Adı Özgür

Urfa lisesinde tarih öğretmenliğine devam ediyorum. Dört beş yıldır Milli Eğitim Müdürlüğünün hukuk işlerine baktığım için derslere girmiyordum. Bütün sınıflarda öğrencilerle ilk dersimin konusu “Tarih dersinin önemine” dairdir. İşte anlattıklarımın kısa bir özeti:

Tarih toplumun hafızasıdır. Bir insan için hafıza ne kadar önemli ise bir toplum için de tarih öğrenmek o kadar önemlidir. Hafızasını kaybeden kişinin “kişiliğine insanlığına” dair hiçbir özelliği kalmaz. Sadece yeme içme vb. hayvani özellikleri kalır. Böyle biri başkası tarafından yeri geldiğinde yük taşıtılan yeri geldiğinde ona buna saldırtılan bir hayvan gibi kullanılabilir.

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra galip gelen kâfirler, ümmetin hafızasına format çektiler, hafızayı resetlediler.  Öyle vahim bir ameliyata tabi tuttular ki, mesela ülkemizde hafızanın bir daha canlanmaması için harfleri dahi değiştirdiler. Adeta bir bilgisayarın hard diskine yeniden yükleme yapmak gibi hafızamıza yeniden yükleme yaptılar.  Yeni öğretilen tarihe göre dostlarımız, kardeşlerimiz, anne ve babalarımız bize hain birer düşman, düşmanlarımız da dost gösterildi. Mesela atalarımızı Çanakkle’de ve sair cephelerde şehit edenler, sanki bize kardeşlermiş te bizi aralarından atmışlar. Biz şimdi bizi aralarına almaları için 50 yıldır (AB) kapılarında onlara yalvarıyoruz. Afganistan’da onların emir komutasında öz be öz kardeşlerimizi katlediyoruz.

Arkadan ensesine tokat atılıp tam arkadaki kişiye saldırtılan çocuklar haline getirildik. Şimdilerde mesela Suriye’deki bir kısım Araba göre, “Türkler İsrail’den daha düşman”, Kürtlerin bir kısmına göre “İsrail iyi bir dost”, Türklere göre de, “Araplar bizi arkadan vurmuşlar, Kürtler de hiçbir ihanetten kaçınmamışlar”.  Oysa Kürtlere Dersim ve Zilan katliamlarını yaptıranlar ile Arapları Türklere arkadan saldırtanlar hep İngiliz ABD ve diğer düşmanlarımızdı. Ensemize arkadan vuran Kâfirler, birbirine düşenler bizler olduk.

Kafirleri yeni hafıza yüklemesinde en kritik durum, köleleştirilen ümmetin her bir parçasına “özgürlüğüne kavuşmuş olduğu” yutturmacasıydı. Her bir parçaya birer bayrak ve ezberletilen sözde istiklal marşı ile özgürleştikleri kandırmacası ile gerçek özgürlük peşine düşmekten alı konulmaları idi. Bu durumu şöyle bir benzetme ile açıklıyorum. Adam kölesine “ÖZGÜR” adını koymuş. Köle adından dolayı kendisinin gerçekten özgür olduğuna inandırılmıştır. Çünkü çevresindeki herkes onu özgür diye çağırıyor, sen kimsin denildiğinde ben “özgürüm” diyor. Tam bir köle olarak hayatını sürdüren “özgüre” köle olduğu söylenince kendisine iftira edildiğini çünkü herkesin kendisine özgür dediğini düşünüyor.

Öğrencilere soruyorum; bu ülkede halkımızın dedikleri mi oluyor? yoksa ABD’nin dedikleri mi? Sınıflar hep bir ağızdan “ABD’nin dedikleri” diyorlar. Tek tük bazısı hocam “artık ABD’nin bazı dedikleri olmuyor” diyor. Ama özgür bir ülkeden söz edebilmek için halkın dediklerinin hepsinin yerine getirilmesi, ABD’nin halkın iradesi ile örtüşmeyen hiçbir dediğinin yerine getirilmemesi gerekmez mi? Afganistan’da askerimizin ne işi olduğunu sorgulamamız gerekmez mi?  Savunmaya ilişkin konularda nerdeyse yüzde yüz ABD’nin iradesine tabi isek, iç güvenlik kounularında AB ülkelerinin standartları halkın iradesinden üstün tutuluyorsa hangi bağımsızlıktan söz edilebilir.

Hükümetin Mısır konusundaki tavrı ile Suriye politikasındaki tavrının arkasındaki halk desteği aynı mıdır? Farklı ise neden farklıdır. Hükümetin dış politikasında arkasındaki halk desteğinin yüksekliği ve ya düşüklüğü bir bakıma bağımsızlığımızın göstergesi niteliğindedir.

Tam bağımsızlığın yakın olması dileklerimle...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar