Bir Rojava Hikayesi Kürt Devleti mi; Mayın Merkepliği mi?

 Geçen yıl tam da bu vakitlerde Musul'u alan IŞİD dünya gündeminin starıydı. Bir sene sonrası yani bugünlerde ise PYD, deyim yerindeyse Hollywood starı olmuş durumda.

Musul'u alan, bir taraftan Bağdat kapılarına, diğer taraftan Erbil'e, beri tarafta ise Kobani'ye dayanan IŞİD'in bugünlerde Tel Abyad'ı bile terk edip bu hale düşeceğini kaç kişi tahmin edebilirdi ki?!

Şu an PYD rüzgarı IŞİD'i ezip geçti. Sınır boyunun önemli bir bölümünün PYD'nin kontrolüne geçmesi ister istemez Türkiye'de PKK eksenli tartışmaları da alevlendirdi. Meselenin Türk devletini de Kürt toplumunu da ilgilendiren önemli yanları tabii ki vardır.

Devlet, “ABD, sınırımızda PKK devleti mi kuruyor” telaşına düşerken, ABD'nin Suriye politikasında lejyonerlik yapmayı ayrıcalık sayan PKK/PYD'nin lejyonerlikte Kuzey Kürtlerinin çocuklarını kullanması, Kuzey Kürtlerinin ilgisini ister istemez celbetmektedir.

Suriye Kürtlerine hükmeden PKK/PYD'nin neden lejyonerliği seçtiğini anlamak için yine bir sene öncesine gitmek yeterlidir. IŞİD'e yol veren, Kürt yerleşim birimlerine saldırtanlar, Kürtleri Amerikan lejyonerliğine razı etmeyi de bu yolla sağlamış oldular. Önce IŞİD'e ezdirdiler, sonra kurtarıcı rolüne girdiler. Şimdi ise kurtarıcılığın karşılığını tahsil ediyorlar, hem de Kürtleri mayın merkebi niyetine kullanmak pahasına.

Irak, Suriye ve bu iki ülke sınırları içerisinde yer alan Kürt bölgelerinde iç savaşın tüm yakıcılığı kendini gösterirken düne kadar türlü türlü gruplar üzerinden Suriye-Irak sahasına müdahil olan bölgesel ve küresel güçler, şu anda tüm kozlarını Kürt gruplar üzerinden sahaya sürüyorlar. Kürt gruplar koz haline gelince ister istemez kimileri için “Kürdistan hayalleri”, kimisi için de “Kürdistan fobisi” nüksetmeye başlıyor.

Güney Kürdistan yönetimi, geçen yıl IŞİD'in Musul'u ele geçirmesinden sonra atıl durumda kalan Bağdat yönetiminin edilgen konumunu da hesaba katarak bağımsızlık vaktinin geldiğine karar vermişti. Güney'in bağımsızlık fikri Kürtler arasında heyecan uyandırırken bu fikir önce ABD'den veto yedi, ardından da İran en büyük tepkiyi vererek bağımsızlık fikrini siyonizmin arzularının gerçekleştirilmek istendiği sonucuna bağladı. Tam da bu hengamede Bağdat'a ilerleyeceği düşünülen IŞİD'in aniden Kürdistan bölgesine yönelip Erbil kapılarına kadar dayanması, kesinlikle Barzani'nin bağımsızlık fikrine yönelen apaçık bir küresel/bölgesel karşı koyma biçimiydi.

Eş zamanlı olarak IŞİD'in Rojava bölgesine de yönelmesi ve Kobani'yi ablukaya alması, her tarafta büyük bir Kürt mağduriyetinin yeşermesini beraberinde getirdi. Bu aşamaya kadar IŞİD'in adını dahi ağızlarına almaktan kaçınan ABD ve diğer küresel ortakları, büyük bir kampanya ile Kürt mağduriyetine sarılarak IŞİD tehlikesinin vardığı boyutu gündeme taşımaya başladılar.

