Dr. Abdulkadir TURAN

Dr. Abdulkadir TURAN

İslam’ın şiarlarını yaşatmak

Kadir Gecesi’ni en güzel tebrik edenler, yine bütün yıl İslami bir hayat yaşayanlardır.
Bayramları en güzel tebrik edenler de onlardır. Bugünler yıl boyu ibadeti terk edecek kişiler
oluşturmak için değil, yıl boyu ibadetten uzak olanları ibadete bağlayacak büyük bağlantı
noktalarıdır. Bu bağlantı noktalarını yaşatmak, İslam’ın şiarlarına, İslam’ın yeryüzündeki
varlığına ve hâkimiyetine doğrudan hizmettir


Pek çok kişinin hafızasında çocukluğunun İslami hayatı ile ilgili olarak sadece bir bayram sabahı vardır. “Dinle aranız nasıl?” sorusuna karşılık onlar, “Küçükken babamla bayram namazına gittiğimi hatırlıyorum. Babamın elimden tutuşunu… Bayram tebriklerini… Eve gelip yaşlılarımızın ellerini öpüp onlardan bayramlık alışımı... Aslında biz de Müslümanız...” cevabını verirler.


Belki yadırgıyoruz. Ama bu ifade, şiarların hafıza üzerindeki kuvvetli etkisini, bir dini, bir inancı, bir ameli hatırlatma gücünü kanıtlıyor.
O hatırayı yaşayan onu İslam’la özdeşleştirmiş, onu kendisiyle İslam arasında bir bağ olarak görmüş; o hatıra hafızasında öyle yer etmiş. Az şeyle çok şey anlatır bu. Büyük bir bahçeye açılan bir pencere gibidir. Ona bakınca onun ardındaki bahçe hatırlanır.


Şiar, bazen bir resimdir, bir şekildir, günümüzde bir parti rozeti gibi şiar... bazen bir sözdür, bir hareketi anlatan bir slogan gibi... bazen bir mekândır, günümüzde özel anlamlar yüklenen pek çok mekân gibi... Bazen bir giysidir, bir dönemde şapka gibi... Bazen bir yemektir, bazı yöreleri hatırlatan yemekler gibi... Bazen bir eylemdir, değişik grupların kendilerine has selamları gibi...
Her dinin şiarları vardır. İslam’ın da şiarları vardır. İslam’ı hatırlatan, kişinin Müslüman olduğunu gösteren sözler, ameller, mekânlar, giysiler, günler...


İslam o şiarlarla hatırlanır, onlarla yaşanır, onlarla anlatılır, onlarla başkasına aktarılır.
Bazı şiarlar vardır sadece şiar olsun diye oluşturulmuştur. Bayrak gibi, sancak gibi… Bazı şiarlar vardır alemet-i farika (ayırt edici işaret) olmasıyla şiarlaşmıştır. Bazı folklorik gösteriler gibi... Bazı şiarlar vardır onları bizzat o şiarların sahipleri şiar olarak tayin etmiştir. Bazıları ise düşmanın saldırısıyla şiar haline gelmiştir. Bazen küçücük bir ada veya bir dağ veya bomboş bir çöl, bir ülkenin şiarı haline gelir.


Şiar tanıtıcıdır, şiar toplayıcıdır, şiar ortak hatıraları canlandırır, ortak mekânlarda toplar, ortak hedeflere yönlendirir.
Şuur ehli olanlar daima şiarlarına sahip çıkarlar. Şiarlar daima düşmanın hedefidir, düşmanı rahatsız eder; düşman onları yok etmek, onları etkisizleştirmek, anlamsızlaştırmak ister. Şuurdan yoksun olanlar, düşmanın bu saldırısına ortak olur, kendi şiarını öz elleriyle yok eder.


İslam’ın şiarları da daha ilk günden İslam düşmanlarının hedefidir. İslam düşmanları, yeryüzünde bir tek İslam şiarı kalmayıncaya kadar yol almak isterler.
Kelime-i Şehadet İslam’ın şiarıdır, bir kimlik beyanıdır. Kişi onunla İslam’a girer, onunla İslam olduğunu beyan eder. Ezan, İslam’ın şiarıdır; sadece namaza çağrı değildir aynı zamanda bir köyün, bir kasabanın bir şehrin İslam oluşunun ya da orada İslam’ın özgür oluşunun işaretidir. Onu duyunca burası İslam’ındır dersiniz ya da burada İslam’ı yaşama hürriyeti vardır dersiniz. Bunlar sözlü şiarlardır.


Ameli şiarlar da vardır. Bazı amellerin önemi, onları şiar haline getirir. Namaz, amelî bir şiardır. Kişideki Allah korkusu, kişinin Allah’a hesap verme inancının hassasiyetinin işaretidir. Nitekim farz namaz açığa vurulur, farz namazı sürekli saklamak doğru olmaz. Namaz, amelî bir ispattır, bir kimlik bildirimidir.
Mekânsal şiarlar da vardır. Kâbe gibi, Medine gibi, Kudüs gibi ve küçük bir köyde tenha bir mahallede küçücük bir mescid gibi…
Şiar, saldırıya uğradıkça onunla ilgili hassasiyet artar. Kudüs, sürekli hedef olarak daima temsil değerini hatırlatan bir şiardır. Onu sahiplenmek, İslami hassasiyetin bir işaretidir; onu önemsememek, şuursuzluğun ve ümmet şuurundan uzak oluşun belirtisidir.


Mescitler bir zamanlar öylesine hedef oldular ki küçücük köylerde bile dev camiler inşa etmek onun yanına upuzun bir minare dikmek bir ihtiyaç haline geldi. O cami, o minare o köyün bayrağıydı aslında Mescitleri hedef alanlara karşı ‘Ben de Müslümanım’ meydan okuyuşuydu. Meydan okumak saldırı karşısında bir ihtiyaçtır. O küçücük köylerin o büsbüyük camileri, o upuzun minareleri büsbüyük bir ihtiyaçtı.


Giysiden oluşan şiarlar vardır. İslami kıyafetler İslam’ı hatırlatan bir şiardır. İslami kıyafetleri yasaklayanlar bunu biliyordu, bunun için onun yerine başka kıyafetler dayatıyorlardı. Tesettür sadece bir Müslüman kadının bireysel itaatini ifade etmez. Köylerin, kasabaların, şehirlerin İslami hassasiyetinin iki belirtisi vardır: Mescitler ve tesettür... Bir dönem tesettüre yönelik saldırı öylesine arttı ki tesettür, temsil gücü en yüksek şiar haline geldi. Müslümanlar böyle gördü, başkaları da tesettür gerçeğini böyle okudu.


Vakitlerle ilgili şiarlar vardır. Ramazan toplumsal bir şiardır. O ayda İslam şehirleri, İslam olmayan şehirlerden daha da farklı bir hal alır ve pek çok kişinin İslam’la bağı bir Ramazan sayesindedir, onlar için İslam Ramazan’dan ibarettir. Onu kendi İslam oluşlarının ispatı olarak kabul etmişler. Onunla İslam’ı yaşıyorlar.
Mübarek günler ve bayramlar da birer vakitsel şiardır. İslam’ı hatırlatan, İslam’ı anlatan, İslam’la bağ kurmayı sağlayan birer şiar... Onlar, İslam yurdunda yaşanır ya da sadece Müslümanların bulunduğu yerde yaşanır, orada İslami hâkimiyeti ya da Müslümanların bir topluluk olarak var oluşunu gösterir. Çevreye İslam’ı ilan eder, çocukların hafızasında İslam’a bir hane ayırır. O hane, İslam’ı hafızada canlı tutar. Kişi, İslam’ı unutsa da o hane, o bayram sabahı ona İslam’la ilgili bilgiler getirir.


İSLAM’IN ŞİARLARI YOK EDİLMEK İSTENDİ
Müslümanlar daha ilk dönemden İslam’ın şiarlarını üzerlerinde taşıdılar, yüce Allah’ın emrettiği üzere yaşattılar.
Ama gün geldi Müslümanların inancı yerine batıl ideolojiler, ibadetleri yerine törenler, giysileri yerine başka giysiler, bayramları yerine ‘özel günler’ konmak istendi. Özellikle Medine’de farz kılınan şiarlara karşı bir savaş başlatıldı. Bu tam olarak İslam’dan soyutlanma, İslam toplumu yerine başka bir toplum oluşturma girişimiydi.
Ezan yasaklandı, İslami alfabe yasaklandı, camiler kapatıldı, tesettür yasaklandı; ‘Selam’, ‘Bismillah’ hatta ‘İnşallah’ bile yadırgandı.


Bir şiarı yok etmenin birkaç yolu vardır:
Birincisi, o şiarın dayandığı inanca zarar vermek ve onu etkisizleştirmektir.
İkincisi, bir şiarı doğrudan yasaklamaktır.
Üçüncüsü, bir şiara alternatif şiarlar üretmektir.


Dördüncüsü, bir şiarı anlamsızlaştırmak ve ona yüklenen toplumsal anlamı hafızalardan silmektir.
Şöyle bir geriye dönüp bakalım, bu yolların hepsinin İslami şiarlara karşı denendiğini göreceğiz.
Selama karşı başka sözler üretmek... Tesettürü yasaklamak... Camiyi, birkaç yaşlının namaz vakitlerinde uğrayıp kaçtığı ölü bir mekâna dönüştürmek... Ramazan Bayramı’na Şeker Bayramı demek ve pek çok yeni gün üretip onları şaşaayla kutlarken (örneğin yılbaşını baştanbaşa bir şenliğe dönüştürürken) İslami bayramları toplumsal hayattan silmek, yurtdışı tatilleri için bir ‘fırsat’ gibi post-modern bir hale büründürmek…


Bayramlar üzerinde o kadar çok durdular ki Müslümanlar, bayramları sahiplenme duygusunu yitirmeyle yüz yüze geldi. Bayramlar, Müslümanlara o kadar yabancılaştırıldı ki İslam düşmanlarından önce Müslümanlar ‘Ne bayramı? Kimin bayramı? Niye bayram?’ demeye başladı. Kendisiyle kendi dinine ait bir şiar arasına mesafe koydu. Aslında tam da istenen buydu.


İslam düşmanları, güçlüydüler ve İslam’ın şiarlarını yok etmek için her yola başvurdular.
Bazen televizyonlarda bir isim belirir, söz konusu mübarek bir gün, bir bayram olunca bidatlerden dem vurur. Hiçbir İslami şiarı üstünde taşımayan bir adamın bidat hassasiyeti(!). Aslında onun bidatle hiçbir derdi yok. Ne yazık ki o, İslami şiarları yok etmek için yapılan titiz projelerin (farkında olan veya olmayan) bir parçasıdır. O, dini hizmet adına dini engelleme yapılarının basbayağı bir elemanıdır. Müslümanların bidat hassasiyetinden yararlanarak İslam’ın kendisini yok etme çabasındadır. Bu ‘camide insanlar ayaklarını uzatıyor’ deyip caminin kapısına kilit vurma kurnazlığının bir parçasıdır.


NE BİDATÇILIK NE ŞİAR DÜŞMANLIĞI
Bunula birlikte Müslümanların içindeki kimi eğilimler de mübarek gün ve bayram şiarlarına zarar verdi.
Bunlardan ilki, bayramla sevinci özdeşleştirme ve İslami sevinçle cahili sevinci birbirine karıştırarak bayram kutlamama eğilimidir.
‘Bayram kutlayacak halde miyiz ki?’ denir. Oysa İslami sevinci açığa vurma, cahili sevinci açığa vurmaktan çok farklıdır.
İslami sevinç, zikirle yoğrulmuştur, Müslüman sevincini tekbirle, tehlille, salavatla açığa vurur. Hiçbir üzüntü zikre engel değil. Askine daha çok üzüntü, daha çok zikir gerektirir. Zikir, üzüntüyü giderir. Müslümanların açları arttıkça, bayramları daha çoşkulu tebrik etmeleri gerekir. O tebrik ve o zikir; Müslüman olma ve acılara sabretme haline şükür ettirecek, uyanış getirecek, diriliş getirecek, İslam toplumunu ihya edecektir.


Her İslami şiarın canlanışı, İslam’ın canlanışıdır, ihyasıdır. İslami şiarlara hizmet, kişinin kendisine değil, bizzat İslam’a hizmettir. Bireysel veya toplumsal açının bir şiara engel olması belki isyandır.
İkincisi, gerçek bir bidat hassasiyetiyle mübarek günlerin ve bayramların içini boşaltan; onları zamandan, mekândan, hatta insandan kopararak ruhsuzlaştıran, anlamsızlaştıran eğilim…


İslami etkinlikler, onların eğiliminde ‘havada bir şey’ haline geldi, insana seslenen, topluma seslenen yönlerini kaybetti. Basit bir ritüele dönüştü. Etkinlik, zamansızlaşmış, mekânsızlaşmış, ruhsuzlaşmış... Oysa bayramlar, Allah rızası için tebrik edilen insani günlerdir, insan içindir. Onu birkaç emre indirgemek, aslında pozitivizmin (akılcılığın) İslam dünyasında yol açtığı felaketin bir neticesidir. Bugün bu tür akımların İslam dünyasında özellikle teşvik edildiğine dair önemli deliller vardır. Çünkü onların çabası, İslami şiarları yok eden ya da insani hayatın dışına çıkaran çabalara katkıda bulunuyor. Müslümanlar, şeytanın vazifesinin somutlaştırıldığı bu çağda uyanık olmak zorundalar.
Ne bidatçilik ne de İslam’ın şiarlarını ruhsuzlaştırma çabası... Öz be öz Resulullah’ın (SAV) yolu... Onu kendi mekân ve zamanında büsbütün yaşatan, hem şekil hem ruh olarak yaşatan bir akide...


İslami etkinliklerinin sair günleri gölgede bırakacağı endişesi de yersizdir. Aksine bugün bir inançla ilgili ‘detay’ etkinliklerin o inancın asli etkinliklerini güçlendirdiği herkesçe bilinmektedir. Kadir Gecesi’ni en güzel tebrik edenler, yine bütün yıl İslami bir hayat yaşayanlardır. Bayramları en güzel tebrik edenler de onlardır. Bugünler yıl boyu ibadeti terk edecek kişiler oluşturmak için değil, yıl boyu ibadetten uzak olanları ibadete bağlayacak büyük bağlantı noktalarıdır. Bu bağlantı noktalarını yaşatmak, İslam’ın şiarlarına, İslam’ın yeryüzündeki varlığına ve hâkimiyetine doğrudan hizmettir.
Kadir Gecesinde ve bayramda bu kalem sahibine de dua etmeniz dileğiyle Kadir Geceniz ve Ramazan Bayramınız mübarek olsun!
 

Önceki ve Sonraki Yazılar