Verilerimiz Çok Eskiden Beri Çalınıyor!

Verilerimiz Çok Eskiden Beri Çalınıyor!

Sosyal medya devi Facebook’un çatısının altına girdikten sonra başlayan ve WhatsApp uygulaması özelinde çalışmalarına ağırlık veren Facebook, malumunuz olduğu üzere yeni yılın ilk günlerinde tüm kullanıcılarını kızdıracak bir karara imza attı.

Sosyal medya devi Facebook’un çatısının altına girdikten sonra başlayan ve WhatsApp uygulaması özelinde çalışmalarına ağırlık veren Facebook, malumunuz olduğu üzere yeni yılın ilk günlerinde tüm kullanıcılarını kızdıracak bir karara imza attı. Kullanım koşullarını değiştiren WhatsApp uygulaması, kullanıcılarının verilerini doğrudan Facebook ile paylaşılması için kullanıcısından izin istiyor. Kullanıcı izin verirse erişime devam edecek, izin vermezse “başka kapıya kardeşim” diyerek kullanımına izin vermeyecekler. Burada kullanıcılardan tepki çeken nokta WhatsApp'ın yeni kurallarını 'koşulsuz' kabul ettirmek istemesi. Kullanıcılara bir seçenek bırakmayan WhatsApp, büyük bir tepkiye neden oldu.

Peki, daha önceden bilgilerimiz paylaşılmıyor muydu?

WhatsApp bilgilerimizi zaten paylaşıyordu. Mark Zuckerberg’e bağlı bir firma olduğu için bunları zaten paylaşıyordu. Fakat insanlara bunu duyurmuyordu hatta sadece Facebook'la değil parayı veren firmalar da bu bilgileri satıyordu. Sadece bir mesajlaşma uygulaması olan WhatsApp, reklam almadan, ücret almadan bu devasa büyüklüğe nasıl ulaştı zannediyorsunuz. Mesajlarımızı, ses kaydımızı, fotoğraflarımızı, dekontlarımızı, fatura bilgimizi, şifrelerimizi her şeyimizi ama her şeyimizi satıyordu. Bu yeni olan bir şey değil uygulama ilk çıktığı günden itibaren bu yapılmaya başlanmıştı zaten. Peki, şimdi ne oldu? Ne değişti? Neden herkes bu kadar tepkili? Niye böyle bir şeye giriştiler?

Meseleye ilk önce biraz Facebook'um tarihçesinden başlayalım isterseniz. Zuckerberg sosyal medya uygulaması Facebook’u 2004 yılında kurdu. Uygulamanın Türkiye'ye gelmesi ise 2007-2008 yıllarını buldu. İlk başlarda ortaokul lise çağındaki gençler tarafından sıkça kullanılmaya başlanan uygulama daha sonraları ise tüm yaş guruplarında sıkça kullanılmaya başlandı. Ancak özellikle uygulamayı kullanan kişilerin yaşı büyüdükçe kendi aralarında takılan gençler uygulamayı yavaş yavaş bırakmaya başladı. 2010 yılından itibaren büyüklerin bu mecrayı keşfetmeye başlamasıyla gençler kullanıcılar yeni açılan diğer uygulamalara kaydı.  Bu süreçte yeni açılan Twitter'a üniversite gençliği daha çok ilgi duyarken İnstagram’a ise daha çok lise gençliği takılmaya başladı. Elbette gençler Facebook’u tümüyle bırakmadı tabi zira bu uygulamanın kullanıcıları arasında ciddi bir genç kitlesi var ancak yukarıda zikrettiğimiz diğer farklı uygulamalar çıkınca Facebook eski popülaritesini kaybetmeye başladı. Facebook kanadı eski popülaritesini tekrar kazanmak için ataklarda bulunuyor ama bir türlü başaramıyordu. Eski genç kitlesine ulaşmaya çalışan Facebook 2012 yılında Instagram'ı 1 milyar dolar para vererek satın aldı. 2014 yılında ise WhatsApp'ı 19 milyar dolar para vererek satın aldı. İşin acayip kısmı Whatsapp’tan hiçbir gelir beklentileri olmadan aldıklarını açıklıyorlardı. Hatta Zukerberg uygulamayı satın alırken yaptığı açıklamada kesinlikle ücret alınmayacağını ve reklam olmayacağını açıklamıştı. Eee o zaman bu adamlar nereden para kazanacaktı? Bu adamlar taş mı yiyecek hocam. Instagram'dan çok çok daha fazla bir fiyata satın alınan bu ücretsiz uygulama nasıl para kazanacaktı?

2019 yılının sonlarına doğru geldiğimizde hem Instagram uygulamasında hem de WhatsApp'ta “from Facebook” yazısını görmeye başladık. Bugüne kadar bilgilerimiz kaydedilip satılıyordu çoğumuzda bunun farkındaydık ama sesimizi etmiyorduk. Peki neden bugün daha önceden çaldıkları ve üçüncü kişilerle paylaştıkları bilgilerimizi alacaklarını alenen ifşa edip bunu bir sözleşmeye şartlandırıyorlar?  Bugün neden bu sözleşme ile karşımıza geldiler ki? Çünkü bu bilgilerimizin çalınmasının bir suç olduğu ortada ve tüm dünyada yaklaşık 2 milyardan fazla aktif WhatsApp kullanıcısı var. Ufak bir hesap yapalım. Bu iki milyar kullanıcının bırakın tamamını, yarısı bile “ Mark kardeş! bizim bilgilerimizi bizden habersiz bir şekilde kullanıp para kazanıyorsun. Olmaz öyle şey sen gel mahkemede hesaplaşalım” dediğini düşünün. Böyle bir davadan davacıların kazanacağı tazminatlarla şirket batar. Bunun düşünen Mark ekibi şimdiden bunun önlemini almaya çalışıyorlar.  Sözleşmeyi onaylayan biri dava açarsa, “buyur kardeşim onayladığın sözleşme burada, senin konuşmaya hakkın yok” deme hakları olacak.

Benim bilgilerimden ne olacak ki, şeklinde düşünüyor olabilirsiniz. Sizden depolanan bilgiler sadece istihbari bilgiler için kullanılmayacak. Depolanan veriler ile ilgi alanlarınız, politik görüşünüz, yaşam tarzınız, zevkleriniz gibi bilgiler toplanarak reklam ve stratejilerde kullanılacak hale gelecek. Yani WhatsApp kullanan herkesin verisi WhatsApp için önemli. (Hatırlarsanız Ekim ayında Facebook’un seçimlere karıştırdığı hilelerini anlattığımız “Eli Kanlılar” başlıklı bir yazı kaleme almıştık. Okumadıysanız dergimizin sitesinden okumanızı tavsiye ederim.) Facebook insanların verilerini satarak 2016 seçimlerine müdahale ettiğini ve ABD’de soruşturma sürecinin hala devam ettiğini biliyoruz. Çağımızda insan, kurum ve ülkelerin verileri en net kimlik bilgisi olarak adlandırılıyor. Bu verilerin paylaşılması dijital savaş zafiyetlerini ortaya çıkardığı gibi bir takım stratejik sorunları da beraberinde getiriyor. İşin psikolojik ve sosyolojik etkileri de var. Kabul edelim ki telefonlar bizim her şeyimiz oldu. Banka, e-devlet, kitap okuma, ders çalışma, alış veriş, sohbet kısaca tüm işlemlerimizi tek bir cihazdan yapabiliyoruz. Durum böyle olunca ister istemez insanlar bilgilerinin güvenliği konusunda tedirginlik yaşıyor. Mesele sadece Ali’nin, Ahmet’in, Ayşe’nin kişisel bilgileri değil işin içinde toplumsal analizimizde var. Facebook gibi şirketler toplumların kişisel bilgileri toplayıp analiz firmalarına toplumsal kimlik çıkartmak maksadıyla satıyor. Adamlar arka planda neler yapıyormuş neler. Düşünsenize eve giderken, evdekilere mesaj atıyorsunuz “işten/okuldan çıktım, ekmek alayım mı?” hoop mesajınız birilerinin analizine malzeme oluyor. Bu bir komplo teorisi değil süreç bu şekilde işliyor.

Sadece Facebook bilgilerimizi pazarlıyor, diğerleri masum gibi düşünülmesin. Facebook’un diğerlerine nazaran daha fazla gün yüzüne çıkmış sadece. Aynı şekilde daha eski bir Çin virüsü diye tanımladığımız TikTok hakkında da birçok ülke ajanlık suçlamasıyla dava açmış durumda. Twitter derseniz o da diğerleri gibi, zaten uygulamanın son ABD seçimlerinde ne kadar tarafsız olduğunu! görmüştük. Sadece bunlar değil, ücretsiz sunulan her uygulama sizi ürün olarak görüyor aslında. Verilerimiz bir yerde depolanıyor, işleniyor, analiz ediliyor ve kişisel/toplumsal kimliğimiz çıkarılıyor.

Kendi öz platformlarımızı çıkarmadığımız sürece bu adamların uygulamalarını kullanacağız, durum onu gösteriyor. Peki, kullanırken nasıl hareket edeceğiz? sorusuna değinerek yazımızı nihayete erdirelim. Öncelikle bir uygulamayı indirirken, uygulama bizden neleri istiyor buna dikkat etmeliyiz. Uygulamaların politikaları aynı zamanda uygulamanın yasasıdır. Bu yasaları okumadan hiçbir uygulama kabul edilmemelidir.  Mümkünse uygulamayı yüklemek yerine doğrudan tarayıcıdan giriş yaparak sosyal ağ kullanılmalıdır. Mesajlaşmalarımızda “benim ve muhatabımdan başkası görmesin” dediğimiz şeyleri asla yazmamız, fotoğraf olarak göndermememiz gerekir.. Uygulamalara girişte şifrelerimiz güvenli olmalıdır. Telefonda mümkün olduğunca şifre, banka bilgisi, kimlik bilgisi, T.C. kimlik numarası, vergi numarası, vergi beyanları gibi bilgileri bulundurmamalıyız. Unutmayın ki başkası sizi korumaz sizin kendi kendinizi korumanız gerekir. İki kere düşünün bir paylaşın. Dijital sizin hizmetçiniz olsun, siz dijitalin kölesi olmayın.

Ali Tarhan

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler