İtiraf Mı? Tevbe Mi? Helalleşmek Mi? Muhakeme Mi?

Köyümüzde muzip bir Ömer vardı. Bağ bahçe zamanı kendi yaşıtı arkadaşlarını başına toplamak için bazı muziplikler yapardı.  Bu muzipliklerinden birine ben de şahit olmuştum. Ömer canının sıkıldığı bir öğlen sıcağında bir çalının arkasına saklanıp elindeki sopayı sağa sola çarparak avaz avaz bağırıyordu. “Yeter Hasan ben ettim sen etme Hasan, söz bir daha yapmayacağım” diye bağırıyordu. Ömer’in bağı bizim bağa yakın olduğu için hemen yetiştim. Ömer biraz mahcup bir eda ile “Ağabey kusura bakma ben senin burada olduğunu bilmiyordum. Diğer arkadaşların buraya gelmesi için bu numaraya başvurdum. Ama görüyorsun maalesef kimse de gelmedi” dedi.
 

Ertesi gün köyde Hasan’a karşı önce bir sessizlik, sonra bir küskünlük oldu.  Önce herkes kendi arasında Hasan’ın yaptığının yanlış olduğunun Ömer’in kendi köylüleri olduğunu, haydi başka köyün gençleriyle kavga etse de kendi köylüsü bu garibana Hasanın ilişmemesi gerektiğini mırıldanmaya başladılar.

 

Ömer köyü terk etti. Hasan bir müddet köyden uzaklaşmak zorunda kaldı fakat sonra tekrar köye döndü.

Köylü bu sefer Hasan’ı her gördüğünde “neden geçmişte Ömer’i dövdüğünü, insanın köylüsüne öyle kötü davranmaması gerektiğini” sorgulamaya başladılar.  Mutlaka bu hatasını itiraf etmesini, hatasını itiraf etmenin erdemli bir davranış olacağını söylenmeye başladılar. Hasan “iddia ettiğiniz şeylerin aslı yok, itiraf edeceği bir hatasının olmadığını” söylese de köylüler ağız birliği ile “Ömer’in bütün bağ komşuları adamın çığlıklarını kulakları ile duymuşlar nasıl bunu inkâr edersin, itiraf et” demeye başladılar. Hasan kendi kendine “Ya Rabbi ne belaya çattık. Önce karakolda işkence ile işlemediğimiz suçları itiraf ettirdiler şimdi de bunlar!”

 

Hasan köylülerine “Kardeşlerim madem benim Ömer’i dövdüğümü duymuşlar neden bizi ayırmaya gelmemişler, gelselerdi olayın gerçeğini göreceklerdi, ben haksızsam Ömer’i,  Ömer haksızsa beni desteklemeleri gerekmez miydi? Şimdi bana “itiraf” et dediğiniz şey,  kendine “iftira” et demekle eş anlamlı. Ben neden kendime iftira edeyim.  Sonra biz Müslüman değil miyiz? İslam’da itiraf müessesesi diye bir şey var mı? İtiraf,  bildiğim kadarıyla kilisede papaz önünde olur. Diyelim ki ben Ömer’e zulmederek günah işlediysem rabbime karşı TEVBE ederim. Bu da benimle Rabbim arasındadır.

 

Ömer’e haksızlık etmişsem gider ondan helallik dilerim. Bu da benimle Ömer arasındadır. Ömer’in hakkını talep için size bir müracaatı olmuş mu? Hayır. Sizler onun bende olmayan hakkını talep etmekle Haksız duruma düştüğünüzün farkında mısınız? Benimle Ömer’i karşı karşıya getirerek muhakeme edecek bir adil mahkemeniz var mı? Böyle bir mahkeme kuruldu da yüz mü çevirdim. Ömer’i de beni de sevmeyen bağ komşularını dinleyerek vardığınız hüküm sizi İndallah’ta mahkûm ve mahcup etmez mi?” dedi.

 

Köylü, Hasan’ın köyüne hizmet etmek istediğini çok iyi biliyordu. Ancak çoğu bu hizmette yer almak istemiyordu. Hasan’la beraber olmak çok ciddi fedakârlık gerektiriyordu. Özellikle köye hizmetin edebiyatını yapmak varken bizzat hizmete koşmak böylelerine zor geliyordu. İşe koşmamak için Hasan’ı suçlamak en kolay kaytarma yoluydu. Ben bu köylü kurnazlığını görüp yüzlerine vurunca bana da kızıyorlardı.

 

Hasan buna rağmen kendi köyüne hizmete devam ediyordu. Aslında Hasan’ın onlara hiçbir ihtiyacı yoktu. Fakat onların köylerine gerçekten hizmet etme mecburiyetleri vardı. Onlar hizmet etmeseler de köy harabe olmaz ama bu gidişle evleri harabe olur, başlarına yıkılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar