Darbeler dönemi kapanmamış mıydı?

367 krizi sonrası “darbeler dönemi kapandı artık” diyordu hükümet yetkilileri.

Gerçekten öyle mi?

Oysa hükümetin bizatihi kendisi hem “Gezi Süreci”ni hem de “17-25 Aralık” süreçlerini darbe teşebbüsü olarak nitelendirmişti.

Teşebbüs varsa tehlike devam ediyor demektir.

“Arap Baharı” sonrası körfez ülkeleri başta olmak üzere bütün Ortadoğu’da demokrasi bayramı(!) beklenirken, medeni(!) ve uygar(!) dünyanın Mısır’daki Sisi cuntasının darbesine açıktan destek vermesi, meseleyi özetler niteliktedir.

6-7 Ekim olaylarında “Artık o günlere dönülmeyecek” denilen Türkiye’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve 24 yıl sonra asker sokağa indi.

Son zamanlarda, Türkiye’yi Suriye batağına çekmek ve kadim küresel hesaplarının başlama düdüğünü çalmak için yoğun bir çaba içine giren AB(D)’nin, taşeron olarak kullandığı PKK üzerinden Türkiye’ye tehditler yağdırdığı dikkatlerden kaçmamaktadır.

Hükümetin, Putin ziyareti üzerinden Rusya-Çin-İran bloğuna yanaşabileceği mesajını vermeye çalışması meselenin farkında olduğunu ortaya koymaktadır.

Aysel Tuğluk’un seküler güçleri göreve çağıran yazısı hâlâ tazeliğini korumaktadır.

Bu memleketin gerçeklerinden az buçuk haberdar olan herkes, göreve çağrılan bu güçlerin, bu memleketteki bütün darbeleri gerçekleştiren güçler olduğunu bilir.

Kandil şeflerinden Cemil Bayık’ın “Amerika açılım müzakerelerinde üçüncü taraf olsun!” sözlerine HDP’li Tuncel’in açıktan destek vermesi, yeni bir toplumsal mühendisliğin icray-ı faaliyette olduğunu göstermektedir.

27 Mayıs’la başlayıp 28 Şubat’la devam eden bütün darbe süreçlerinin arkasında hangi “taraf” ülkenin olduğunu sanırım bu memlekette bilmeyen yok.

12 Eylül faşist darbesini Amerikan merkezi haber alma teşkilatı CIA’nın Türkiye istasyon şefi Paul Henze’in dönemin ABD başkanı Carter’a “Our boys have done it.(Bizim çocuklar işi bitirdi)” şeklinde ilettiği herkesçe bilinmektedir.

Dolayısıyla bu memleketteki tekmil seküler güçlerin babasının Amerika olduğu tamamen deşifre olmuş durumdadır. “Seküler evlatlıkların” ırkı, dili hatta dini ise çok önemli değildir.

Kenan olmuş, Aysel olmuş, Hasip olmuş, Ahmet olmuş, ağababalarının kurduğu düzene vekaleten atanmış paralel, yatay, dikey yapılar olmuş, hiç fark etmez.

Önemli olan, “Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki izzet ve şerefin tamamı Allah’a aittir!”(Nisa-139) ayetinin kapsama alanına giren izzetsizlik ve şerefsizliği ispat etmiş olsunlar.

Çözüm sürecini ellerinin altında bulundurdukları Öcalan’a güvenerek başlatan hükümet ve arkasındaki akademik akıl, bu süreçte Öcalan’ı adeta melekleştirdi.

Kandil’in, ağababalarından aldığı talimat gereği ipleri koparma tehdidine karşılık Öcalan’ın entelektüel boyutunun ne kadar engin ve zengin olduğundan tutun, ufkunun ne kadar geniş olduğuna varana kadar bu mahalleden gırla giden demeçler, yazılar, beyanatlar sadır oldu.

Mısır gezisinde yaptığı meşhur konuşmasıyla kendisine hayran olan safdilleri Mısır darbesine açıktan destek vererek ters köşe yatıran Demokrat Obama gibi, Öcalan da 6-7 Ekim olaylarının ilk talimatını veren kişi olarak katilden kahraman çıkarmaya çalışan yerli safdilleri tam anlamıyla tuşa getirdi.

Öngöremedikleri bu hamle karşısındaki şaşkınlıklarını henüz üzerlerinden atamamışken Öcalan’dan sert bir salvo daha geldi.

1 Aralık’ta Öcalan’la görüşen HDP heyetinin yaptığı yazılı açıklamaya göre Öcalan, 4-5 ay içinde çözümün gelişmemesi halinde ülkede kaos çıkacağını, hatta bir darbe olabileceğini söyledi.

Ayrıca hükümet çevrelerinin tutundukları bütün dalları kırarcasına, Habur süreci ve devamında yaptığı “Geri çekilin” çağrılarından dolayı bir yanılsama içinde olduğunu kabul ederek özeleştiri verdi.

Böylelikle hükümet çevrelerinin hatırı sayılır bir kısmı ve entelijansiyasının ısrarla dile getirdikleri “Kandil şeytan, İmralı melek” tezi tam anlamıyla fiyaskoyla sonuçlanmış oldu.

Başarıyı seçim sonuçlarına odakladıklarını düşündüğüm hükümetin, ısrarla sürdürmeye çalıştığı bu zoraki nikah, “Hiç olmazsa seçim sonrası tek celsede boşanalım” ısrarına rağmen sürecek gibi görünmemektedir.

Gidişat böyle olursa pek yakında “Our Kurdish boys have done it. (Bizim Kürt çocuklar işi bitirdi.) kriptolu mesajının Pentagon’a iletilmesinin kuvvetle muhtemel olacağını düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar