İbrahim DAĞILMA

İbrahim DAĞILMA

Her havlayışa atacak kadar taşımız ve vaktimiz yok!

Ağzı olan konuşuyor, diye bir söz var ya! Gerçekten öyle garip bir ortamda ve zamanda yaşıyoruz ki tam bu sözün kapsamını ifade ediyor. Herhalde bu yüzyılda kavramların başına gelenler kadar başka bir zaman diliminde kavramlar anlamsal olarak bu kadar aşınmamış ve dileğinin onu kendi kuşuna çevirdiği kadar yontulmamıştı.

Bir gün kadının biri Necip Fazıl`ın tam karşısına geçer ve hakaret babından " Maymuna dönmüşsünüz!" der. Necip Fazıl ne yapsın, karşısında resmen bir arsızlık ve çirkinlik durmaktadır. Ahmağı adam yerine koyup da verilecek cevabın yersiz olduğunu bildiğinden sakin bir şekilde taşı gediğine koyar ve: "O zaman duvara döneyim! " der.

Bizim de ya beden olarak ya medya köşesinden kaptığı köşesiyle ya da televizyon ekranlarından beliren bir görüntü olarak o kadar arsız, yersiz, üzerinde elbise olan içinde adam olmayan o kadar slüetler duruyor ki, yüzümüzü çevireceğimiz duvar kalmadı.

Sözü nereye getiriyorum? Kendini adamdan sayan biri de son günlerin şeytani bir modası olan İslam Peygamberi Hazret-i Muhammed`e (s.a.v) hakaretten geri kalmamak için işkembesinde ne kadar edepsizce ve hayasızca ifrazat varsa boşaltmış. Sözüm ona kalemin ucundan da sanki yazarlık akıyor gibi önce kavramını bir güzel(!) izah etmiş. Neymiş efendim?

"Nefret söylem olarak kaldıkça suç sayılmamalıymış, ne zaman ki saldırı, yağma ve hak ihlaline dönüşürse o zaman suç sayılmalıymış(!)"

Yani demek istiyor ki, kim olursa olsun gözünü yumup ağzını açıp "kutsala, iffete, onura, inanca, değerlere, kişiliğe..." say ne kadar salya sümük küfür sözcüğü, hakaret ifadesi varsa!

Niye böyle yapıyor dersiniz bu seviye bile kendisi için diplere vuran Taraf(!)lı adam Nişanyan?

Çünkü aklı sıra o da son günlerin şeytani modasına bir modelist olacak ya!

Hazır Kıpti’si, papazı, Yahudi’si şu Müslümanların Peygamberi Hazret-i Muhammed`e onursuzca, rezilce hakaretler savuruyorlar ben de kavramımı bir güzel izah ettim ya! Nefretin her türlü söylemi taşıyacağını nasıl ustaca izah ettim ya! O zaman ben de fıçımdaki pisliği bir sızdırayım:

"Bundan yüzlerce yıl önce Allah’la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir. “İfade özgürlüğü” denilen şeyin, adeta anaokulu seviyesindeki bir test örneğidir." 

Rivayet edilir ki, bedevinin biri Allah Resulü aleyhisselat vesselamın Mescidine gelmiş ve orada herkesin gözü önünde ihtiyacını gidermiş. Tabii ashab şaşkın ve öfkeli... Bu densizliğe cevap vermek için hareketlenirler. Allah Resulü ise: " Oraya su dökünüz, su necisi temizler." der. Yani bu adam da bir şekilde kendinden bahsettirmiş; ama işlediği fiil anlatılırken yüzlerin tiksindiği bir ifadeyle.

Şimdi Nişanyan denen adam, seni muhatap alıp gündem edeceğimizi sanıyorsan yanılıyorsun. Bunları kaleme almakla kursağında kalan hevesine ve aptalca tükenen nefesine sadece edep suyundan birkaç damla/cümle döküyoruz.

"Nice elbise var içinde adam yok!" tarifinin bile sana fazla geldiğini biliyoruz; ama yine de sana bir torpil(!) geçip okuyucularımız meraklarını aşsınlar diye birkaç cümle sarf ediverelim:

Işık Lisesi`nden Robert Koleji`ne oradan ABD`deki Yale ve Columbia Üniversitesi`ne uzanan eğitim sürecin kimlerin eteğinde büyüdüğünü anlatmaya yeter!

İHD`nin 2004`te verdiği Ayşe Zarakolu Ödülü`nü alman kimlerle aynı safta durduğunu anlatmaya yeter!

Agos ve Taraf gazetelerinde Kelimebaz adıyla yazdığın köşe gerçekten ne kadar fitnebaz olduğunu anlatmaya yeter!

2008`de eşin Müjde Tönbekici`nin üzerine bir kavanoz dışkı atman seni seviye(!) olarak anlatmaya yeter de artar bile(!)

Her havlayışa atacak kadar taşımız ve vaktimizin de olmadığını bilesin Nişanyan! Ha hakaret mi ettim? Dedin ya fiile geçmedikçe sövgüler nefret suçu değil diye!

Önceki ve Sonraki Yazılar