Şehzade DEMİR

Şehzade DEMİR

Bir toplumun görülmeyen felaketi

Suriye'de henüz savaş bitmemişse de gidişat netleşmiş sayılır. Zalim Esad için tehlike geçti gibi. Zira bu şekilde bir iç savaşla Esad'ın düşmeyeceği anlaşıldı. Böylelikle PYD'nin ipinin çekilmesi zamanı da gelmiş oldu. Suriyeli Tümgeneralin deyimiyle “Görevi bitti”.

Gariptir, PKK'nin yıllardır “Cırdevan”  diye tahkir ettiği, her fırsatta hain nitelemesi ile çocuklarına kadar katlettiği “koruculuk”, Suriye'de kendisi tarafından oluşturulunca adı “Demokratik Birlik Partisi” olmuştu. Kantonculuk veya Özerklik nitelemeleri ise Esad veya ABD'nin güzellemelerinden ibaretti.

PYD'nin yaptığı Esad adına vekâlet savaşı idi. Binlerce Kürt gencini Kobani, Re's ül Ayn gibi yerlerde ÖSO'ya, Nusra'ya, IŞİD'e öldürttü. Öte taraftan muhalif diğer Kürtleri de kendisi katletti, hapsetti, yerlerinden, yurtlarından kovdu. Zalim Esad'ın pabucunu zulümde dama attırdı. Çözüm süreci boyunca kafile kafile gencecik Kürt fidanlarını Suriye'de Esad'a feda etti ki ömrü uzasın, tüm Suriye halkına despotça zulmettiği gibi oradaki Kürtlere yönelik olarak da bu zulümlerine devam etsin. Bir kimliği bile onlara fazla görsün, insandan saymasın.

Belli ki bir taraftan Esad, diğer taraftan ABD, PKK'nin aklını başından alacak vaatlerde bulunmuştu. Öyle ki gaddarlık ve despotlukta bu iki ağababasını dahi geride bırakmıştı.

Bu gün hakikatler bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu.

80'li yıllardan beri toplum olarak bir kan çanağının içindeyiz. PKK üzerinden bize ait olmayan bir savaş dayatıldı bize. Resmi kaynaklara göre çözüm sürecinden önce 30 binin üzerinde can kaybı vardı. Buna Öcalan'ın Beka Vadisine gömdüğünü kendi itiraf ettiği 15 bin Kürt gencini ve çukur siyasetinde bu çukurlara gömülen, bodrumlarda yakılan 7 bin kişiyi, gayrı resmi öldürülenleri ve bilinmeyenleri de eklersek bu rakam 100 bini geçmektedir.

Can kayıpları noktasında tablo bu. Sosyolojik, manevi ve kültürel değerler noktasında durum çok daha vahim. Zira tablo ortada. Bir nesil ciddi tahribatlar yaşadı. İttihat ve Terakkinin batıda yaptığının aynısını doğuda yaşadık. Toplumun zihin kodları değişti. Kısacası bu millet, 40 yılda ciddi can, mal, nesil, akıl ve dini yıkımlar yaşadı. Burada asıl can alıcı soru ise; tüm bunların ne için ve kimin için yapıldığıdır.

Bu gün bunun doğru cevabı noktasında millet olarak sağlıklı değerlendirmeler yapmak zorundayız. Bu tahribatların daha kuruluş ve inşa döneminde Yalçın Küçüklerin, Doğu Perinçeklerin canhıraş gayretlerini hatırladığımızda laik, Kemalist, jakoben devletin bekasını sağlamanın toplumumuzun sırtına nasıl yüklendiğini görüyoruz. Bu laik, Kemalist devlet ile hesapları olan başta o zamanın Şam yönetimi, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi, Almanya, Fransa, İngiltere, diğer bazı Avrupa ülkeleri, Rusya, Ermenistan, İran, israil gibi ülkelerden alınan lojistik, politik, siyasi ve maddi destekleri karşılığında tüm bu ülkelerin Türkiye'deki çıkarlarının fedailiği bu mazlum Kürt toplumuna yaptırıldı.

PKK üzerinden Ortadoğu dizayn edilmeye çalışıldı, stratejilerin uygulanmasında baş piyon olarak bu yapı kullanıldı. Sykes Piccot'larda Kürt toplumu kasıtlı olarak aralarında bölüştürülen Türkiye, Suriye, İran ve Irak yönetimlerinin hizada tutulmasında PKK, her dönemin vazgeçilmez taşeronu olarak tutuldu. Bu vazifesini bihakkın yerine getirebilmesi için de her zaman desteklendi, güçlü tutuldu. Karşılığını da elbette ki fazlasıyla aldılar.

Benzeri bir dram, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bu trajediyi dünyada hiçbir millet yaşamamıştır. Zira bu ülkede yaşayan Kürtler, dünyanın sayılı ezilmiş, sömürülmüş, katliamlara maruz bırakılmış halklarından olduğu halde, kendi ezilmişliklerini bir kenara bırakıp neredeyse tüm dünya ülkelerinin menfaatlerinin savaşını vermek zorunda bırakılmıştır.

Bu gün PKK artık Kürt toplumu ile beraber Türkiye'nin de reel politik yapısını büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakacak duruma gelmiştir. Türkiye'nin PKK'ye karşı strateji değişikliğinin asıl nedeni belki de budur. Türkiye, daha kuruluş aşamasında kendi saadetini başka milletlerin felaketi üzerine bina etmenin bedelini ödemeye devam ediyor. Neredeyse yüz yıllık Kemalizm'e dayanan bu vicdansız “devlet stratejisi”,  ne Türkiye'nin ne de Kürtlerin olması gereken yere gelmelerine izin vermiyor. Bu gün bu stratejiden “tevbe” edecek iradenin var olduğuna inanıyoruz. En kısa sürede bunun mutlaka yapılması gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar