Mehmet Zeki ERGİN

Mehmet Zeki ERGİN

Ürkütücü Bir Geleceğin Sinyali mi Yoksa?

Toplumun değerlerine savaş açmanın, onları yok etmeye çalışmanın nasıl bir sonuç doğurduğu görülmek isteniyorsa bütün değerlerinden sıyrılmayı başararak özgürleşmiş ve uğruna bedel ödemeyi göze alacağı hiçbir şeyi kalmamış Avrupa toplumuna bakılabilir. 

Batılı toplum mühendisleri insan özgürlüğünün önünde engeldir sloganı ile daha önce ne kadar değer yargıları varsa hepsine savaş açtılar ve onları amansız bir yenilgiye uğratıp geri gelmeyecek şekilde tarihe gömmenin hesabına girdiler. Dine savaş açtılar, kiliseye, din adamlarına, aile bağlarına, ebeveyn hukuk ve değerlerine, aile kurumuna kısacası yeni bir dünya oluşturmak istedikleri için eski dünyadan kalan her varsa savaşılacak, saldırılacak hedefler arasına koydular. Ve bu savaşı büyük oranda da kazandılar.
Dini ilk önce toplumdan çıkardılar vicdanlara hapsettiler, vicdanda mahpus olan din ise uzun süre yaşayamadı. Din adamları kilise ile beraber duvarların ötesine geçemeyecek şekilde hapsedildiler. Aile kurumu hepten yıkıldı, çocuğunu şekillendirme hakkından mahrum edilen ebeveynler ya çocuğunu merhametten mahrum bıraktı ya da öyle bir çocuğu istemedi.

Bugün yenidünyanın ilk dönem akillerinin tam da hayal ettikleri bir dünya onlar görme muradına eremeseler de batı toplumunun tümünü içine aldı. Ama gel gör ki yenidünyanın yeni akilleri geri dönüşü olmayan ve tedavisi mümkün olmayan bir helak olma yolunda olduklarını ilme’l-yekin derecesinde fark ettiler, zira karşılarında tüm duyarlılıklardan ari, artık kendisini düşünmekten bıkmış, neredeyse yaşama sevincini bile yitirmiş bir toplum buldular. Ve maalesef daha acı olanı ise bunun tedavisinin olmadığını da biliyorlar.

Peki, bu savaşta savaş açılan kurumların hiç suçu yok muydu? Örneğin kilise veya Avrupa’daki din anlayışı böyle bir savaşın müsebbiplerinden biri değil miydi? Bila şek… Bu savaşın en büyük müsebbiplerinden bir tanesi de bizzat bu kurumların kendileri idiler. O zaman sahip oldukları düşünce ve uygulama biçimleri idi. Ama bu hakikat onların savaşılıp yok edilmelerini değil, terbiye edilmelerini, olumsuzluklarından arındırılıp topluma sunmayı gerektiriyordu. Yok edilmelerini değil…

İşte yenidünyanın kuruluşunda batılı aydınların sahip oldukları “insan özgürlüğü önündeki engel” düşüncesi bizim İslam dünyasına da “Şirk” olarak aktarılmış durumda… Batı toplumunda toplumun daha önce var olan bütün değerlerine “insan özgürlüğü önünde engel” diye savaş açıldı, maalesef İslam dünyasında da “Şirk düşüncesini barındırıyor, puthaneye dönüştürülmüş” diye toplumun ne kadar değeri varsa hepsi bir düşüncenin hedefi haline gelmiş durumda. İslam âleminin en mukaddes mekânlarına camilere, insanlar ibadet halinde iken saldırıldı; mescid-i dırar yaftası yapıştırıldı.
 
Tarihte İslam medeniyetinin ilim ve erdemde ulaştığı zirvenin nişanesi olan alim ve evliyanın mezarlarına saldırdılar, puthaneye dönüştürülmüş, orada şirk yapılıyor yaftası yapıştırıldı ve en son Şam’da hiçbir süpergüç kafirin bile saldırmaya hatta yanlarından bile geçmeye cesaret edemedikleri sahabe mezarına sırf kendilerinden mütevellid, tüm halkı cehennemlik addeden marjinal, dışlanmış, vahyin bizzat kendisiymiş gibi kabul ettikleri içtihatlarını delil göstererek menfur, çirkin ve lanetlenecek bir saldırıda bulundular. Ve maalesef sırf Baas rejimi lehinde Suriye’deki muhalefete zarar verecek diye de ses dahi çıkarılmıyor.

Sanki Esed rejiminin tüm zulümleri bertaraf edilmiş, halk özgürlüğüne kavuşmuş, bütün çilelerinden kurtulmuş son olarak bu şirk yuvasına dönüşmüş(!) mekânı da temizlemeleri halinde kutsal görevi tamamlamış olacaklar…
Bu nasıl bir zihniyettir ki bütün değerleri şirk madeni olarak görüyor. Bunların İstanbul’da hüküm sahibi olduklarını düşünebiliyor musunuz? İlk önce Ebu Eyyube’l-Ensarinin türbesine saldıracaklarından tereddüt dahi etmiyorum.
 
Ondan sonra Topkapı Sarayındaki kutsal emanetler bölümü… ne de olsa insanlar oraları ziyaret ediyor ve onları görür görmez salavatlara başlıyor, hüngür hüngür ağlamaya başlıyorlar. Herhalde bu en büyük şirk(!) olsa gerek… Öyle ise hemen bilinmeyen bir yerlere gömülmeli veya Allah muhafaza belki yakılmalı…

İnşaallah bu mezar sırf Muaviye bin Ebu Süfyan’a karşı Hz. Ali’nin safında yer alan ve Kufe camisinde cesaretle Hz. Ali’nin haklılığını savunan Hucr b. Adiyy’in mezarı olduğu için saldırıya uğramamıştır.

Yine de biz hüsn-ü niyetimizi koruyalım… Temenni edelim ki bu menfur saldırıyı zalim Esed rejiminin adamları yapmışlar ve bununla Müslümanları kötülemeyi amaçlamış olsunlar. Hem böylelikle Banyas’ta yürekler yakan çığlıkların duyulmasına da engel olmak istemiş olsunlar. Yoksa bir Müslüman’ın bunu yapacağına değil sadece benim aklım hiç kimsenin aklı almıyor. Hem de böyle dar bir zamanda…
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar