Yemin krizi, Paris'te ölen Ahmet Kaya ve Paris saldırıları

 Haftalık yazınca, bazen hangi konuya köşede yer vereceğimiz hakkında zorlanıyoruz. Ülke içinde ve dışında öyle sıcak gelişmeler oluyor ki... Hatta biz yazıncaya kadar bazıları sıcaklığını da yitirmiş oluyor. Bu hafta da böyle sıcak bir hafta.

Paris'te önemli saldırılar oldu, akabinde önceden takvimlenmiş G20 zirvesinde dünya liderleri Antalya'da bir araya geldi, önemli konuları konuştu (ama sadece konuştular, hem de ayetlerin söylem ve eylem ikiyüzlülüğünü ele verdiği bir karakter olan, işbaşına geçtiği zaman ekini ve nesli ateşe veren Ahnes bin Şureyk tarzında konuştular.)

Ankara'da ise, yeni seçilen milletvekilleri mecliste yemin ederek görevlerine başladı. Yine Leyla Zana'nın yemini üzerinden  bir tartışma yaşandı. Yemine eklediği Kürtçe cümle ve “Türk Milleti” yerine “Türkiye Milleti” ifadesini kullanması, ki bize göre de daha adil ve kapsayıcı bir ifade, tartışmanın sebebi oldu. Bundan tam 24 yıl önce yine bir Kasım ayında (6 Kasım 1991'de) Leyla Zana meclisteki yemin töreninde kullandığı Kürtçe üzerinden tartışma oluşturmuştu. 

Leyla Zana'nın ideolojisini, mensup olduğu partinin icraatlarını ve PKK'nın anarşizmini konuşalım ve bunlar üzerinden onları mahkum edelim ama şunu yapmayalım: Doğru bir söz, yanlış bir ağızdan geliyor diye karşı çıkmayalım veya HDP/PKK'nın yanlışları, devletin var olan yanlışlarını perdelemesin.

Bize göre meclis yemini tamamen değişmeli. Mevcut yemin, toplumun inancı, farklı kesimlerin temel özgürlükleri ile çatışıyor ve çoğu milletvekillerine yalan söyletiyor. Devlet, Kemalizmi ideoloji olarak dayatmamalı. Adalete, dürüstlüğe, mesuliyetlere bağlı kalınacağına, genel ahlak dışına çıkılmayacağına, toplumun faydasına çalışılacağına dair yemin edilmeli.

24 yıl önce mecliste sorun olan Kürtçe, 24 yıl sonra yine sorun oluyor. Devlet olarak Kürtçe'yi tamamen sorun olmaktan çıkarmazsanız, birileri de bunu memleketin beyni olan meclise taşımaya ve ülkeyi kaşımaya devam eder.

Evet, Kürtçe konusunda 90'lı yıllarda değiliz, çok mesafe kat edildi. 16 Kasım 2000'de Paris'te ölen Ahmet Kaya'nın yaşadıklarını hatırlayalım. Yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldığı törendeki konuşmasında; “şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim...” dedi diye salondakiler kendisine küfür etmeye ve çatal kaşık atmaya başladılar.

O Ahmet Kaya, 15 yıl topraklarından uzak yaşadı ve gurbette öldü.

Bir çoğumuz Ahmet Kaya'nın inancını, yaşam tarzını, düşüncelerini, savunduklarını benimsemeyiz ve haz da etmeyiz ama bütün bunlar, onun yaşam hakkının elinden alınmasının sebebi olamaz. İnançsızlık ve yaşam tarzında Ahmet Kaya'dan daha beter olanlar var ve bu ülkede güle oynaya yaşıyorlar.

HDP/PKK, İslam'a düşmanlığından kanımızı içse doymaz ve ciğerlerimizi yakmış ama bütün bunlar, bizim sapla samanı bir birine karıştırmamızı gerektirmez. Öyle yaparsak ne farkımız kalır!

Emniyetteki ve yargıdaki mensupları eli ile 12,5 yıl cezalandırıldığım Gülen Grubu ve zulüm gördüğümüz diğer kesimler hakkındaki yaklaşımım da böyle. Doğrularını görür, haksızlığa uğradıklarında da sahipleniriz velev ki bize zulmetmiş olsalar da. Çünkü hareket ölçümüz; “bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” ayetidir. Doğruya doğru, yanlışa yanlış!

Gelelim IŞİD'in Paris'teki saldırılarına... IŞİD'in fikriyatı, fiiliyatı, eylemsel icraatı, karanlık yönlerini konuşup mahkum edelim, ki çokça ediyoruz ve ediliyor da ama cesaretle üzerine gidilmeyen bir husus daha var: Batılı devletlerin bu yaşanan katliamlardaki rolü. Bunu biz söyleyince, “Batı tapıcılar” tahammül edemiyor, buyurun o taptığınız “Batı”dan bazı insaflı dillerden dinleyin o zaman!  

İspanyol aktör Willy Toledo: “Siz (batılı devletleri kast ediyor) hiç gürültü çıkartmadan günde milyonlarca kişiyi öldürüyorsunuz, onların bu olaylar karşısında sessiz mi kalacağını düşündünüz?”

Alman vekil Sahra Wagenknecht: “Terör örgütleri kurarak, silahlandırarak, petrol, doğalgaz ve enerji bölgelerini destabilize ederek, kendi kurmuş oldukları terör örgütlerine karşı sözde savaşan, milyonlarca sivil insanın ölümüne ve mülteci konumuna düşmesine sebep olan Nato ve batılı ülkelerin, öncelikle kendi ruh sağlıklarını gözden geçirmeleri gerekir.”

Fransa eski başbakanı: “IŞİD küstah ve kibirli Batı politikasının kibirli çocuğudur. Batı, geçmiş tecrübelerinden ders almadı. Şimdi ABD ve Avrupa'nın, Afganistan savaşındaki tecrübelerden ders almasının zamanıdır. 2001 yılında sadece bir terör noktası vardı girildi, 13 yıl geride kaldı ve bizim tutarsız politikalarımız yüzünden şimdi Irak, Libya, Afganistan, Mali ve diğerleri ile birlikte 15 terör noktası var...”

Önceki ve Sonraki Yazılar