Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

‘Çarşaf kadını köleleştiriyor’ hezeyanı

Göktaş Hoca’nın haklı ve de isabetli tespitiyle ‘küfrün İslam’la en büyük savaşı tesettür/örtü üzerinden olacaktır.’

Biz bu gerçeği, hep böyle bildik, biliyoruz ve bileceğiz; ama bazen vakıanın ilanı cinsinden bazı gerçeklikleri ve doğruları zihinleri gafletten uyandırma ve bilinçleri uyanık, hafızaları canlı tutma adına tekrarlıyoruz. Kur’an-ı Kerim’de de anlatım yöntemlerinden en çok ‘tekrar’ın öne çıktığını görüyoruz.

Küfür ve batıl cephe, İslam’a saldırganlığında ve İslam’ı kötülemede en çok hangi konuları bayraklaştırıp zihinsel dezenformasyon yapıyorsa iman cephesinin de en çok o konularda savunma pozisyonu alması ve o konuların insan fıtratı için ne kadar uygun olduğunu ifade etmesi lazımdır.

İki gün önce HDPKK’nin kör ve körelmiş zihniyeti Silopi’de kadına yönelik şiddet eyleminde İslam’ın şiarlarından ve tesettürün simgesi olan çarşafı kadına yönelik kölelik simgesi gibi gösterdi. Bu HDPKK ve avenesinin İslam’a olan düşmanlıklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Böylesi saldırganlık ve rezillikler yeni değildir. Kemalistler devlet gücünü kullanarak yıllarca resmi törenlerde çarşafa ve örtüye `Kölelik Simgesi` adı altında hakaret etti, ediyor.

Kemalist rejimi ve komünist felsefeyi 100 yıl geriden takip eden çakma ve taklitçi bir örgüt olan HDPKK’nin ağababalarından geri kalması garipsenecek bir durum değildir.

Herkes rolünü oynuyor. Bazen kendini ‘mazlum(!), özgürlük(!), hak arayıcısı(!)’ ilan etse de beşeri tüm erk ve güçlerin değişmeyen yüzü İslam düşmanlığıdır. Fırsatını bulduğu an huyunu kurutmayan akrep misali hemen zehrini zerk ederler.

01.07.2011 tarihli ve ‘Çareyi Tesettüre Sar(ıl)dırmakta Bulanlar’ başlıklı yazısında İbrahim Dağılma, şunu söylerken sanki bugünleri de anlatmış gibi duruyor:

“... Son zamanlarda dine ve dindarlara şirin(!) görünme PKK/BDP cephesinde önce sarıklı, sakallı bel’amları vitrine almakla başladı. Dindar(!) adaylarla güya vizyon değişikliğine gitme, sivil itaatsizlik dairesinde sivil cumalarla yeni bir boyut kazandı.

Ne yazık ki fıçı içindekini sızdırır gerçeği Murat Karayılan’ın, Zerdüştlüğe övgü yapan ve onu Kürtlerin asıl dini gören beyanları, Urfa’daki Kürtçe ezan okuma girişimiyle bir kez daha ortaya çıktı. Maskesi yeniden düşen PKK, görünen o ki dinsizlik kartını başka bir demece- şimdilik- ertelemeyi uygun gördü ve tepkileri minimize etmek için ‘Kandil’de bir tesettürlü kartını açtı ve ANF kaynaklı haberde bakın Dorşin kodadlı Ayşenur Kılıç ne hezeyanlar yumurtluyor: ‘Son zamanlarda artan bir şekilde PKK’ya ‘dinsiz bir parti’ deniliyor. Ama ben şu an buradayım, tesettürlüyüm. Hiçbir arkadaş şimdiye kadar tesettürlü olmam konusunda herhangi bir şey demedi. Burada insanların inancına büyük bir saygı var...’

Eskiden yalancıların mumu yatsıya kadar yanardı, şimdiki yalancılar, o kadar acemi ki yalanları ellerinde sönüveriyor. 20 yaşındaki Dorşin’in Hani nüfusuna kayıtlı olduğu ve üniversite öğrencisiyken dağa çıktığı ve bugüne kadar tesettürlü halinin hiç görülmediği ortaya çıktı. Herhalde adil şahitliği ve ahlaki kuşanmışlığı öne çıkaran inananların ‘Tesettüre bürünme seferberliği’ şimdiden semeresini verdi ki korkudan paçaları tutuşanlar, çareyi tesettüre sar(ıl)dırmakta buldular...”

Evet, o gün için çareyi tesettüre sarılmakta bulan HDPKK, bugün güç şımarıklığı içinde çareyi tesettüre/çarşafa saldırmakta görüyor. Bunu da bir metropolde değil, Silopi gibi varoş bir yerde sergiliyor ki, fırsatını bulduğu an İslamî olan değerleri nasıl çiğneyeceğini ve susturacağını(!) bir kimlik olarak ilan ediyor.

Bu devşirmeler, aslında zincire vurdukları çarşafın onlar için kölelik değil, köleliğin zincirlerini koparan bir hürriyet kılıcı olduğunu bilmiyorlar.

Bakın, Yüce Allah(c.c) tesettürün/çarşafın kadın için izzet, iffet ve onur simgesi olduğunu Ahzab Suresi’nde nasıl beyan buyuruyor:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında örtülerini üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler. Bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

Şimdi bu aklı ermez ve beyni sulanmış zavallı güruha hala biraz hakikat ışığını alacak algı ve göz kalmışsa mantık yürütmesi yapacak bir kaç test yapalım:

- İçinde yaşadığınız dünyanın bile zararlı ışınlardan, meteor düşmelerinden, yağmur/karın bir kütle olarak inmesini engelleyen bir kabuğu/atmosferi varken bu örtüsüzlük isteği niye?

- Her zaman tattığınız, hoşlandığınız gıdaların kabuksuz/örtüsüz olmadığını ve kabuğu soyulur soyulmaz hızla renk değiştirmeye, kokuşmaya, çürümeye başladığını bildiğiniz halde bu açıklık saçıklık aşkı niçin?

- Değerli tüm eşya ve ziynet eşyanızı en kapalı ve gözlerden uzak yerlerde muhafaza ettiğiniz halde ve açıkta kalan eşyanın hırsızlarca çalınacağı gerçek olduğu halde insanoğlunun naziklik, incelik, güzellik ve hoşnutluk hazinesi olan kadını ısrarla şehvetli bakışlara peşkeş çekecek çıplaklığı savunmanız neden?

- Eşitlik adı altında kadının sokağa çıkarılıp ucuz bir mal gibi pespaye edildiği, mağazalarda müşteri çeken bir cazibe vitrini olarak asgari ücrete köle edildiği, geçimsizlik adına mahkeme kapılarının en çok feminist, demokrat, laik ve özgür geçinenlerle dolup taştığı, tesettürlü/çarşaflı kadının cennetin ayaklarına serildiği hakikatinin idrak edildiği, İslamî bir ailede bir fiskenin bile zulüm olarak görüldüğü, tarafınızca adınızı bildiğiniz gibi bilindiği ortadayken ‘çarşaf kadını köleleştiriyor’ hezeyanlarıyla zavallı kadınları pis emellerinize, şeytanî sırıtışınıza, nefsi meyillerinize alet etmek de nereden çıktı?

Önceki ve Sonraki Yazılar