Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

Hak haktır, ön şartsız iade edilmelidir

 Malumunuz yarın itibarıyla Diyarbakır'da iki gün boyunca bir çalıştay gerçekleştirilecek.

‘Kürt Sorununa İslamî Çözüm Çalıştay'ı olarak gerçekleşecek bu çalışma.

Kürt Sorunu öncellikli olmak üzere birçok sorunun hak ve adalet çizgisinde çözülmesi/çözülebileceği noktasında umut olan bu adımı önemsemek, takip etmek ve desteklemek lazımdır. Bu çerçevede çalışmaya bir ufuk olur babından birkaç hususu belirtelim:

Bu coğrafyada yüz yılı aşkın bir süredir zorla, hileyle gasp edilmiş insani ve İslami haklar pazarlık konusu yapılamaz; eğer çözüm istenecekse, pazarlıksız ve ön şartsız olmalıdır.

Bir toplumun ana diliyle eğitim alması haktır; ama bu yönde ciddi bir adım yok ve seçmeli dersle koca bir toplum uyutulmaya çalışılıyor. Bu dili ve bu kimliği bu halka, insanlara veren Allah'tır. Allah'ın fıtri olarak verdiği bu dili ve kimliği birilerinin kalkıp pazarlık konusu yapması nasıl anlatılabilir ve izah yapılabilir?

Yüz yılı aşan bu süreçte dört ülkeye paydaş edilmiş Kürt halkı hep baskı politikalarıyla karşı karşıya kalarak büyük mağduriyetler yaşadı; asimilasyon, inkâr, imha ve zulümle karşılaştı.

Suriye'de Kürtler vatandaş sayılmadı. Türkiye'deki Kürtler, her ne kadar vatandaş sayıldıysa da, dilleri ve ırkları yok sayıldı ve inkâr edildi. Kurmancî ve Zazakî konuşmaya çalışan insanlar, hapislere atıldı, sürgünlere gönderildi.  Özelikle bu bölgede köyler yakıldı, insanlar sürgünlere yollandı. Bu sorun böyle büyüyerek, bugünlere kadar geldi.

Bunun böyle olduğunu hiç kimse inkâr etmemektedir. Kürtler hasta olmuş veya hasta edilmiştir. Ortada bir hasta varsa, o hasta tedavi edilmelidir. Bugün bir Kürt sorunu var ve çözümü de bellidir.

Şeyh Said Efendi'den bu yana hatta öncesinden IV. Murat'a kadar giden bir zaman dilimidir ki, süregelen Kürt sorunun temel çözüm noktası İslam'dır. Allah-u Teâlâ kendi manevi hastanesi olan Kur'an-ı Kerim'de bütün diğer hastalıklar gibi ulusal ırkçılığa dayalı hastalıklar için de bize çözüm sunuyor:

Hucurat Süresi'nde mana mefhumu itibariyle şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler, biz sizi bir erkekle bir kadından, bir asıldan yarattık. Birbirinizle tanışmanız, -işlerinizi tedbirle idâre etmeniz, karşılıklı olarak, İslâmî kurallarla örtüşen milletlerarası teamüllere uymanız, yardımlaşmanız, kültür ve medeniyet alışverişinde bulunmanız,- birbirinize iyiliği tavsiye etmeniz için, sizi milletler ve kabileler haline getirdik. Allah yanında en değerliniz, en üstününüz, en takvalı olanlarınız, Kur'ân esaslarını iyice benimseyerek tavizsizce hayata geçireninizdir. En çok günahlardan arınıp azaptan korunanız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananınız, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanınızdır. Allah her şeyi bilir, gizli-açık her şeyden haberdardır.”

Ayetten anlaşıldığı üzere hiçbir toplum, diğer bir toplumu fıtri olan haklarından dolayı yok sayamaz ve haklarından mahrum edemez.

İslam dini, fıtri/ insanî beş şeyin garantörlüğünü sağlar ve bunları sağlama almak için çalışmayı telkin eder. Bunlar, bir insanın akıl, can, mal, nesil ve din olarak emniyetidir. İnsanların bu beş temel emniyetini sağlandığı zaman ve değer verildiğinde haliyle bir insanın, diğer bir insanı inkâr etmesi söz konusu olamaz.

Dolayısıyla Müslümanlar, bu hususları korumaya, insanlığın hakla, adaletle, dayanışmayla, kardeşlikle, imanlı ve huzurlu bir toplum olarak, dünya hayatını sürdürmek çabasında olmalıdırlar.

Çözüm, Kürt halkının durduğu yerdir. Yani çözüm, hükümetin ve sistemin kendine göre seçmiş olduğu muhataplar değil. Çözüm özelde, Kürt halkının kendisidir, genel olarak da çözüm, İslam'la olur.

Bir düğme yanlış iliklendiğinde diğer bütün düğmeler yanlış iliklenir. Mevcut çözüm arayışında olan insanların samimi olduğuna inanabiliriz. Bugün çözüm noktasında adımların atıldığını, çabaların olduğunu görüyoruz. Bu noktada tümü olmasa da samimi olduğuna inanıyoruz. Fakat çözüm adı altında Kürt toplumu içinden çıkmış, fakat Kürt toplumuna da zararı olan ve elindeki silahı güç olarak gören ve insanları tehdit eden bir PKK üzerinden, bir HDP üzerinden çözüme gitmek, onlara odaklanmak yanlıştır. Bakın bu toplum, bütün parçalarıyla, âlimiyle, seydasıyla, manevi kuvvetleriyle, STK'larıyla, İslami camialarıyla ve akademisyenleriyle muhatap alınmalıdır. Eğer çözüm istenecekse bu toplumun kimyası ve mayası olan tüm bileşenleriyle görüşülmeli ve bu görüşmelerden hareketle bu iş çözülmelidir.

Hak verilmez, alınır. Gasp edilen haklar yüzünden zaten mağduriyet ve büyük zulümler yaşanmış, insanlar katledilmiş, bir halkın haklarını kalkıp böyle pazarlık konusu yapmak ve masaya taşımak, insanların samimiyetine gölge düşürür. Eğer siz bu insanların mağdur edildiğini kabul ediyorsanız, önce bu insanlardan özür dilemeli, ardından mağduriyetlere yol açan sebepleri ortadan kaldırmalısınız.  Ayrıca o mağduriyetlerin açtığı yaraları da saracaksınız. Eğer siz bunları yapmazsanız,  o zaman ve sadece ‘evet, doğrudur' laflarıyla geçiştirmeye kalkarsanız,  bu da eksik olur.

Devlet veya hükümet silahsızlanma konusunda PKK veya onun başında olan kişiyle oturabilir. Fakat genel anlamda Kürt sorununun çözümü konusunda ise, tüm Kürt halkının temsilcisi olarak PKK, HDP ve DBP'yi göremez. Kürt sorunu; hak, hukuk, din, dil ve kimlik noktasında tümüyle bu halkın bileşenleri muhatap alınarak, İslam'ın adil çizgisi ve perspektifiyle halledilir.

Bölgede ciddi bir ağırlığı olan HÜDA PAR'ın çözüm noktasında muhatap alınmaması, büyük bir eksikliktir ve böyle bir çözüm de eksik kalır. Bunu da samimiyetsizliğin ve çözümü istemeyişin bir göstergesi olarak görebiliriz. HÜDA PAR ve Mustazaflar camiası, çözümde masanın en önünde olması gereken bileşenlerden biridir. Bununla beraber bölgede çözümü kendine dert eden veya edinen herkesin, sorunun çözülmesinde konuşma hakkı vardır, öne çıkma hakkı vardır ve görüş öne sürme hakkı vardır.

Kurtarıcı olarak öne çıkanlar, kendilerinden kurtulması gereken bir konuma geliyorsa, bu bir faciadır. 30 yıla yakındır, kendini Kürt halkının kurtarıcısı gibi göstermeye çalışan bir silahlı PKK var. Onun çirkin ve vahşi yüzü belli olmasına rağmen, 6-8 Ekim olaylarında bu tam anlamıyla ifşa oldu. Dolayısıyla görüldü ki, PKK Kürt halkının, bırakın kurtarıcısı olması, bundan da öte kendisinden kurtulması gereken bir çıban olmuştur. Kürt ve bölge halkı, devletten muzdarip olduğu gibi, her zaman PKK'dan da zarar görmüştür.

Süleyman Şah'ın türbesi eğer aidiyet ve değer refleksi üzerinden kıymetleniyor ve naaşı operasyonla alınıp getiriliyorsa bu bölgenin önemli sima ve değerlerinden olan Şeyh Said ve Üstad Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretlerinin kabirleri de bulunmalıdır ve şu ana kadar bu şahıslara yapılan zulümlerden dolayı da özür dilenmelidir.

Ortada bir zulüm, haksızlık ve hukuksuzluk varsa, bu kime yapılmış ve yaşatılmışsa, onlardan özür dilenmelidir; ama sadece özür de yetmiyor. Hem özür dilenecek ve hem de yapılan mağduriyetler telafi edilecek. Açılan büyük yaralar da sarılacak.  Bu da devlet büyüklerinin üzerine bir borçtur.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar