Selahaddin YILDIRIM

Selahaddin YILDIRIM

Bayram ve hüzün

Bayram ve hüzün ifadelerinin bir arada zikredilmesi ne gariptir değil mi? Acı ama biz Müslümanlar kaç asırdır bunu hep yaşıyoruz. İslam coğrafyasında Müslümanların değişik türden yaşadıkları savaş, sefalet, acı ve zulümlerin insan üzerinde bıraktığı üzüntü ve keder, bayramlarda daha da katmerleşiyor. Acıları bizzat yaşayan mazlumların duyguları ise fazlasıyla hüzün ve keder yüklüdür muhakkak. Yerleri yurtları harap edilmiş, evleri başlarına yıkılmış, yakınları katledilmiş, yaşadıkları topraklardan göçmek zorunda bırakılmış çaresizlerin “neredesin insanlık, neredesiniz İslam âlemi?”çığlıklarının arşa yükseldiği bir vakitte bayram sevinci nasıl yaşanır acaba?

İslam âleminde mübarek Ramazan’da bile kan ve gözyaşının durmadan akmaya devam etmesi, tarifi zor bir hüzün veriyor gönüllere. Acıların unutulduğu, sevgi ve kardeşliğin, paylaşmanın öne çıktığı bayram gibi mübarek bir saatte bile devam etmekte olan mevcut acıların biteceğine dair bir umudun ufukta belirmemesi takatleri zorlayan bir acı yüklüyor insana.
Üzüntüyü yaşayan kalplere, ateşin düştüğü yere bayramlarda nasıl ulaşılabilir? Barbarca yapılan saldırılarda binlerce kurban... Ve geride gülmeyi, oyun oynamayı unutan yetim çocuklar, çaresiz anneler... Bu çocuklarımıza bayramın geldiğini haber vermeye kim cesaret edebilir? Onların yaralı, minik yüreklerindeki acıları, Allah’ın rahmet ve yardımından başka hangi şey dindirebilir? İlahi, “rahmet” ve “sekinet”ini onların üstüne yağdırarak kalplerindeki acıları dindir. Onlara sabır ve direnme gücü ver.

Bir asra yakın bir süreden beri parçalanmış ve işgal altında yaşayan Filistin ve Kudüs... Yıkılmak tehlikesi geçiren Mescid-i Aksa... Parçalanmış ve bölünmüş Filistinliler... Muhasara altındaki Gazze... Ve işgalcilerle savaşması gerekirken, onların verdiği silahlarla birbirlerini acımasızca katleden Müslümanlar. Bu sonuncusunun verdiği acı, diğer bütün acıların hepsini unutturacak kadar ağır ve büyük.

Otuz yılı aşkın bir süreden beri işgal ve talan yaşayan Afganistan...Yakılıp yıkılan Irak...Sayıları milyonları aşan ölü, sakat ve kayıplar. Vahşi silahlarla bombardımana tutulup yerle bir edilen şehirlerimiz Bağdat ve Basra. Katliamlara uğrayan uzak doğunun kimsesiz azınlık Müslümanları. Parçalanmış Sudan... Açlık ve sefaletle boğuşan Somali ve diğer Afrika Müslümanları.

Uykularımızı kaçıran Suriye ve nihayet Mısır... Kıblesini şaşırmış diktatörlerin, uydusu oldukları odaklar için yaptıkları katliamlar. Oruçlarını şehadet şerbetiyle açan yiğit muvahhitler. Mısır’da direnen kardeşlerimize sebat ve güç ver ya Rabbi! Kâfir ve münafıkların onlar için hazırladığı tuzakları akim bırak, onlara yardımını geciktirme.

Hâsılı, tahammülü zor acı ve hüzünlerle giriyoruz mübarek Ramazan bayramına. Ancak bütün bu hüzün, keder ve acıların bizim bilemediğimiz “hayır” sonuçlar doğuracağına da imanımız vardır bizim. Çünkü biliriz ki, şafağın yakın olduğu zamanda gecenin karanlığı daha bir koyu ve zifiri olur. Ve imanımız bize bu dünya hayatının bir “imtihan” olduğunu söyler. İlahi, imtihanımızı kolay kıl! Kalplerimize rahmetinden “sekinet”ini indir ve üzerimize sabır yağdır. Mübarek Ramazan bayramını hakkımızda hayırlara vesile kıl. Amin.


Gazetemiz çalışanları, okurları başta olmak üzere, tüm Müslüman kardeşlerimizin, İslam âleminin ve bütün mazlumların, mahkûmların, muhacirlerin bayramını tebrik ediyor, Hak Teâlâ’nın rahmet ve yardımına vesile olmasını temenni ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar