'At İzi - İt İzi' Arasında 'FETO Temizliği'

Basının genelinde, özellikle televizyon programlarında FETO denen “ur” üzerine o denli yorum bombardımanı yapılıyor ki;

Güya vatandaşa FETO'yu anlatıyorlar…

Güya vatandaşın aklında bir FETO şablonu oluşturmaya çalışıyorlar…

Güya FETO'nun ne denli “habis bir ur” olduğunu zihinlere nakşetmeye çabalıyorlar!

Hangi vatandaşa mı?

Kendileri 15 Temmuz gecesi saat ikiye kadar siper kazıp saf belirlemekle meşgul iken tankların önüne yatan vatandaşa…

Birçoğu, “oh be, Tayyip gidecek” havasında iken göğsünü namerdin kurşunlarına siper eden vatandaşa…

Kendileri son kerteye kadar “Hocaefendi bezirgânlığı” yaparken, kendi sath-ı mahallinde zaten FETO şablonunu içselleştirmiş vatandaşa…

Yorum pişkinlikleri, analiz kasmaları o denli bir boyuta varmış ki, toplumda yerleşik FETO şablonu darmadağın olmuş durumda.

Sanki medyaya uzanan bir kudretli el, bilerek ve hedef gözeterek çarpık dini anlayışıyla vatandaşın kafasında yıllar yılı yer etmiş, 15 Temmuz girişimiyle perçimlenmiş FETO şablonunu ısrarla kırmaya, darmadağın etmeye çalışıyor.

Dün olduğu gibi bugün de çarpık dini anlayışı nedeniyle FETO'yu, iç yüzünü anlatmaya çalışanları tenzih ederiz.

Ama FETO üzerinden;

Kimisi kişisel hesaplarını görmeye, istikbalini parlatmaya çalışıyor…

Kimisi, çürüyen Laikliği FETO üzerinden onarmaya çalışıyor…

Kimisi, kendi üzerindeki FETO şüphesini giderme telaşını sergiliyor…

Kimisi, darbe geleneğinin kuyruklu yalancısı iken FETO bahanesiyle güya darbe karşıtlığı üzerinden kendi tayfasına alan açmaya çalışıyor!

Bunların içerisinde;

Liberali var…

Laikçisi var…

Kemalisti var…

Ergenekoncusu var…

Cemaat-Tarikat düşmanı var…

28 Şubat'ın kıdemli elemanları var…

Daha da önemlisi, dün Ergenekonu sulandırırken aynı zamanda “Sulandırma ihtisası” yapmış zevatlar var!

Daha kötüsü ise, farklı kaygılarla FETO'yu sulandıranların çoğunlukla “Reisçi” geçinmesi, farklı emelleri için “Reis'i” kendilerince bir kalkan olarak kullanma çabaları var!

Beter olanı ise, bu tür kriptoların sesi çok gür çıkarken, İslami hassasiyete sahip olanların sesinin giderek cılızlaşmaya başlaması, yükselmesi gereken seslerin kısılmaya çalışılmasıdır.

Medyada tablo bu iken, FETO karşıtlığı üzerinden darbeci klikin çapı ve faaliyetleri sulandırılmaya çalışılırken, operasyonel kanatta nelerin yaşandığı ayrı soru işaretleri oluşturmaya başlamış durumdadır.

Hafta içerisinde Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz, twitter hesabından iki mesaj yazdı.

Mesajların birinde, “15 yıldır tanıdığım, “o gece” tankın önüne yatan, FETÖ düşmanı Oktay Kılıç'ın evi FETÖ'den aranıyorsa, bu operasyon “bize” dönmüş demektir!” şeklinde yazarken;

Diğer mesajında “Namaz kılanı Fetullahçı sanan, Meşveretçi, Yazıcı, Okuyucu, Nakşi, Kadiri arasındaki farkı bilmeyen 28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz” şeklinde haklı bir uyarıda bulunması, operasyonel süreçte yapılan kimi yanlışlara parmak basmak yönünden dikkat çekici uyarılardı.

Ancak en çarpıcı uyarının Cumhurbaşkanı'nın bizzat şahsından gelmesi çok daha önemliydi. Çin gezisi dönüşünde bir gazetecinin “FETÖ ile mücadele çerçevesinde ihraç edilenleri kriptoların seçtiği, asıl kriptoların ise halen görevde durduğu, yanlış insanların gönderildiği söyleniyor...” sorusuna:

“Bunu söyleyenler kendilerine göre doğru da söyleyebilirler. Ama şu var ki at izi, it izine karışmış vaziyette. “Ben bir şey atayım da nasılsa tutar” diyenler var. Bazıları böyle yapıyor. Özellikle yazılı ve görsel medya dünyasında bu çok var. Bazen fırsat bulduğumda TV'leri izliyorum. Öyle yorumlar yapıyorlar ki suçladıkları o insanın bu işle hiç alakası yok. Ama o insana o yaftayı yapıştırıyor. Bunlar doğru şeyler değil. Bu tür yanlışlıklardan uzak durmak lazım” şeklinde verdiği cevap çok daha çarpıcıydı.

Şayet Cumhurbaşkanı'nın da işaret ettiği gibi medyaya hâkim olan çarpık anlayışın benzeri operasyonel sürece de yansımış ise, asıl sorun bu işte bu noktada başlar.

Darbe girişiminde bulunan yapı daha önce yine bizzat Cumhurbaşkanı tarafından “İbadet-Ticaret-Hiyanet” şeklinde üç ayrı kategoriye ayrılmıştı. “Hıyanet” katmanının işlediği suçların hiçbir şekilde cezasız kalmaması, adalet ilkesinin gereğidir. Ancak iş kısmen “Ticaret” ve büyük oranda “İbadet” katmanına gelince çok daha fazla özen göstermek gerekmektedir. Çünkü kısmen 17/25 süreci ve sonrası ile 15 Temmuz süreciyle beraber söz konusu iki alt katmanda büyük kırılmalar yaşandığını herkes az çok kendi bulunduğu çevreden anlayabilir. Operasyonel süreçte bu tür kırılmalara ne denli dikkat edildiği ise ayrı bir husustur.

Bunca devasa operasyon ve tasfiyelerin içerisinde mutlaka “hata payının” olabileceği herkes tarafından dillendirilmektedir. Kaldı ki yine kendi muhitlerimizden de duyduğumuz kadarıyla arada bazı kişilerin deyim yerindeyse gümbürtüye gittiğini duymakta, hatta kimimiz bizzat şahit olmaktayız. Hükümet sözcülerinin de bu tür “hata paylarının” olabileceğini belirtmeleri ve bu tür vakaların telafi edileceği yönündeki açıklamaları bu açıdan önemlidir.

Geçmiş tecrübeler, bu tür önemli ve geniş kapsamlı davalarda yaşanacak veya yaşatılacak mağduriyetlerin yol açacağı farklı komplikasyonların ne denli önem arz ettiğini herkese göstermiştir. Yakın geçmişte yine darbe hazırlığı suçlamalarıyla açılan Ergenekon ve Balyoz gibi davalar, belli süreler sonunda rayından çıkarılıp sulandırılması neticesinde dava olmaktan çıkmış, oluşturulan mağduriyet alanları üzerinden dönemin darbeci klikleri bir bütün olarak “mağduriyet potasında” eritilmek suretiyle çok ciddi darbe soruşturmaları kaybettirilmiştir.

Dönemin FETO'sunun insiyatifinde açılan Ergenekon-Balyoz soruşturmaları, belli bir süre sonra bu örgüt için devlette “alan açma” harekâtına dönüştürülmüş, darbe soruşturması adı altında yürütülen faaliyetler giderek bir “süpürme harekâtına” dönüşmüş ve FETO'cu olmayan herkesi kapsama alanına alarak mağduriyetlerin ön plana çıkmasına yol açmıştır.

Oluşan mağduriyetler, giderek belirgin hal alan FETO zalimliği üzerinden dönemin darbecileri için bir savunma siperine dönüşmüş ve davaların tümü bu şekilde akim bırakılmıştır.

O dönem FETO izi Ergenekon izine karışmışken, şu anda sanki süreç tersinden işletilmeye çalışılmakta ve bu kez laik/28Şubatçı/Ergenekon izi FETO izine karıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu da bu kez FETO'ya yönelik “mağduriyet alanları” oluşturacağı ve ileride FETO'nun bu tür muhtemel mağduriyet alanlarını kalkan olarak kullanabileceği şüphesini doğurmaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki dönem bu yöndeki tartışmalar giderek artacaktır. Hatta bu yönde öne atılanlar, medyayı esir alan yorumlar ve yorumcular, yanı sıra 15 Temmuz darbe girişiminin salt “İslami cemaatlere” indirgenmesi çabaları, FETO üzerinden sadece “mağduriyet alanları” oluşturmakla neticelenmesi yerine aynı zamanda eski tarz laikliğin yeniden tesisi için komple bir “alan temizliği” ajandasının da hedeflendiği şüphesini doğurmaktadır.

İslami cemaat ve tarikatların yaşanan bu gidişattan giderek daha fazla kuşkulanmaları ve birçoğunun bu tür kuşkuları artık yüksek seslerle dile getirmeye başlamış olmaları ciddi olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir realite haline gelmiş bulunmaktadır.

FETO'dan eksik yanları bulunmayanlar, sicilleri darbelerle süslü olanlar, bu yönleriyle belki FETO'dan da beter olanlar, “FETO temizliği” üzerinden kirli ajandalarını bu denli öne çıkarıyorlarsa, tüm cemaat-tarikatlara bu ajanda doğrultusunda bakıyorlarsa, darbeyi önleyen tüm cemaat-tarikatların da bu noktada birleşerek daha gür sesler çıkarmaları kaçınılmazdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar