Ayrılığın Adabı -2

Geçen hafta bu konuya değindim. Önemli bir konu. Özellikle günümüz Müslümanlarını birinci dereceden ilgilendiren bir konu. İslam Alemi bugün sermayeden yiyor. Gelenekler bozuluyor, akrabalıklar çözülüyor, aileler dağılıyor, ayrılıklar, kopuşlar yaşanıyor.

Keşke bunlar yaşanmasa ancak yaşanıyor maalesef. Bir olmayı, birlik olmayı, bir arada beraber yol almayı becerememiş bir ümmet olarak topyekûn kaybetmeye devam ediyoruz. İhtilaflar, tefrikalar, çekişmeler üzerine yanarken ve vahdet derdi ile tutuşurken, var olan birlikleri ve birliktelikleri dağıtmaya çalışanların artarak ivme kazanması üzücü olduğu kadar da düşündürücü.

Kimin adına ve ne hesabına!?

Ayrılıklar tarih boyunca her zaman olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Uzun İslami mücadele içinde, tabanda ferdi çok ayrılıklar yaşandı. Bu ayrılıkların çok farklı sebepleri oldu. Kimisi yapı içinde gördüğü ve yaşadığı kişisel hatalardan, kimisi korkudan veya dünyalık hesaptan, kimisi baş olma arzu ve hevesinden, kimisi kirli ilişkiler içinde olmaktan vs vs.

Ancak şahsım olarak çokça tecrübelerle şunu gördüm ki; iyi niyetli ve masumane ayrılanlar, ayrıldıktan sonra da iyi niyetli ve masum duruşlarını devam ettirdiler. Bu kardeşlerimizi sürekli ziyaret etmeye çalıştık. Onları anlamaya, kendimizi onların yerine koyup empati yapmaya, onların haklı oldukları tarafları kabul etmeye çalıştık. Sonuçta beşeriz, beşerden müteşekkil bir yapıyız. Elbette içimizde yanlış yapanlar oldu. Bunları hiçbir zaman savunmadık, sahiplenmedik.

İyi niyetli, masumane ayrılık yaşayan kardeşlerimizi hep kardeş bildik. Ayrılık sonrası onları ailesi, çocukları ile beraber İslam üzerinde bulduğumuzda sevindik. Hatta bizim dışımızda, samimi ve iyi niyetli hayır hasenat hizmetinde görünce de hep dua ettik. Ancak bazılarını da ailesi ile İslam’dan uzak düşmüş olarak görünce de çok üzüldük.

Nefsi/şeytani hesaplar ve kirli ilişkiler sebebiyle ayrılanların ise, ayrıldıktan sonra hep Müslümanlara düşmanlık ettiklerini gördüm. İslam adı altında Müslümanlarla uğraştılar. Yalan ve iftiralara baş vurdular. İslam için çalışan Müslümanlara ayak bağı oldular. İslami çalışmalara zarar verdiler ve içlerinde büyüttükleri Müslümanlara düşmanlık sebebiyle helak oldular.

Geçen hafta Cuma namazını, ismini vermeyeyim, bir cemaate bağlı bir camide kıldım. İmamın vaazı hoşuma gittiği gibi, kaldığım süre içinde gördüğüm kadarı ile hizmeti de hoşuma gitti ve içten bir dua ile “Allah’ım! İslam adına kim taş üstüne bir taş koyuyorsa, sen onun yardımcısı ol” dedim.

İslami hizmet ve sorumluluklar dünya büyüklüğünde ve bu iş tek başına bir mezhebin, cemaatin işi değil, olamaz da. Hepimizin birinci dereceden sorumlu olduğu ve hesabını Allah’a vereceğimiz dünya kadar iş var.

Ortada Müslümanların ıslah etmekle sorumlu olduğu bu kadar inançsızlık, ahlaksızlık, cehalet, günah, yanlış; ilgilenilmesi, koruması gereken aileler ve çocukları varken; ve karşı çıkması gereken bunca zulüm ve zalim dururken, Müslümanın gündeminde ve hedefinde Müslümanlar olmamalı.

Bunu yapanlar, sadece tefrikaya ve çekişmeye hizmet etmiş olurlar ve hiçbir zaman iflah olmazlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.