD NURSİ, ABDÜLHAMİD’İ TAMAMEN REDDETMEDİ TAMAMEN DE KABUL ETMEDİ

Abdülhamid-Bediüzzaman ilişkisi muhafazakar kesimin II. Abdülhamid tasavvurunu bozan bir durum değil mi?

Said Nursi her zaman analitik düşünmeyi tercih etmiştir. Bir şeyi tamamen reddetmediği gibi tamamen de kabul etmemiştir. İyi taraflarını onaylamış, kötü taraflarını reddetmiştir. Abdülhamid yaklaşımı da öyledir. Padişahın kişisel dini hayatını takdir etmekle birlikte siyasetini asla tercih etmemiştir. II. Abdülhamid’in devletçiliğini, hatta devleti korumak için İslamı bir araç olarak kullanmasının şiddetle reddetmiştir.

31 MART İSYANIN ASIL MUHARRİKİ EKONOMİDİR

Bediüzzaman’ın 31 Mart Olayındaki tavrı nasıldı?

31 Mart Olayı resmi tarihin kurgularıyla öğretilen bir olaydır. Resmi tarihin hem 31 Mart Olayına, hem de Said Nursi’nin 31 Mart Olayındaki yerine dair kurgusu büyük ölçüde yanlıştır. Bu olay Cumhuriyet ideolojisinin ileri-geri paradigmasının bir örnek olayı olarak sunulmuştur. Halbuki gerçekler böyle değildir. İsyanın asıl muharriki ekonomidir. Yani kadro dışına çıkarılan askerler meselesidir.

Said Nursi isyana katılmış mı?

Said Nursi olay günü gelişmeleri izlemiş, ancak olayın kontrolden çıktığını, kendisinin de isyan eden askerleri önlemede yeterli olamayacağını anlayarak, o bölgeden uzaklaşmıştır. Önce Bakırköy’e gitmiş, oradan da İzmit’e doğru uzaklaşmıştır. Çünkü İstanbul’da artık akıl hakim değildi. Kimin ne yaptığı belli değildi. Aklı selimin hakim olmadığı bir ortamda her türlü karışıklık olabilirdi.

SAİD NURSİ’NİN EMNİYET TARAFINDAN YAKALANDI

Bu gelişmeleri ispatlayan arşiv vesikaları var mı?


Elbette… Said Nursi’nin emniyet tarafından yakalanıp, İstanbul’a gönderildiğine, ayrıca rovelver ve kamasına el konulduğuna dair belgeler var. Bediüzzaman İzmit’te yakalandıktan sonra İstanbul’a götürülmüş, bugünkü İstanbul Üniversitesi ana kampüsünün bulunduğu yerdeki Bekir Ağa Bölüğünde bir süre tutulmuştur. O dönemin sıkıyönetim mahkemesi olan Divan-ı Harb-i Örfiye buradan çıkarılmıştır.

Divan-ı Harbi Örfi mahkemelerinde Derviş Vahdeti’yle birlikte birçok kişiye idam, olayların çok fazla içinde olmayan Konyalı Vehbi Efendi Cezayir’e sürgün kararı verilmiştir. Bediüzzaman’ın beraat etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiç kuşkusuz Bediüzzaman’ın haklılığını, muhteşem bir savunma ile taçlandırmasını gözardı edemeyiz. Ne var ki, Said Nursi, Meşrutiyetin ilanı sürecinde Enver Paşa ve diğer Meşrutiyetçilerle aynı çizgide yer almıştı. Meydanlarda yaptığı konuşmalarda ve gazetelerdeki yazılarında, şiddetle Meşrutiyet savunması yapmıştı. Onu bu dönemde Enver Paşa ile tanışmadığını düşünmek doğru olmaz. Onun Enver Paşa ile dostluğunu gösteren bilgilerimiz var.

AÇILIŞA BEDİÜZZAMAN’I ÇAĞIRIYORLARDI

O yıllarda Said Nursi’ye halk ve ulema nasıl bakıyordu?


Said Nursi tanınan bir insandır. O günlerde neşredilen Divan-ı Harb-i Örfi adlı eserinin önsözünde Ahmet Ramiz, “Şarkın yalçın sarp âhenin mavera-i şevahik-i cibalinde tulû etmiş Said-i Kürdi isminde nevadir-i hilkatten ma‘dut bir ateşpare-i zekanın İstanbul afakında rü’yet” ettiğini yazıyordu. Belgelerde onun bu durumunu ispatlar nitelikte… Mesela, Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesinde ifade verenlerden birisi, Gebze’de İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin açılışını yapacaklarını, açılışta Bediüzzaman Said-i Kürdi’nin bulunmasının uygun görüldüğünü ve kendisinin Bediüzzaman’ı davet etmek için İstanbul’a geldiğini anlatmaktadır. Yani Said Nursi o dönemde şeref misafiri olarak görülmektedir. Bu tür önemli günlerde binlerce ulema arasından Said Nursi’nin seçilmesi Onun İstanbul’daki nüfuz ve itibarını göstermesi bakımından önemlidir.

Said Nursi’nin sıkıyönetim yargılamalarından sonra tavırlarında bir değişiklik oluyor mu?

O kişi ve olayları değil, fikirleri önemsiyor. Meşrutiyeti korumak için gelenlerin kendisini yargılamaları onu Meşrutiyetten soğutmuyor. Aksine hemen mahkemeden sonra Doğuya giderek halka Meşrutiyeti anlatmaya başlıyor.

ERMENİ ÇOCUKLARININ DA KATLEDİLMESİNİ ÖNLÜYOR

Birinci Dünya Savaşına da katılıyor

Evet… Savaş çıkınca Said Nursi doğduğu bölgeye giderek, orada milis albayı olarak görev yapıyor. Bitlis’in Rus-Ermeni birlikleri tarafından işgali sırasında, Vali Memduh Beyin ümidin kalmadığını söylemesi üzerine, Bediüzzaman itiraz ederek düşmanın birkaç gün oyalanarak halkın zulümden korunması gerektiğini belirtiyor. Bunun üzerine Bitlis’in savunulması kararı veriliyor. Bu dönemde Bediüzzaman Muş’un kaybedilmesi üzerine elden çıkan 30 topu talebeleriyle birlikte Bitlis’e getirerek, düşmanın zaman kaybetmesine zemin hazırlıyor. Böylece masum ahali şehri boşaltma konusunda zaman kazanmış oluyor. Bu arada Said Nursi, belgelerde anlatıldığına göre pek çok masumun kurtulması için kahramanca mücadeleler veriyor. Sadece Müslümanların değil Ermeni çocuklarının da katledilmesini önlüyor…

Cephede Rus komutanlar anlaşma yapmak için Said Nursi ile görüşmek mi istiyorlar?

Evet, Bitlis bölgesinde en etkili komutan Said-i Kürdi’dir. Onun başarılarını gören Rus komutanlar savaşın gidişatı hakkında kendisiyle anlaşma yapmak istiyorlar.

SAİD NURSİ ANKARA’DAKİ GELİŞMELERDEN MEMNUN OLMUYOR

Savaş sonrasında esir olduğunu biliyoruz.


Bilindiği gibi uzun mücadelelerden sonra yaralanıyor. Bir süre saklandıktan sonra Ruslar tarafından yakalanıyor. Vesikalardan anladığımıza göre yakalandıktan sonra, Tiflis’e esir kampına götürülüyor. Burada dönemin Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın emriyle ve Kızılay aracılığıyla kendisine 60 lira para gönderiliyor.

Milli Mücadeleden sonra da ısrarla Ankara’ya davet ediliyor.

Ankara’da resmi “hoşamedi” töreni ile karşılanıyor. Ancak Said Nursi Ankara’daki gelişmelerden memnun olmuyor. Çünkü, mebusların namaz kılmadıklarını görüyor, bu durum onu çok rahatsız ediyor ve bir beyanname yayınlıyor. Bu beyannamede, nimetin şükür gerektirdiğini belirterek mebusların namazlarını ihmal etmemeleri gerektiğini vurguluyor. Ayrıca yeni kurulan devletin genel niteliğinin nasıl olması gerektiği üzerinde duruyor. İslam dünyasının desteğini kazanmak için dine sahip çıkılması gerektiğini ifade ediyor. Ancak M. Kemal kendisiyle aynı düşünceleri paylaşmamaktadır. İkili, üç kez bir araya gelmesine rağmen bir türlü anlaşma noktası bulamıyorlar. Bediüzzaman Mustafa Kemal’le anlaşamayacağını anlayınca Ankara’yı terk ediyor.

timetürk

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler