Çözümün sıkıntı ve açmazları

Yol kesmeler, adam kaçırmalar, şantiye basmalar, ne denli büyük bir tehlikeyi haber verdiklerini son iki ay içerisinde kanıtladılar. Kürtlerin ve hatta Kürdistan’da yaşayan tüm insanların PKK’nin insafsızlığına terk edildiği, çözüm sürecinin bölge halkı için zulüm -hatta son süreçte ölüm- sürecine döndüğü artık genel bir kanaat… Ve bana göre asıl tehlike, bu kadar apaçık zulümlere rağmen yetkililerin sorumlulardan hesap sormaması; dahası mağdurların hal hatırlarının bile sorulmaması.

Gayem “her şey kötüye gidiyor” algısı oluşturma peşindeki Gülen-PKK-Batı medyasının dümeninde seyretmek değil. Zira onların haberlerini izlediğiniz zaman farkına(!) varıyorsunuz ki; “Ak Parti hükümetinin ve özellikle Erdoğan’ın antidemokratik, hukuksuz uygulamaları yüzünden ülke hızla geriye gidiyor. Hukuk askıda, yolsuzluk almış başını gidiyor. Hatta barajlar bile birkaç ay önce suyunu çekmişti.” Her neyse onları “algı operasyonları” ile baş başa bırakıp konumuza dönelim.

Birkaç yıldır Ak Parti hükümetleri Kürt sorununu çözme iddiasıyla bazı adımlar atıyor, temaslarda bulunuyor. Doğrusu bu cesaret isteyen bir girişimdi. Zamanın olumlu konjonktüründe Ak Parti yetkilileri hem İslami hassasiyetin verdiği sorumluluk duygusu hem de kendilerinde hissettikleri özgüvenle işe başladılar. Ancak hem parti içerisinden hem muhataplardan hem de dış dünyadan gelen birçok sıkıntı ve açmazla karşı karşıya kaldılar. Öncelikle sıkıntıları değerlendirelim:

1- Çözüm sürecinde muhatap alınanlar, karaktersizler ve tepeden tırnağa pragmatist bir tavır içindeler. En basitinden; en başındaki adam AİHM’e gönderdiği savunmalarda kendisini İslam’la savaşmada truva atı olarak sunup, 28 Şubatçılarla dayı-yeğen ilişkisi yaşarken; birkaç yıl sonra Nevruz Meydanı’na İslam kardeşliğinden, emperyalizmin oyunlarından bahseden bir “hutbe” gönderebilmiştir. “Bir asırdır ezilen bir halkın kazanılacak hakları için her yol mubahtır” anlayışı belki dini hassasiyeti olmayanlar için mantıklı olabilir ama görüyoruz ki; öncelenen, bu mazlum halkın hakları değil, bizzat şahsi istikballeridir.

2- PKK, Ak Parti’yi gerici görüyor. Sorunu Ak Parti ile değil Kürtlere her türlü zulmü yaşatmış Kemalistlerle konuşup çözmeyi yeğliyor. Hükümet karşıtı herkesle bir cephede oturuyor ve onların korosuyla beraber sürecin ortağı-tarafı olan hükümeti topa tutuyor.

3- Emperyalist güçler -müttefikleri bile olsa- Müslüman ülkelerin daima sorunlarla boğuşması taraftarıdır. Bu şekilde; hem terbiye etme fırsatı hem de sözde yardımla müdahale imkânı bulmaktadırlar. Oysa aslında “Islahat” da yapsanız, “Tanzimat” da başlatsanız; onları memnun edemezsiniz.

Ak Parti’nin bu süreçteki açmazları ise;

1- Parti tek yürek değil. Muhafazakârı, dindarı, “cemaat”çisi, milliyetçisi, menfaatçisi hatta kimi zaman solcusu ve vurguncusuyla bir koalisyon partisi… Onun için Kürtlerin gasp edilmiş haklarını teslim etmek noktasında yeterli yüreklilik gösterilemiyor. Dengeler gözetiliyor; mehter takımı tarzında ağır ağır, sağa-sola dönerek ilerleme kaydediliyor.

2- Parti yetkilileri, PKK ile Kürt sorununu karıştırıyor. Bu kadar uyarmalara rağmen bu iki farklı gerçeği ayırabildiklerine dair bir emare de göremiyoruz. Oysa o kadar söyledik ki artık çocuklarımız bile asıl meselenin Kürtlerin gasp edilmiş hakları olduğu, PKK’nin bundan beslenen türeme bir örgüt olduğunu öğrenmiş durumdadır. Buna rağmen haklar PKK şantajı ile veriliyor gibi bir durum oluşturuluyor. Haliyle de PKK türevleri rehin tuttukları Kürtlere kurtarıcı gibi görünüyor.

Burada siyasi muhataplar güçlendirilerek silahın etkisinin azaltılmasının hedeflendiği iddia ediliyor ancak gözlerinin gördüklerini beyninde algılama kabiliyeti olan herkes bunun tersi olduğunu fark edebiliyor. Çünkü adları birkaç yılda bir değişen PKK türevi parti ve bu partilerde siyaset(!) yapanlar tecrübeyle sabittir ki; birer figürandır, en fazla spikerdir. Spikerler güç kazanmaz, sempatik belki popüler olurlar. Bu sempatiklik de ufak bir hamlede alt-üst olur. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde sempatik damat Demirtaş’ın, bir haftada “terleyentaş” olması gibi…

Son olarak; yaşanan acı günleri normal görmemenin, vahşeti hafife almamanın yanında; süreç içerisinde zor dönemlerin olacağı hep konuşuluyordu. Belki beklenen, “yerel birimlerin” yapacağı karakol baskınları veya canlı bomba eylemleriydi. Ancak yalan makinelerinin pompaladığı kin ve nefret, işi dindar insanların linçine döndürdü.

Sürecin sahiplerine düşen; katiliyle, kışkırtanıyla, yalancısıyla her sorumlu ve sorunluyu tespit etmek; tespit edilen bu engelleri tüm kesimlerin selameti için aradan çıkarmaktır. Gördüğümüz kadarıyla, o tespit zaten yapılmış; geriye suçluları cezalandırma kalıyor. Ona da cesaret gerekiyor.

haberdiyarbakır

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.