IŞİD-Kürt ikilemi üzerinden küresel-bölgesel stratejik şekillenmeler yaşanırken, perde gerisinde de ABD ile İran arasında imzalandığı sonradan basına yansıyan Umman anlaşması, Suriye üzerinden alışılagelen “rejimin düşürülmesi” şeklindeki klasik stratejinin de aslında rafa kaldırılmış olduğunu gösteriyordu.

Türkiye'de ilk defa Star'da Ardan Zentürk'ün Ekim-2014'te köşesine taşıdığı Umman anlaşmasının maddeleri şu şekilde sıralanıyordu:

1-Suriye rejimi bölge dengelerinde kollanacak,

2- Şii milisler kara savaşında Amerikan desteğinde IŞİD'e karşı devreye girecek,

3- İran, Irak Kürdistanı'na silah yardımı yapacak,

4- ABD Suriye hava sahasındaki operasyonlarını Şam ile koordinasyon içinde yürütecek,

5- ABD-Baas rejimi arasındaki istihbarat işbirliği devreye girecek,

6- Suriye Ulusal Konseyi ile 2014 sonuna kadar çok kısıtlı temas sağlanıp, ÖSO'ya dönük destek askıya alınacak,

7-İran'a nükleer anlaşmazlık nedeniyle konulmuş ambargo gevşetilecek.

Ardan Zentürk, sıraladığı maddelerin sonunda şu notu da ekliyordu: “İkilinin buluşmada Nuri-el Maliki'nin ipini birlikte çektiklerini de hatırlatalım.”

Son bir yılda İran-Irak-Suriye-IŞİD ekseninde yaşananlara bakılırsa anlaşmanın neredeyse tüm maddeleri harfiyen ya uygulandı, ya da uygulanma safhasında bulunuyor.

Tekrar Rojava'ya dönecek olursak;

Irak'ta İran kontrolündeki Şii milisler, IŞİD'i belli bir noktada durdurmayı başarmış durumdadırlar. Hava bombardımanlarının da katkısıyla Kürt bölgesi de büyük oranda IŞİD'den temizlenmiş görünüyor. IŞİD, hareket kabiliyeti gereği Irak'ta sıkışınca Suriye'ye; Suriye'de sıkışınca Irak'a rahatlıkla geçiş yapabiliyor.

Irak'ta belli oranda önü kesildiği için IŞİD, tekrar Suriye'ye yöneldi. Buna karşılık hem ABD'nin başını çektiği koalisyon, hem de İran, IŞİD'le mücadele kapsamında Suriye'ye yönelmiş durumdadırlar. İran'la yaptığı Umman anlaşmasından mıdır bilinmez, ama Amerika'nın Suriye'de Esad yönetiminin devrilmesini ajandasından çıkardığı gerçeği artık sır değildir. Türkiye ile imzaladığı “Eğit-Donat” formülünün işlevsiz kalmasının ana sebebi de ABD'nin Esad stratejisinin değişmesinden kaynaklanıyor.

Türkiye, “Eğit-Donat'ın” hem IŞİD hem de Esad yönetimine karşı kullanılmasını dayatırken, ABD bunun sadece IŞİD'le mücadele kapsamında olmasını dayatıyor. Hal böyle olunca da ABD, kara birlikleri için “Eğit-Donatçıları” kullanmak yerine bu uğurda can atan PKK'nin PYD kolunu kullanmada karar kılarak Türk tezlerini işlevsiz bıraktı.

Eskiden Amerikan askerleri ölürdü, Şimdilerde ölen Kürt!

Açıkçası ABD, IŞİD'le mücadele konusunda hem KDP hem de  PKK/PYD üzerinden mükemmel bir oyun sahaya sürdü. Önce onları IŞİD'e dövdürdü, ardından da başından beri ihtiyaç duyduğu “kara birlikleri” konusunda onları hazır hale getirdi. Barzani'nin KDP'si, kendi etki alanının dışına çıkmamakla büyük oranda ABD lejyonerliğinin önüne geçmiş görünüyor. PKK/PYD ise batılı güçler nezdinde kabul görmek adına lejyonerliği altın tepside sunulan nimet olarak değerlendirmektedir. ABD, hava koalisyonunun startını verirken karadan kendi askerlerini Suriye ve Irak'a sokmayacağını açıkça ilan etti. Kara birlikleri konusunda daha ziyade çevre ülkelerin katkısına göz dikti. Özellikle de Türkiye'nin kara birlikleri konusunda koalisyonun isteklerine cevap vermesini bekledi. Ancak Türkiye bir türlü buna yanaşmayınca sahada istekli tek güç olarak PKK/PYD kaldı. Şu anda “Kürtlerin zaferi” diye lanse edilip tüm Kürtleri etkilemeye dönük çabaların sergilendiği PYD'nin karadan IŞİD hedeflerine karşı ilerlemesi, aslında Kürtlerin kazanımlarıyla yakından uzaktan alakası olmadığı gibi, durum tamamen ABD'nin kara birlikleri projesine amade olmak şeklinde yürümektedir.

Kaldı ki PKK/PYD, Amerikan kara birlikleri uygulamasını daha ziyade Kuzey Kürtlerinin sırtından yürütmekte, Rojava'ya götürdüğü binlerce çocuk ve genci bu uğurda telef ederek cenazelerini bir başka alanda ranta dönüştürmektedir.

Tipik bir Amerikan lejyonerliğinin yürütüldüğü IŞİD'e karşı Amerikan savaşında emir komuta tamamen Amerikan özel kuvvetlerinde bulunmakta, Kürt gençler sadece ırgat niyetine kullanılmaktadır. Çatışmalarda ölen binlerce Kürt gencinin yanı sıra emir komuta kademesinde Amerikan özel harb mensuplarının da zaman zaman ölerek deşifre olması, oynanan kirli oyuna ışık tutmaktadır.

Ölenler hep Kürt gençleri olsa da harekât tamamen Amerikan kontrolünde yürümektedir.

Hafta içinde El Monitor sitesinden bir analistin hava destekli PKK/PYD ilerleyişiyle ilgili kaleme aldığı şu satırlar, operasyonların oluş şeklini gözler önüne sermektedir:

“Tel Abyad'ın koalisyon uçakları ile koordineli bir harekatta PYD ve Burkan El Fırat güçleri tarafından ele geçirilmesi bir başka gerçeği de ortaya koyuyor. İlk kez bu harekatta askeri açıdan oldukça hassas bir konu olan taarruz eden kara birliklerinin hava unsurları tarafından yakından desteklendiğine ve karadaki taarruzla hava saldırılarının koordinesinin etkin şekilde yürütüldüğüne şahit olduk. Bu başarı, İD'e karşı bir ilkti. Nitekim, Irak'ta henüz böyle bir eş güdümün kurulamadığını biliyoruz.”

Bu satırlardan anlaşılan şey şudur; “PYD'nin ilerleyişi, Amerikan'ın ilk defa koordineli bir şekilde yürüttüğü hava saldırıları sayesindedir.”

Yani Kürt halkına yapılan propagandanın tersine başarı tamamen Amerikan hava gücünündür. Ki gerçekte de durum bundan ibarettir.

Peki, bu işin sonu nereye varacak?

Rojava'nın PYD'ye teslim edilmesi, hem Şam merkezi hükümetinin zayıflaması, hem de Türkiye'nin Suriye politikasına verilen bir cevaptı. Kaldı ki bu taktik tamamen İran aklının ürünüydü. Şu anda IŞİD, hem Amerika hem de İran için “tehlike” kapsamındadır. PYD üzerinden yürütülen IŞİD karşıtı operasyonlar da İran ve ABD'nin ortak mütabakatıyla gerçekleşmektedir. PYD'nin son hamlesi üzerinden “Kürdistan” tahayyül edenler için herhalde Ali Ekber Velayeti'nin şu açıklaması aydınlatıcı bir bilgi olacaktır.

Hafta içinde Suriye İçişleri Bakanı ile Tahran'da görüşen Velayeti, sorular üzerine şu açıklamayı yaptı:

“IŞİD ile mücadele Kürtler'in ve Suriye merkezi hükümetinin ortak çıkarınadır. Çünkü IŞİD Kürtler'in yaşadığı Kobani şehrine saldırdığı zaman yapabildiği her türlü cinayeti uyguladı ve bu da ister Suriye, Irak veya Türkiye Kürtleri olsun, hepsinin IŞİD'e karşı mücadeleye katılmasını ve Kobani'nin IŞİD'in eline düşmemesini sağladı. Kürtler bugünlerde sahnedeler ve sonunda da zafer onlarla olacak, çünkü Kürtler Suriye'nin toprak bütünlüğüne bağlılar.”

Anahtar niteliğinde iki cümle: “Sonunda zafer onlarla olacak” ve “Çünkü Kürtler Suriye'nin toprak bütünlüğüne bağlıdırlar!”

İşin gerçeği şu: PKK, Suriye üzerinden özellikle Kuzey Kürtlerini canlı tutuyor; Kuzey'den taşıdığı gençlerle, Rojava'dan gönderdiği cenazelerle. Oysa İran ve Suriye cephesinde yaşanan gerçeklik bambaşka. Bizdeki versiyonuyla “vatanın bölünmez bütünlüğü!”

Barzani'nin başında bulunduğu KDP gibi uluslararası protokol kurallarına göre oynayan bir yapıya bile devlet kurdurmayı zul sayan bir cephe, PKK gibi hem kullanışlı hem de eşkıya kültüründen gelen ve bu kültüre göre hareket eden bir yapıya devlet kurdurması akla ziyan bir yaklaşımdan başka bir şey değil. Barzani'nin bağımsızlık çıkışını “siyonizmin planı” gören bir yaklaşımın PKK'ye devlet kurdurtması da yine akla ziyan bir yaklaşım. Hatta şu anda bağımsızlık fikrinden dolayı KDP'yi PKK-YNK-GORAN üçlüsüyle sıkıştıran bir yaklaşım ortadayken PKK'ye Suriye sahasında devlet kurdurtmak hiç de akla yatkın bir yaklaşım değil. IŞİD belli bir sınıra çekilirse PKK'nin Suriye sahasında sergilediği lejyonerlik örneğinin daha kötüsünü Irak Kürdistanı'nda KDP'ye karşı sergilemeyeceğinin de hiçbir garantisi bulunmamaktadır.

IŞİD'le mücadele sonrası şu anda konsensüs halinde bulunan İran-Amerika ikilisinin de bariz bir ayrışma yaşayacağı da sır değildir. PKK Suriye'de Amerika'dan yana tavır sergilerse, yine Suriye'de rejim güçlerinin, ana merkez Kandil de İran'ın hışmına uğramaktan kurtulamayacaktır. Amerika'dan yana saf tutsa bile İran, Suriye, Irak ve hatta Türkiye'ye rağmen “Kürt koridorunu” yönetmesi hiç de kolay bir iş değildir.

PKK/PYD İran'la iş tutmayı seçerse, bu durumda Amerika'nın kendisine keseceği bir fatura ile karşılaşacağı kaçınılmaz olacaktır.

Ama yine de herhalukarda yaşanan oyunlarla tüm Kürtler nasyonal sosyalist fikirler doğrultusunda PKK etrafında kümelenmeleri hedeflenmektedir. Belki de Kürt toplumunu derinden etkileyen en büyük tehlike de budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar