Bu Aşırıcılıksa, Biz Hala Aşırıyız

Allah adıyla

Bu yazımızdan önce Peygamber Efendimiz’in, din’in, kitabın da birer namus oldukları savından yola çıkarak Peygamber Efendimiz’e ve kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yapılan hakaretlerden dolayı “Namusuna Sahip Çık Müslüman” diye bir yazı kaleme almıştık. Yazıyı kaleme aldığımız gün iğrenç filme karşı sadece Mısır ayaktaydı. Fakat o günden bu güne farklı düzeylerden dünyanın farklı yerlerinden o filme kitlesel basın açıklamalarıyla, mitinglerle tepkiler gösteriliyor. Şaşırtıcı olan; dünya Müslümanlarından gelen sert tepkilere rağmen Türkiye Müslümanlarının tepkisizliğiydi. Şuur sahibi, dini bütün Müslümanların bu tepkisizliği birilerine cesaret vermiş olacak ki inancına, peygamberine yapılan hakaretlere haklı tepkisini gösteren dünya Müslümanlarını provokatör olmak ve provokatörlük yapmakla suçlamaya başlamışlardı. Hatta Sayın Başbakan da ABD’de çekilen Peygamber Efendimiz aleyhindeki çirkin ve aşağılık filmi Müslümanların protesto etmemesinin sebebini  “Son 10 senede aşırılıklar törpülendi. Bir anlamda paratoner gibi olduk, gaz aldık” sözleriyle belirtmişti. Sayın Başbakan’a bunu dedirten, Türkiye Müslümanlarının bu çirkef filme karşı olan sessizliğinden, tepkisizliğinden başka bir şey değildi.

Başbakan’ın o sözleri söylediği güne kadar kayda değer tepkiler olmasa da ondan sonraki günler özellikle 23 Eylül 2012 Pazar günkü tepki mitinginden sonra Başbakan’ın adına, yanıldığını söyleyebiliriz.

Zira sonraki günlerde Mustazaflar Hareketine yakınlığıyla bilinen Peygamber Sevdalıları Platformuna bağlı sivil toplum kuruluşları, ülkenin birçok yerinde kitlesel bir dizi basın açıklaması ve mitingler yaptılar. Ardından geçen Pazar günü Mevlit alanı, Peygamber meydanı olarak da bilinen Diyarbakır İstasyon Meydanında yüz binlerin iştirakiyle Peygamber Sevdalıları Platformu bir miting tertip etti.

Mitingden tekbirler, salâvatlar eksik olmadı, ilahiler okundu. İğrenç filmle beraber, filme finansman sağlayan Siyonist İsrail ve ev sahipliği yapan ABD lenetlendi. Yüz binlerin katılımıyla gerçekleşen bir miting olmasına rağmen yapılan Kutlu Doğum Mitingleri gibi alandaki yüz binler, hiçbir gerginlik olmadan, taşkınlık çıkarmadan; bir kişinin bile burnu kanamadan dağıldı.

Şimdi Sayın Başbakan’a: “Türkiye’de iğrenç filme tepki verilmemesi üzerine sarf ettiğiniz son on yıldır törpülediğinizi düşündüğünüz aşırılıklardan maksadınız nedir?” diye sormak istiyorum. Yine iğrenç filme haklı tepkilerini gösteren Müslümanları provokatör olmakla suçlayanlara sormak istiyorum: Peygamber Efendimize hakaret edenleri, kutsallarımıza dil uzatanları tel’in etmeyi, onlara tepki göstermeyi aşırıcılık buluyorsanız, provokatörlük görüyorsanız; sadece siz değil tüm dünya bilsin ki biz bunda aşırıcıyız, provokatörüz. Peygamber Sevdalıları hala peygamberine ve kutsallarına sahip çıkacak kadar hatta gerekirse uğruna canını feda edecek kadar aşırıdır. Evet, aşırılık ve provokatörlük; dinine, inancına sahip çıkmaksa bunlardaki rehberimiz Peygamber Efendimizdir ve ashabı kiramdır. Onlar da bu din-i mübinin yayılması ve muhafazası için candan, maldan, babadan, yardan, serden geçmişlerdi. Bu gün Peygamber Sevdalıları da Allah’ın izni ve inayetiyle; duyarlı, şuurlu Müslümanların çaba, gayret ve samimiyetiyle bunun için yüz binleri meydanlara topluyor.

Çakma, görme ve işitme özürlü medyaya geldiğimizde işitsel ve görsel medya sınıfta kaldı.

Gazeteler, TV’ler, haber ajansları…

İstisnaları hariç tümü bir dizi yalan dolan, kurmaca ve safsata; menfaat, çıkar ve tarafgirlikten öteye geçmiyor.

Tarafsızlık, objektiflilik, ilkelilik ve benzeri argümanları kullanmalarına da bakmayın onlar da hikâye. Samimiyetlerine, ilkelerine nasıl inanalım ki beş on, bilemedin elli yüz çocuğun veya gencin şurada burada polisi taşlamalarından, taşkınlık yapmalarından haberdar olan medya, nasıl olur da Peygamber için bir araya gelen yüz binleri görmez. Hiç mümkün mü? Topluma, olaylara ve durumlara olan tarafgir, ideolojik ve kör yaklaşım, medya bağnazlığı değil de nedir? Yoksa Peygamberi sevdayla tutuşup yananlara neden kör kalınsın ki?

Allah ve Peygamber aşkıyla dirilip ayağa kalkan, bu aşkla tek yürek olan,  tek sevdaya tutulan yüz binleri görmemek, görmemezlikten gelmek kimin işine gelir ki?

Görev paylaşımı mı yapılmış ne?

Kimi, haklı tepkilerini gösterenleri provokatör ilan ederken–karalarken- kimi, paratoner olarak milletin gazını alma görevini yapıyor. İşitsel ve görsel medyanın görevi de Peygamberi için provokatör olarak suçlanmaktan korkmayan, gazı da alınamayan, iğrenç filme tepki göstererek Peygamberine sahip çıkan –özellikle Kürdistan’daki- Müslümanları ve tepkilerini görmemek/görmemezlikten gelmek midir?

Başbakanı paratoner olan ülkenin, işitsel ve görsel medyası da çakma görme ve işitme özürlü oluyormuş demek ki.

Elhasıl, bu aşırılığın törpülenmesini ve gazın alınmasını Peygamberimiz için tepki gösterme meselesinde keşke dile getirmeseydiniz; size hiç mi hiç yakışmadı Sayın Başbakan!

Allah kimseyi, imandan, iz’andan, istikrardan ve insaftan mahrum etmesin. Dua ile.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar