Acılar ve İnsanlığımız

Ağırlıklı olarak İslam coğrafyasında olmak üzere yeryüzünde yaşanan acılar, hayatın manasını öldürüyor, yok ediyor. Manasını yitiren hayat da insanlığımızı, müslümanlığımızı sarsıyor. Zalim Esed ordusunun Banyas’taki katliamı bırakın müslümanlığın, insanlığın bile manasının sukut edişidir.

Suriye imtihanı, müslümanlığın imtihanını aştı, insanlığın imtihanına dönüştü. Orada katledilen bebeklerin, çocukların küçük bedenleri insanlığımızdan, müslümanlığımızdan utandırır hale getirdi bizleri. Allah, elbetteki zalimlerin yaptıklarından habersiz değil ve bunların hesabını soracaktır.


Sadece Suriye değil, Irak, Arakan, Patani, Bangladeş… Türlü türlü zulümler ve türlü türlü acılar…
İnsanlık olarak çok acılı günler yaşıyoruz. Öyle acılar ki kayıtlar yetmiyor, haddi hesabı yok. Öyle acılar ki tarifi imkansız. Günlerimiz acılı olduğu kadar acıklıdır da. İnsanlığın bir tarafı acılar içinde kıvranırken, diğer yanının yaşanan acılardan dolayı bir sancısı yok. Belki de haberi yok.


Mehmet Göktaş Hoca’nın Hz İbrahim’i anlattığı şiirsel kitabı “Kema Salleyte”de alışveriş merkezlerini mabedler, günlük alışverişi ise ibadet olarak ifade ettiğini görünce çok orjinal bir tespit olarak ilgimi çekmişti. Günümüz kapitalist düzeni bir dine dönüşmüş, insanların hayatlarına hakim olmuş ve onları şekillendiriyor. İnsanları kendisine birer kul, köle gibi bağlamış.


AVM’lere her uğradığımda insan kalabalıklarının ibadet şevki içindeki alışverişleri bana hep Göktaş Hoca’nın tespitini hatırlatır. Gerçekten de İnsanlar adeta alışverişi günlük ibadete ve alışveriş merkezlerini de mabetlere dönüştürmüşler. Bu mabetlere günlük uğramayı ibadet derecesinde zaruret olarak görenler var. Alışveriş hastalığına tutulmuş olanlar, ihtiyaçları için değil; tutkuları için alışveriş yapar hale gelmişler.


İnsanlığın acılarından girip, alışverişten bahsetmek biraz garipsenebilir ama acılar karşısındaki acıklı halimizi ifade ettiği içindir. Yaptığımız alışverişlerin bir çoğunun insanlığın acıları üzerine bina edildiğinden haberimiz bile yoktur bir çoğumuzun belki de.
Bangladeş’te yaşanan ve yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği facia, bu gerçeğin bir acısıydı. Ancak o da sadece haber konusu olarak kulaklarımıza değip geçti. Bu facianın iç yüzü biraz sorgulansaydı, belki de ibadet mahiyetindeki alışverişlere dayalı hayatımızın tadı biraz kaçardı. Ancak emin olun ki gerçek ibadetlerimize tat gelirdi.


Günlük alışverişlerimizin bir kısmı, ucuz insan gücü olan uzakdoğu işçi emeğinin bir üretimi. Haftalık 7 dolara, aylık 100 dolara çalıştırılan işçilerin acıları üzerine üretilmiş malları tüketiyoruz. Yine bir AVM’de dünyaca ünlü bir giyim mağazasında kuyruğa girmiş insan manzarası ile karşılaşınca, Bangladeş’te tekstil atölyesinde hayatını kaybeden işçiler aklıma geldi. Alışveriş yapanların çoğu, habersiz bir şekilde bu ülkelerin işçilerinin ürettiği malları almanın yarışındalar.

Halbuki bu mallarda acı var, sömürü var, zulüm var, ölüm var. Dünyanın tanınmış markaları ham madde ve ucuz insan gücünden dolayı üretimlerini uzakdoğu ülkelerinde yapıyorlar. Yani sömürge dönemlerinde aç, perişan, yoksul ettiği ülkelerin bu durumundan zenginlik devşiriyorlar.


Yaşanılan acıları daha da acılaştıran, acıları yaşayanların çoğunluğunun İslam ümmetinin bir parçası olması. Emperyalist düzen, Müslüman kardeşlerimizin kaynaklarını sömürerek üretiyor ve Müslüman ülkelere tükettiriyor. Madde dünyasının mabetleri ve ibadetleri Müslümanlar olarak o kadar kalbimize ve aklımıza hükmeder olmuş ki, yaşanan acılar ve acıklı halimiz dahi ümmet olarak bizi kendine getirmez olmuş.


İslam ümmeti olarak halimiz içler acısı. Bir tarafta zulüm ve acılar, bir tarafta vurdumduymazlık… Bir de bunlara sebep ve en önemlisi ihtilaflarımız. Başımızı döndüren şu dünya tutkusundan kurtulmamız ve ihtilaflarımızdan sıyrılmamız kurtuluşumuzun çaresi olacaktır. Şu anda dünya üzerinde yaşanan gelişmeler bunun zeminini oluşturmamızı zorunlu kılıyor.


Hafta sonunda Kazlıçeşme Miting Alanı’nda düzenlenen “Özgürlük ve Kurtuluş Önderi Hz. Muhammed” konulu etkinlikte verilen mesajlar bu açıdan önemli idi. Ne kadar acılar yaşamış olsak ve yaşamaya devam ediyor olsak dahi yurt içi, yurt dışı Müslümanları olarak kurtuluşun adresini ve yolunu bulmak zorundayız.
Hak olan yol üzerinde olmak duası ile…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar