Ayrılış Şiirleri

Ayrılış Şiirleri

Kimse tanımıyordu seni Dedim, artık gitmeliyim Çünkü bütün gövdemle Bu tükenmiş şehirde Şimdi yok hükmündeyim Bir savaşsızlık hâli Bir eski mintan Bir yorgun anne Benden önce gitmiş çoktan.

Kimse tanımıyordu seni

Dedim, artık gitmeliyim

Çünkü bütün gövdemle

Bu tükenmiş şehirde

Şimdi yok hükmündeyim

Bir savaşsızlık hâli

Bir eski mintan

Bir yorgun anne

Benden önce gitmiş çoktan

 

Ağlayış sofrasında küçüktüm

İhtiyar iki el yıkardı bu dünyayı

Öperdi alnımı ayrılıktan cümleler

İnsan değildi evet

Bu dünya aşinası

Ve kuru bir ayrılıkla başlardı önce

Yeryüzüne sinerdi yavaşça

Ayrılıkla başlayan bütün hikayeler

Yarım kalıp, biterdi…

 

Şair söyler, bu bir emirdir

Bir Yakup hasretidir insan

Bir ağır yaralı Yusuf kaybıdır

Hüzün kulübesinde

Sessiz bir Hacer gidişi

Keder ummanlarında

İsmail endişesi

Çatlayan dudağında

Ve Mekke’de kederden bir akşamdır

Sakin bulutlar tarar saçını peygamberin

Burada şikayetli bakışlar sıçrar yerinden

“Sen bilmedin yüreğim” der

Ezberini vermedin

Hicret fasılasında kamaşan gözyaşını

Sen silmedin yüreğim…

 

Yaşlı kadın sesiyle çıkardı ayrılıktan

Sayıklardı uykuda, bölerdi sessizliği

Dedem her sabaha serin ayetler okur

Sabaha kırk beş kala biterdi

Sonrası güz yağmuru

Sonrasında içime hep özlemek dolardı

Susardı kirpiklerin, yağmur susardı

Yağmur bekler gibi beklerdim

Toprak olup kucaklardım

Koyardım kalbimin üzerine

En taze kavuşmalar başlarken

Ben hep ayrılığa yanardım

Tok bir sesten o gün

Yalın cümleler çıkardı

“Ve gün geçmiyor ki!” derdi önce

Savaşa öyle başlardı

“Ve gün geçmiyor ki

Sağanaklar altında titreyen kalpler

Haritadan silinmesin

Barbar namlulardan

Ayrılış çiçekleri

Ölüm biletleri kesilmesin…”

Evet, tam olarak burada

Ölüme and içmeliyim

Sözleşmeli bir şiir olarak

Zalimler kahrolmadan ölmeyeceğim

Hatırla ve unutma birkaç satırla

Kırık dökük şehir esvabını

Bir zamanlar

Bu kenar yollardan biriydi

Bekliyordum seni

Tenhasında kendimin

Hatırla, ne demiştim

Belki de fark etmeden

Seni ele vermiştim

Aşk adlı evrakı yırtıp

Sana teslim etmiştim

Zamanı yırtıp, tüm tarihi

Savaş ve kavgaları

Haklı ve haksızı

Bugüne getirmiştim

Hatırla!

Bir şiirle

Bir ayrılışla söylemiştim

Senin kederin kalbimin yarası

Ağlayışın benimdir, acın benim

Kör saate yazılışın

Haksızlığa direnişin benimdir…

 

Sen bekleyen yılların

Geçmişten tek kalanı

Sen yaşamak borcu

Sen aşkımın imamı

Sen pulsuz mektupların

Adressiz aşikarı

Sen çulsuz bu hanenin

Baş köşede sultanı

Sen aşk ikliminin

Baharı, gülizarı

Sen hilkat bahçesinin

Kıymetli aşiyanı

Sen ki fukara kalbin

Sen idin iftiharı

Sen kederli her şebin

Aydınlığı, neharı

Sen ki Mübin fethimin

Aziz, yüce serdarı

Sen bekleyen hicranın

Ezelden vuslat anı

Sen bilirsin

Gün geçmiyor

Ve bekliyor, bekliyor

Bekliyor kalbimde

Ayrılış şiirleri

Bekliyor ki

Her mısrası yeniden yazılsın

Sonra güz yağmuru taşsın

İhtiyar iki el yıkasın bu dünyayı

Sonrasında içime hep bir özlemek dolsun…

Söz&Kalem - Orhan Özsoy

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.