Zamanı yakalayabilmek

Demirel "Siyasette yirmi dört saat çok uzun bir zamandır" derdi.

Bu söz Türk siyasetinde adeta bir darb-ı mesel oldu.

Ancak gelinen noktada bu sözün siyasetle sınırlı kalmadığını da müşahede etmekteyiz.

Ülkemizde uzun bir zaman olarak addedilen yirmi dört saat, Ortadoğu'da bir asır hükmündedir.

Çünkü Ortadoğu'da bir saat, tahayyül sınırlarını dumura uğratacak kadar uzun bir zaman dilimi ne yazık ki...

Etrafı kuşatılan bir kasaba halkının bekleyişi için uzun bir zaman değil mi bir saat...

Ya saldırıları sıyrıklarla atlatmış bir yardım kamyonunun önünde yardım kuyruğuna giren bir annenin aç çocuğu için el açarak bekleyişi...

Hele enkaz altında can çekişen bir sabinin acıklı çığlıkları için dakikalar sene mesabesinde değil midir?

Gelinen noktada Demirel'in veciz sözünün etkisi ülkemizle sınırlı kalmadığı gibi Ortadoğu ile de sınırlı değil.

Barack Obama döneminin dingin ve sinsi siyaseti Donald Trump döneminde şahinleşecek gibi.

Değişen bir şey olur mu dersiniz?

Hiç sanmam.

Biri dingin ve sinsi, diğeri şahin ve kudurgan...

Aynı kirli tezgâhın atanmış ameleleri...

Fincancı katırlarını ürkütmekten çekinmeyen Aşırı Büyük Davar başkanı Donald Trump'ın seçim vaatleri ve söylemlerindeki sapkınlığa varan sözlerine bakılırsa normalde hiç oy almaması gerekirken bütün anket firmalarının tahminlerini alt üst edecek bir sonuçla iktidara gelmesi, ABD insanının halet-i ruhiyesini yansıtmaktadır.

Göreve başlar başlamaz Meksika sınırına duvar örmeye başlayan Trump, daha maçın ısınma turlarındayken israil'deki elçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıma kararı alarak bölgenin ateş topuna dönüşmesini sağlayacak bir hamlede bulundu.

Bu taşımada asıl maksadın sorunları kaşıma olduğu da aşikâr.

Ülkede "evet hayır yarışması" hazırlıkları yapılırken küresel güçler ülkemiz için pek hayırlı şeyler düşünmüyor...

Birkaç sanatçı ve ünlünün sosyal medyada oluşturdukları evet zincirine karşı son günlerde hayır cephesi de kenetlenmeye başladı.

Evetçilere linç kampanyasından sonra hayırcıları öve öve göklere çıkarmayı da kampanya değil kumpanya olarak tanımlamak mümkün.

Evet ve hayır cepheleri safları sıklaştırma çabalarında iken oyunun rengini "hayır"dan yana kullanan iki kişi dengeleri alt üst edecek bir etki yarattı.

Rus uçağının düşürülmesi gerektiğini söyleyen, uçak düştükten sonra "uçak uçağı vurur, ne olmuş" diyerek kara mizaha malzeme üreten Furkan Der başkanı Alpaslan Kuytul'un "hayır" oyunu kullanacağını söylemesi, anketörlerin beklemediği bir sonuca(!) gebe.

Kandil'den Rıza Altun'un da "hayır" oyunun kullanılması gerektiği ile ilgili açıklamaları referandum öncesi beklenmeyen sürprizlerdi.

Bu ikilinin kararı bana göre seçimin sonucunu belirleyecek hamleler.

Birkaç hafta öncesinde birbirine yakın gibi görülen rekabetin makas açması kaçınılmazdır.

Velhasıl Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ya Kadir gecesinde doğmuş ya da ermişlerin dualarıyla ayakta.

Yoksa bu açıklamaların vücuda getirdiği etkiyi yakalamak için trilyonlarca para harcasaydı bu kadar etkili olmazdı.

Bir de Aysun Kayacı ağzını büze büze "benim oyumla çobanın oyu" diye başlayan felsefik derinliğini konuşturursa o zaman değme iktidarın keyfine.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.