Hacer Sara ARSLAN

Hacer Sara ARSLAN

Ahirete Odaklı Evlilik

Resulullah (SAV) “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir” buyurdu.

Dinleyenlerden biri “O gün bizim az oluşumuzdan mı böyle olacaktır?” deyince, Resulullah “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacaktır. Sizin kalbinize ise vehn sokacaktır” buyurdu.

Yine dinleyenlerden biri “Vehn nedir?” diye sorunca “Dünya sevgisi ve ölüm korkusudur” buyurdular.

...

Bir gencin hayatında dönüm noktasıdır evlilik... Kaideyi bozmayan istisnalar haricinde, her genç huzur ve sükûna ereceği sıcak bir yuvaya adım atmak ister.

Rabbini bilen ve kulluk vazifesinin idrakinde olan bir genç kız ise evliliği ibadet olarak algılar. Evleneceği şahsın hem dünya hem ahiret yoldaşı olmasını ister. Hayatı, duayı, sevgiyi ve mutluluğu birlikte paylaşabileceği bir eş...

Fakat ne hazindir ki, günümüzde evlilik; geleneksel tabular ve dünyaya olan aşırı meylin etkisiyle o kadar zorlaştırılmıştır ki, gençler evliliğin öncesi ve sonrasında, her adımında maddi sorunlarla karşılaşmakta.

Sanki manevi rahatlığa değil de, maddi zevk ve sefaya açılıyor evlilik kapısı! Sanki evlerinde bir halısı, kolunda bir altını eksik olursa evlenemez!

Elbette bunda anne-babanın çocukları üzerindeki etkisi, kendilerince şefkatten gelen aşırı istekleri ve tabi toplumdaki evlilik algısının payı çoktur. Bu durumda Müslüman genç kıza önemli görevler ve fedakârlıklar düşmektedir.

Eğer gerçekten huzur, imanı muhafaza, İslam'a hizmet için fırsat gibi sebepler niyetiyle evlenmek istiyorsanız, bunları oluşturan alt sebepler nelerdir, düşünmek lazım. Bugün, "nasılsa mehir farzdır" diyerek, henüz üniversite okuyan veya askerliğini yeni bitirmiş bir gençten adeta servet isteniyor. Haliyle bunu karşılaması imkânsız olan genç ailesinden yardım almak zorunda kalıyor. Ve borç-harç yapılarak büyük bir "badire" olan evlilik hazırlıkları başlıyor... Tabi bu sırada genç kız "En hayırlı kadın, mehri az olan kadındır" hadisini unutuveriyor(!).

Kardeşlerim! Özeleştiri yapalım. Kendimizle hesaplaşalım. Gerçekten de yeni evli çiftlerin evlerinde bu tür eşyalar yoksa ayıplamıyor muyuz? Bize tuhaf gelmiyor mu? O halde bu normalleşmiş bir durum...

Evliliğin ilk ayları çok önemlidir. Ama yeni evli kadın, belki eşine fevkalade ilgi göstermek yerine evin eşyalarıyla zaman geçiriyor. Şık ve yeni eşyalar nefsi celb ettiği için (hele de bir kadın için!) dünyaya meyil start veriyor. Ömrünü kullukla geçirmek yerine evin temizliğine, eşyaların bakımına hizmet etmekte geçiriyor. Hatta bazen namazlarını geçiriyor... İlim öğrenmek, sohbetlere gitmek mi? Bunlara zaman mı var (!) Evde bir yığın iş kendisini bekliyor. Bu işin bir yönü...

Diğer yönü ise, misafir ağırlamak ile ilgili... Evlerini bu şekilde döşeyen eşlerin misafir ağırlama sıkıntısı da var. Hele bu misafirin bir kaç yaramaz çocuğu varsa! Bir telaş başlıyor. Misafirle sohbet etmesi gerekirken gözü sürekli çocuklarda ve eşyalarında... Malum, çocuk bu, dur deyince durmayabiliyor. Süs eşyalarının kırılması, güzelim halıya çay dökülmesi, yeni boyanmış duvarların çizilmesi, ev sahibini çileden çıkarıyor. Ve bunun için çocukları azarlamalar, annenin mahcup edilmesi hatta geldiğine pişman ettirilmesi... Evet, bütün bunlar yaşanan hadiselerdir.

Rabbim eşyaya, dünyaya değil, kendisine kul etsin. Bunun için de maneviyatı önceleyen, ihtiyaçtan fazlasını talep etmeyen bir evlilik nasip etsin tüm kardeşlere... Vesselam veddua...

Önceki ve Sonraki Yazılar