Bazılarına hep şehrayin

 Malumunuzdur; şaire “Ankara'nın en çok nesini seviyorsun?” diye sormuşlar; “İstanbul'a dönüşünü…” diye cevap vermiş. Şahsen, demokrasinin şehrayini seçimlerin en çok bitmiş olanını seviyorum. Ne güzel; herkes boyunun ölçüsünü almış bir şekilde yerine oturur. Seçim öncesi bin bir güçlükle takınılan güzel suretler çıkarılıp herkes aslına rücu eder. Artık çoğu insan kendini beğendirmek gibi bir endişe olmaksızın hayatını idame eder. Seçim öncesi kurulan yalan dostluklar, suni akrabalıklar unutulur gider.

Yanlış anlaşılmasın; bu seçim sonrası makbuliyeti, galip takım taraftarlarının maçtan ziyade maç sonu yorumlardan daha fazla keyif alması gibi falan değildir. Sebeb-i memnuniyetim; yüksek düzeyde bir başarı hiçbir zaman gösterilemese de seçim sonrasında “göründüğü gibi olmak veya olduğu gibi görünmek” kaidesinin mümküne yakın bir hale gelmesidir. Sizce de öyle değil mi?

Seçim öncesi ilan edilen “eylemsizlik kararı” tıpkı diğer seçim sonrası gibi “aqepe hükümetinin savaş politikaları” sebebiyle kaldırılır. Asrın projesi “Kanal Kürdistan” ile welatın dört bir tarafı hendeklerle kazılır. Münasip görülenler mayınlar ile teçhiz edilir. Ekmek almaya gidecek bir sürü “çocuk” sokaklara salınır. Giderken de mahalleden saldırabilecek köpeklere karşı kendilerini korumak için birer sopa alınır. Sopa bulamayanlar mecburen pompalı, keleş veya roketatar falan kullanabilir.

Her neyse hal-i bölge ayan beyan ortadadır. Kör olmayanlar virane olmuş beldeleri, istikballeri ile oynanan gençleri görmektedir. Barikatlar kurulur, bir iki kahramanlık yapılır ondan sonra da katliam var diye avaz avaz bağırılır. Bununla beraber hiç kimse kendilerini başlattıkları halk özgürlük hareketinden vazgeçiremeyecektir. Halk mı? Evleri yıkıldığında daha özgür olmuyorlar mı? Öldüklerinde bedenden çıkan ruhları daha özgür olmuyor mu? E zaten bu da özgürlük savaşıdır.

7 Haziran sonrası birisi “biz barajı geçmeseydik şimdi CHP ve MHP liderleri koltuk derdine düşmüşlerdi” demişti. Kısmen haklı çıktı. Malum CHP cephesi saraya gitmedikleri veya gidemeyeceklerini bildikleri için bilumum saray entrikalarını parti içine taşır. Bir uçkur belası insanı “deniz” seviyesinin altında çukura atar; yerine geçense “en son babalar” duyar misali sözünü kimseye geçiremez. MHP'de sesler kısık çıkar. Kimse bozkurdun hışmına uğramak istemez. HDP'de ise zaten liderlik parti içi bir karar değil, parti üstü bir lütuftur.

Kanaatimce bu kadar cümbüş içinde Ak Parti bir süre keyfine baksaydı kendisine sorun çıkaran olmazdı. Zaten bu muhalefet içinde halk da kendisine mecbur ve mahkûm durumda... “Bir ders vereyim” dedi; verdiğine bin pişman oldu. Yani herkes kendi derdine düşmüşken Ak Parti tarafından yeni anayasa ve başkanlık sistemi sesleri yükselmese; ne güzel CHP içinde tartışmaları seyredeceklerdi. Hatta kırk dokuz buçuk oy oranı hatırına kırk dokuz gün elli gece şenlik yapsalardı olurdu. Dedik ya; millet mahkûm…

Bu mahkûmiyet ve mecburiyet tahtında bile polyannacılık gibi olmasın ama kanaatimce bu sonuçla çoğu insanın kafası daha rahat oldu. Yok, milletvekili sayısı toplamaları, yok güvenoyu için yeter sayısı hesaplamaları… Kalk da bu yaştan sonra matematik ile uğraş. Boşuna dememişler “aslında matematik eğlencelidir ama şimdi eğlencenin sırası değil” diye. Hesaplamaların şahı 5. Parti bile çıkarmıştı ki kendi milletvekili sayısı bir bölü ikiye düştü. Ama Demirtaş'tan sonra Bahçeli de haklı çıktı: ‘Hayır'da hayır varmış. En çok da erken bir seçim olamayacağı iyi oldu. Kalkıp bir daha İstanbul'a dönüşü mü bekleyecektik.

Hem neydi o koalisyon senaryoları, istikşafi görüşmeler falan. Bizim İslâmi camiaların vahdet temennisi gibi bir şey. Allah'ın sonsuz kudretine inanmasam, asla ve kat'a mümkün değil diyecektim. Hem herkes yerinden bir milim sapmayacak hem de birliktelik olacak. Nasıl olacaksa artık! Allah'ım sen her şeye kadirsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar