28 Şubat: Faillere hücum, fiillere devam!

Bir 28 Şubat’ı daha tartışmalarla geçirdik.

Yeni bilgiler, yeni belgelerle malum olan; ama ilam edilmeyen şeyler öğrendik.

Mesela milletvekili transferleri…

12 Eylül 1980’e doğru gidilirken milletvekili transferleri “Güneş Motel” isimli mekânla anılır olmuştu.

28 Şubat’ta mekân anlamında zenginlik yaşandı. Basın kuruluşları, karargâhlar; hatta parti merkezleri pazarlıklara sahne oldu.

Kimi milletvekili 750 bin dolara, kimi de akaryakıt istasyonu karşılığında kimliğini ve kişiliğini satışa çıkardı.

Kimi vekil o kadar çok parti değiştirdi ki, konu mizahi alana bile çekildi.

Mesela Kubilay Uygun…

DSP’den seçilip önce DYP’ye sonra iki kez DSP ile DYP arasında dolaştıktan sonra MHP’ye, oradan DTP’ye geçti. (BDP’den önceki DTP değil. Cindoruk’un partisi)

“Fırıldak Kubi” olarak anılır oldu.

Kubilay Uygun işin bir kısmını ifade ediyordu da mesele onunla sınırlı değildi.

Bazı milletvekillerine ömür boyu milletvekilliği ve bakanlık garantisi bile verilmişti.

Basının da yargının da askerin de durduğu yer belli değildi.

Bir gazete patronu başbakanı pijamalarıyla karşılıyor, bir genel yayın yönetmeni telefonda bir bakana ağız dolusu hakarette bulunuyordu.

Kimi gazeteciler karargâhtan aldıkları emirleri siyasilere iletiyor, jandarma, ihalelere müdahale edip şehir içinde operasyon yapabiliyordu.

Yargı da bağımsızdı hani.

Parlamentonun seçtiği bir cumhurbaşkanı, halkın seçtiği bir partiye kapatma davası açan başsavcıyı tebrik ediyordu.

Bir paşa, dönemin kadın İç İşleri bakanını bakanlığın önünde kazığa oturtmaktan söz ediyordu.

Susurlukta kaza yapan bir araçtan ikisi ölü olmak üzere bir siyasetçi, bir polis müdürü, bir de çete lideri çıkıyordu.

Her şey, evet, her şey birbirine karışmış gibi görünüyordu; ama öyle değildi.

28 Şubat süreci, Müslüman halka karşı planlı programlı bir savaştı.

Şimdilerde iş sadece eğitimle sınırlandırılıyor gibi bir algı oluşsa da aslında o dönemde İslami değerlere karşı yürütülen faaliyetler, topyekûn bir tahribat, bir yozlaşma bir yeniden tanımlama ile tanınmaz hale getirme çabası idi.

Eğitimle bir sonraki nesli köklerinden koparmayı amaçlıyorlardı.

Yalan ve iftira dozu bir hayli yüksek haberlerle halkın zihin dünyası tahrip ediliyordu.

Kısmen başarılı da oldular.

Örtüde inanılmaz bir yozlaşma yaşandı.

Müslüman olduğunu iddia edip şeriata karşı olduğunu söyleyen ucubeler çıktı piyasaya.

Müslümanlara yönelik işkence ve infazlara göz ucuyla bile bakmayanlar da vardı artık.

İşkencecilere destek çıkanlar…

Sonraki yıllarda, dönemin zulümlerinin en büyük müsebbibi olan Bülent Ecevit için “Ahirette eğer Allah bu imkanı verirse şefaatçi olacağım ilk kişi Ecevit olacak” diyecekti Pensilvanya’daki hoca.

Ecevit’in Merve Kavakçı olayında “Bu hanıma haddini bildirin!” derken Müslüman bir insana karşı yüzündeki kin ve nefreti hatırlayın.

İslami değerlere olan düşmanlığını…

Yani işin aslı 28 Şubat bazılarında “Stokholm sendromuna” neden olmuştu.

28 Şubatçılara saldıran; ama sonuçlarından da nemalanan birileri çıkmıştı ortaya.

Onlara göre 28 Şubat ekibi, gerek sivil olsun gerekse asker, yargılanmadıkları müddetçe hiçbir şey düzelmeyecekti.

Bu yüzden 28 Şubatçıların üzerine gidiyorlar. Her şeyi deşifre etmeye, kirli çamaşırları ortaya sermeye devam ediyorlar.

Ama başka şeyler de yapıyorlar bu arada.

Fişlemeleri eleştiriyorlar, ama kendi zihniyetlerine yakın olmayan herkesi fişliyorlar.

Bürokraside yerleştikleri alanı kimseyle paylaşmıyorlar.

Kendilerini eleştirenlere karşı polis ve yargıyı devreye sokuyorlar.

Karartma, karalama ve iftira noktasında 28 Şubatçılardan hiç geri kalmıyorlar.

Bu arada özgürlüklerden söz eden yok!

Gücü eline alan kendi derin yapısını oluşturmaya başlıyor.

Malum yapı da kendini fazla büyük görmüş olmalı ki, dengesini kaybetti.

Kendi 28 Şubatlarını yürürlüğe koymuş son hızla koşarlarken birilerinin ayağına bastıkları için tökezlediler.

Belli etmemeye çalışıyorlar; ama derin bir kaygı içerisindedirler.

Ya aynı süreç kendilerine karşı işletilse!?

Korkmakta haklılar.

Öyle ya failler değişse de zihniyet devam ediyor.

Tasfiye sırası kendilerine gelmiş olabilir.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar