Hakemi İngilizler Olan Antlaşmaların Akıbeti ve Oslo Süreci

Bilge Kral Aliya: “İnsanlar tarihe hükmedemezler, tarihe ancak Allah hükmeder” derdi.

Bu külli kaideye bir itirazımız olmamakla birlikte, tarihin teşekkülüne icraatlarıyla imkân sağlayan eşhasın cüz’i iradelerine hamledilen mükellefiyetin de yadsınmaması gerektiğini gözden ırak tutmamak gerekir.

Son günlerde tırman(dırıl)an ve faturasını maalesef mazlum, masumların ödediği şiddet sarmalı, orantısız eylemliliklerle devam ediyor.

Başbakan, katıldığı bir TV programında bu konuda her şeyi yaptıklarını ancak karşılık bulamadıklarını, buna rağmen de gerekirse “Oslo Süreci”ni yeniden başlatabileceklerini beyan etti.

Yani anlayacağımız, mesele sil baştan ele alınacak… Yazık ki ne yazık!

Peki, hep demez miyiz, “Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz” diye. O halde bu kaynak, insan ve vakit kaybını tekrar göze almanın sebebi nedir?

Bu memleketle ilgili endişesi olan her münevver, yine bu memlekette işlerin nasıl döndüğünü, çarkın nasıl işlediğini iyi bilir.

Açıkça ifade edelim, Oslo tarzı görüşmelerden bir şey çıkmayacağını Başbakan da iyi biliyor. Ancak, devlet tarafından muhatap alınanlar, uluslararası güç odaklarınca meşru(!) addedildikleri için, bunları muhatap almak, aynı güçler nezdinde meşruiyet temin etmek zorunda olan hükümetler için bir zorunluluktur.

Aynen AB sürecinde olduğu gibi…

Akıncılar ve MTTB geleneğinden gelen, “Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz,  Tükürün ehl-i salibin o hayâsız yüzüne/Tükürün onların asla güvenilmez sözüne, medeniyyet denilen kahpe, medeniyyet denilen maskara mahlûk, medeniyyet denilen vahşet…” diyerek Avrupa Medeniyeti’ni yerden yere vuran merhum Akif’in temsil ettiği çizgiyi sürdüren hiçbir Müslüman AB’ye sıcak bakamaz.

Ne var ki bu memlekette iktidara gelebilmeniz, hatta iktidara geldikten sonra, “Bizim Çocuklar”  tarafından “demokrasiye balans ayarı” kapsamında, Batı ve Siyonizm patentli derin yapıların hamiliği ve baniliğinde askeri bir buyurganlığa duçar olmamanız için, hararetli bir AB savunucusu olmak gibi bir zorunluluğunuz vardır.

Öyle ki, bunun için bir bakanlık ve bu bakanlığa da müzakereci bir bakanınızı tahsis etmek zorunda bile kalabilirsiniz.

Aksi takdirde, yerleşik düzenin ya da müesses nizamın sahibi “beyaz” larca,  “eksen kayması” gerekçe gösterilerek, “küresel oyun kuruculara”  gammazlanabilirsiniz.

Yukarıdaki derin küresel yapılarla derin bağlantıları bulunan “eskinin hızlı tüfek Marksistleri”, yeninin “Neo-Liberalleri”, “Barış Zamanı” diyerek ya bizzat kendileri ya da “Leyla’lar, Mecnun’lar” üzerinden Başbakan’ı pohpohlayarak, “Bu işi ancak sen çözersin” sadedinde tek meşru(!) muhatabın Kandil-İmralı olduğunu hem Başbakan’a, hem Ak Parti tabanına,  hem de Müslüman Kürt ve Türk halklarına benimsetmek, kanıksatmak istiyorlar.

Zaman zaman bu çevrelerin göbekten bağlı oldukları “Ağababaları”nın da baskı ve yönlendirmesiyle Başbakan, “Apé Musa’ya selam olsun!” tarzı tutarsızlıklara düşebiliyor veya düşürülebiliyor.

Bu yaman çelişkileri ve akamete mahkûm girişimleri, hüzün kokan acıklı gülümseme ve hayıflanmalarla takip eden bu işin asıl ustaları ise, “Büyük Şeytan”ın terör listesinde oldukları gerekçesiyle, “mustaz’af” kimlikleriyle de örtüşen bir yalnızlığa itilmekte ve itina ile süreçten uzak tutulmaktadırlar.

Kürt sorunu olarak adlandırılan bu sorun da dâhil olmak üzere, ümmetin acze düşmesine sebebiyet veren, yek diğer devasa sorunların nasıl çözüleceği konusunda ihtisas sahibi olan mustaz’af camianın muhatap alınmadığı ve dâhil edilmediği bir sürecin hüsranla neticeleneceğini, bunun da Kürt ve Türk halkları nezdinde bitimsiz “dejavu”lara dönüşeceğini belirtmek gerekir.

Ayrıca bu konudaki bilmem kaçıncı başarısızlık, hep hayal kırıklıkları yaşayan Türkiye’deki Müslüman halklar arasındaki ayrılık ve fitne ateşini körükleme potansiyelini harekete geçirecektir. Bu da İttihad-ı İslam ve Uhuvvet-i İslam idealine ağır darbeler indirecektir.

Bu arada Oslo’daki görüşmelerin, İngilizlerin hakemliğinde yapılmış olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Fesübhanallah..! Hakemliğini İngilizlerin yaptığı hangi görüşmeler, Müslümanların lehine sonuçlanmış ki bundan bir sonuç çıksın?

Evet, bu konuda gerçekten bir hakeme ihtiyaç var. Ancak bu hakem, İslam coğrafyasını yüz yıl evvel cetvellerle çizerek bölük pörçük eden “Büyük Şeytan”ın anası İngilizler ya da birilerinin önerdiği ve emperyal tezgâhların değirmenine su taşıyacağı göz önünde olan sözüm ona “akil adamlar” olmamalıdır.

Hakemliği deruhte edecek olanlar, hem Kürtler hem de Türkler nezdinde kabul gören ve “Mü’minlerden iki tayfa savaştıkları vakit…” ayetinden haberdar, cesur, muteber ve mutedil “Âlim Adamlar” olmalıdır.

Böyle olmadığı takdirde, geçtiğimiz günlerde Güney Afrika’da yapılan Sosyalist Enternasyonal toplantısının sonuç bildirgesinde yer alan ve Kılıçdaroğlu’nun da altına imzasını attığı, “Kürt sorunu uluslararası gündeme taşınmalıdır” kararı gereği, iş yine İslam düşmanlarına kalacaktır.

Evet, tarihin şekillenmesi elbette Allah’ın iradesinden bağımsız değildir; ancak şu ayet-i kerimenin hükmünün de baki olduğu unutulmamalıdır: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin işledikleri yüzündendir…(Şura-30)”

     Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.