Selahaddin YILDIRIM

Selahaddin YILDIRIM

Suriye

Arap baharı süreciyle beraber halkın özgürlük, onurlu bir yaşam ve adalet talebiyle despot diktatörlere karşı başlattığı hareket,  yüz yılın yaşanan en önemli hadisesidir denilebilir. Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasından sonra bakiyesi topraklar üzerinde oluşturulan irili ufaklı yapılar üzerinde oluşturulan yönetimler her açıdan kendilerini var eden batılı güçlere bağlı kaldılar; ama halklarının refah ve mutluluğu için çok az şey yaptılar. Kendi aile ve yakınlarının çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen yönetimler, ümmetin serveti ile oluşturdukları ordu ve güvenlik birimlerini de, kendi şahsi güvenlikleri ile başında bulundukları rejimin koruyuculuğunu yapacak biçimde konumlandırdılar.

 

Suriye’de de, başta ordu olmak üzere devleti oluşturan diğer kurumların hemen hepsi mevcut rejimi koruma esası üzerine yapılandırılmıştır. Bu açıdan bakıldığında Mısır Ordusunun daha iyi konumda olduğunu teslim etmek gerekir.  Baas rejiminin on dokuz aydan beri hala ayakta kalmasını sağlayan dinamiklerin başında mevcut ordunun ülkeyi değil,  rejimi ve sahiplerini koruyan ordu olması olgusu yatmaktadır. Bu ordunun savaş uçakları, rejim ve şeflerinin bekası uğruna aylardır şehirleri vuruyor. Harap edilmedik bir şehir, yıkılmadık bir mahalle kalmadı. 1920-1946 yılları arasında Suriye’de işgal gücü olarak kalmış Fransız manda yönetimi döneminde bile ülke böyle bir tahribat yaşamadı. Tarihin naklettiğine göre, yirmi beş yıl süren bu dönemde öldürülen insan sayısı Baas rejiminin öldürdükleri ile karşılaştırıldığında devede kulak mesabesinde kalır. Manda döneminde öldürülen Suriyelilerin sayısı bin beş yüzü geçmemiştir.  Öyle anlaşılıyor ki, eğer bu rejim herhangi bir şekilde son bulmazsa ülke haritadan silinecek.

Savaş suçu işleyen bu gaddar yönetime uluslararası kurumlar ve kamuoyunun sessiz ve tepkisiz kalması ise utanç vericidir. Hele İslam ülkelerindeki kalabalıkların sessizliği anlaşılır gibi değildir. Daha ne zamana kadar bu sessizlik ve duyarsızlık sürecek acaba? Yaklaşan kış mevsimiyle beraber ateş altındaki halkın çektiği sıkıntılar katlanacak. Canını kurtarıp mülteci olabilmiş insanların dramı bir başka acı. Hayvanların bile yaşayamayacağı ortamlarda hayat mücadelesi veren bu mazlumlara doğru dürüst bir yardım yapan da yok. Gönderilen mevcut yardımların bile adreslerine ulaşmadan önce iç edildiği ile ilgili gelen haberler ise insanın tüylerini diken diken ediyor. Bize ne oldu da kalplerimiz bu kadar katılaştı? Bu kadar bencil, hesapçı, duyarsız, tepkisiz, görmez ve acımaz hale geldik?

Müslümanlar açısından Suriye halkının çektiği acıları paylaşmak ve çözüm bulmak öncelikli konu olmalı iken, işin siyasi ve stratejik boyutlarının muhabbetini yapmakla yetinmek ne derece insani ve İslami olabilir acaba? Ya Suriye’deki olaylar üzerinden mezhepçilik fitnesini harekete geçirenlere ne buyrulur? Şahsen kendim, mezhepçilik yapan Müslümanın samimiyetinden ciddi derecede kuşku duyduğumu ifade edeyim. Hiç bir mezhebin prensip ve usulleri Kur’ani emirlerin önüne geçemez/geçirilemez. Bunu bilerek yapanlar, Hazreti Kur’an’a en büyük saygısızlık ve kötülüğü yapmaktadırlar. Mezhepçilik fitnesini uyandıranlara Hz. Rasulullah (as)Efendimize film yoluyla hakaret edenlerden daha ziyade tepki göstermek gerekir bence. Ve böyleleri, İslam ve ümmet için kâfir zındıklardan çok daha zararlıdırlar. Böyleleri ya gerçekten cahil, fakir, biçare; ya da kötü niyetli çıkarcılardır. Zaten tarihte de maalesef hep öyle olmuştur. Dinle, ibadet ve taatle ilgisi olmayan insanlar, çıkar çatışmaları hengâmesinde birden mezhepçi kesilmişlerdir.

Suriye her açıdan çok yönlü bir sınav sahası olmaya devam ediyor. Bölgesel ve küresel güçlerin tavır ve yaklaşımları onların öteden beri gizlemeye çalıştıkları çıkarcı ve ikiyüzlü politikalarını ortaya koymuştur. Suriye halkı bütün bunları ibretle görüyor ve sadece Allah’a dayanarak yoluna devam ediyor. Rabbim, sen onlara yardım et.

 

Tarih, Suriye’nin halk ve ülke olarak geçirdiği bu süreci yazarken birçok şey zikredecektir elbette. Ama tarihin bu zikredeceği şeylerin başında Suriye halkının sebat ve direnişi gelecektir. Altın harflerle yazılmaya değer bu direniş gerçekten mübarek bir direniştir. Rabbim, Sen onu zaferle taçlandır!

Tarihin yazacağı diğer önemli bir konu da, Baas rejiminin sınır tanımaz zulmü ve gaddarlığı olacaktır. Ancak, Suriye direnişi tarihinde en kara harflerle yazılması gereken sayfa ise, dünyanın bu zulme seyirci kalması olacaktır.

On dokuz aydan beri hep konuşulan, ama zalimi durdurmak için hiçbir şeyin yapılmadığı tek konu Suriye’dir.

Önceki ve Sonraki Yazılar