Hevale Hüseyin

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, PKK’lı “arkadaşlar”ca iki gün misafir edildi. Kendi tabiriyle gönüllü olarak gitmiş; “dost olarak selamlan”mış. Zaten karış karış bildiği Dersim dağlarını da özlemişmiş. “Son derece saygılı bir tavır”la ondan daha fazla destek istenmiş. “Kılına zarar vermeden” de salıverilmiş.

Olay sırasında yanında bulunan iki kişinin “gelmezsen kafana sıkarız” sözleri böylece çürümüş oldu.

Doğrusu PKK’nın, can dostu CHP’den milletvekili olan birisinin kafasına sıkması; zaten mümkün değildi. Çünkü CHP’nin PKK ve uzantılarıyla köklü bağlarla bağlı oluşu saklı değil.

Seçim döneminde CHP, oy sayısı birkaç bini geçmeyen yerlerde kalabalık meydan mitingleri yapmıştı. Birkaç yıl önce Ahmet Türk’ün Baykal’a Qesra Qenco’daki âlemleri hatırlatarak sitemini ve referandum sürecinde biri tutarken biri vurduğundaki mükemmel dayanışmalarını unutmamak gerek.

Fark ettiyseniz bu kaçırma olayında CHP içinden PKK’ya bir kızgınlık belirtilmemiş; aksine ikisi arasında romantik bir ilişki bile başlamıştır. Kaçırıp kendine âşık ettirme operasyonu... Daha önce AKP’li bir ilçe başkanı da bu şekilde sevdaya bağlanmıştı.

Zaten PKK ve uzantılarının CHP sevdası baştan beri bu şekildeki bir ilişki değil midir? Kürtleri kıyımlardan geçiren, sürgünlerle darmadağın eden zihniyetin temsilcisi CHP olduğu halde; Kürtlerin avukatlığına soyunanlarca “kadeh arkadaşlığı” gene CHP ile kuruluyor. Bir ilişki “Stokholm Sendromu”yla ancak bu kadar benzeşebilir. Buna “Dersim Sendromu” da diyebiliriz.

PKK’nın bu kaçırma(!) eylemindeki hedefi, gündem oluşturmak idiyse buna gerek yoktu. Çünkü CHP, BDP ile mecliste PKK’nın gündemini konuşacaktı, yani zaten gündem yeterince PKK olacaktı.

PKK’nın hedefi eğer hükümeti zora somak idiyse de; bölgeyi dolaşan AKP milletvekilleri dururken kendilerine dost bir zihniyetin milletvekilini kaçırması anlamsızdı.

Ancak “gözaltına alma” eyleminin verdiği meyveden anlaşılıyor ki hedef başkaydı: İsteklerini etkili bir şekilde dillendirecek adam kazanmak.

Aslında PKK aynı misafirperverliği Kemal Kılıçdaroğlu’na da yapsa o da çok güzel bir barış elçiliği yapabilirdi. Bir diğer Dersimli milletvekili Kamer Genç’in “isterseniz ben de geleyim” yollu açıklamasını da duymayanlar için haber vermiş olalım.

Doğrusu, solcu çizgide buluşan farklı versiyonların dayanışması takdire şayandır. Birbirlerine zıt ve rakip gibi görünüyorlar ancak yeri geldiğinde birbirlerine sonuna kadar sahip çıkıyorlar.

İktidar oldukları halde, sistemin gadrine uğrayan Müslümanların mahallesinden bile geçemeyen AK Partililer keşke onların çeyreği kadar cesur olabilseler.

Kürt Sorunu müzakerecisi haline gelen Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, “Sorunu Erdoğan çözer”den ve Demirtaş’ın PKK’ya çağrısından sonra sıra geldi Hüseyin Arkadaş’a. Bir süre de onu göreceğiz artık ekranlarda. O da konuşacak bir süre ve tabii ki o da miadını dolduracak, diğer popüler barış güvercinleri gibi.

Derken gene çare bulunamayacak(!), Kürdler de iki ateş ortasında yanmaya devam edecek. Bakalım Edison gibi ampulün bulunamayacağı daha kaç yol deneyecekler…

Hiç olmasa daha önce denediklerini tekrar etmeseler!...

Ramazan bayramınızı tebrik ediyorum. İslam âlemindeki bütün sıkıntılara rağmen Rabbimizin bize bir hediyesi olan bu bayramı, en güzel şekilde geçirmek dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar