Fikret GÜLTEKİN

Fikret GÜLTEKİN

Allah (cc), İslam`ı koruduğu gibi Peygamberinin aşkını da koruyacak

Yaklaşık yüz elli yerde Kutlu Doğum Etkinlikleri yapıldı ve bu yazıyı okuyacağınız zamana kadar da bu etkinliklerin devam ettiği yerlerin olduğunu göreceksiniz.

Etkinlikler bir bölge ile sınırlı olmadığı gibi sadece bir ırkın da katılımıyla gerçekleşmedi. Yaşlıların ilgi gösterip de gençlerin bigane kaldığı bir kutlama da değildi. Sadece latif duygulu hanımların katılıp da pola yürekli adamların katılmadığı bir anma hiç de değildi. Hülasası toplumun küçüğünü, büyüğünü, kadınını, erkeğini; Kürdünü, Türkünü kuşatan evrensel bir kutlama idi.

 Dikkatimi çekti, Sübhanellah, dedim. Toplumun her hücresinden İslam ve Onun kutlu Peygamberinin izi; televizyonlarla, sözde kültürel etkinliklerle, tesettürsüzlük ithal edilmek suretiyle ahlaksızlık yoluyla, bu derece silinmeye çalışılmasına rağmen insanımızın kalbinden Peygamber aşkı silinmemiş, aksine çok daha kökleşmiş. Sanki birileri Onun ahlakını, sevgisini toplumdan silmeye çalışırken, Allah da Onun sevgisini meleklerinin eliyle müminlerin kalbine nakşetmiş. Onun (sav) adını duyanlar Ona duydukları aşkı nasıl telaffuz edeceklerini bilememenin şaşkınlığıyla gözlerini kapatarak, ellerini yüzlerine götürerek salâvatlarını aşkla dile getiriyorlar. Alttan alta büyüyen bu aşkın sebebi ne olabilir, diye düşünenler, Allah (cc)’ın, Aziz İslam ve O’nun Aziz Peygamberinin izinin ve sevgisinin yok olmasına müsaade etmeyeceği cevabını alırlar.

 Yapılan etkinliklerin Mü’mine ve topluma kazandırdıklarına bir bahanın biçilmesi söz konusu değildir. İslam’ın dinamiklerinin toplumdan silinmeye çalışıldığı günümüzde, yolda rastladığınız insanların dillerinin salâvatlarla meşgul olduğunu görmek öyle basite alınacak veya değerlendirilmeye tabi tutulmayacak bir davranış değildir. O salavatlar, zikirler, toplumun ölen hücrelerini canlandıran bir ruh, gaflette olanların kendilerine gelmesini sağlayan bir dinamiktir. O etkinliklerden bahsetmek bile insanların kendilerine çeki düzen vermesi için etkili bir güç oldu.

 Bu etkinliklerin topluma kazandırdıklarından biri de Onun (sav) sevgisinin, ahrette Onunla (sav) birlikte olmayı, Onunla (sav) birlikte olmanın da bu dünyada Onun istediği gibi yaşamayı gerektiğinin şuurunu vermiş olmasıdır. Bir Çağrı Tv izleyicisi hanım kardeşimiz aradı. Biri altı aylık, diğeri de iki yaşında iki çocuğunun olduğunu söyledi. Ancak çocuklarının sürekli ağladığını, en ufak bir taleplerinde bile bağırdıklarını, bu durumun kendisini çok etkilediği için de özellikle iki yaşındaki kızını dövdüğünü dile getirdi. Ancak bir müddet sonra pişman olduğunu ve üzüntülere girdiğini anlattı. Üzüntüsünün sebebini de, ‘ya ben ahrette çocuklarımı dövdüğümden dolayı Peygamberimiz bana niçin çocuklarını çok dövüyordun deyip benden yüz çevirirse ben o zaman ne yaparım?’ şeklinde açıklıyordu.

 İşte bu, Peygamber sevdasının, aşkının pratik hayata yansımasının bir diğer adıdır. İşte bu, Sevginin hayatın akışına yön vermeye başladığı andır. Birine sevginin, beraberinde Ona itaati getirdiği, aşılmaz dağları aştırdığı gerçeği gün gibi aşikar değil mi? O halde bu kutlamalar insanlarımızın kalbine Onun aşkını nakşetmiştir. O kalbe nakşolanlar bugün bir derece pratik hayata aks oluyor ise yarın bu, onlarca kat daha büyük derecelere ulaşabilir. Ve o zaman sokaklarımız daha güvenli, insanlarımız daha emin olacak. İnsanlar birbirlerine ancak menfaatleri gereği yaklaşmayacak, ahrette Allah’ın cemalini görme, Resulullah ile komşuluk yapmanın aşkına birbirlerine ellerini uzatacaklar. Buna sebep olanlara ne mutlu…

 Ve tüm dünya nüfusunun 5 katı kadar salâvatlar getirerek bir noktada onların da açığını kapatan o Kutlu Peygamber Sevdalılarını görmeyip, Hıdır ellez etkinliklerini, Denizleri dakikalarca ekranlarına taşıyanlara ne yazık… Ne büyük bir nimeti teptiklerini bilseler, ne büyük bir Peygamberi ananları görmezden geldiklerinin şuurunda olsalar eminim bu etkinlikleri birinci haber yapmak için birbirleriyle yarışırlar.

 Neden görmezler, duymazlar… Duyduklarını da gördüklerini de yalan yanlış anlatırlar.

Birinci ihtimal ki Rabbimiz onların fikriyatlarının özünden haberdar olduğu için onları bu şerefli işe ortak etmek istemiyor. İkincisi, Peygamber Sevdalılarının taleplerinin İslam’ın ta kendisi olduğunun şuuruyla sistemin süregelen alışkanlıklarının bir devamı olarak engel olma, yok sayma gayretlerinin bir yansıması… Üçüncü olarak da ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hasetten yananların su-i ahlaklarının bir yansıması… 

Peki toplumu bu derece kuşatan, onu yıllarca yakalandığı hastalıklardan kurtaracak şifa kaynağına ulaştıran Peygamber Sevdasının bu derece etkili olmasında aracı olan Peygamber Sevdalıları camiasının bundaki rolü nedir acaba? Şüphesiz buna verilecek tek cevap: İHLAS’lı gayretleridir. Bu işi organize eden de İhlas’la, hiçbir makam, mevki, mal, mülk hesabı yapmadan bu işi yapıyor. O etkinliğe iştirak eden, dilini, kalbini, bedenini Allah’a amade eden de bunu ihlasla yapıyor. İhlasla gayrete, ihlasla karşılık…

Ve netice olarak bazılarının daha yeni yeni keşfetmeye başladığı veya konjonktörel olarak gördüğü Peygamber Sevdalılarının dolayısıyla da İslam’ın adalet, barış ve huzur dolu ortamların gelişi pek yakındır İnşallah. Arzulanan o ki, bu sevdaya sırt çevirenlere, ‘(Kavmi ise onu taşa tuttular ve öldürdüler de kendisine:) “Cennete gir!” denildi. (O da:) “Keşke Rabbimin bana mağfiret ettiğini ve beni ikrâm edilenlerden kıldığını kavmim bilselerdi!” (Yasin: 26-27) denmek zorunda kalınmasın.

Allah’a emanet olunuz.

Doğruhaber Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar