Abdulhalim SEÇKİN

Abdulhalim SEÇKİN

İzinsiz almak

Hz. Ömer (RA)İslâm devletinin ikinci halifesi idi. Devlet işlerini yaparken İslâm devletine ait mumu yakardı. Devlet işi bitip kendi işine başladığında ise kendine ait mumu yakardı.

Kimi özel şirketlerde çalışanlara şirket tarafından teslim edilen araç vb. araç gereçler sadece şirket işlerinde kullanılması gerektiği halde bu kişilerin araç ve gereçleri özel işlerinde kullandıkları görülebiliyor. Şirket sahibi bu araç ve gerecin kullanılmasına müsaade etmişse ne ala. Yok eğer böyle bir müsaade yoksa o zaman böyle bir kullanım elbette doğru değil ve haramdır.

Kimseyi töhmet altında bırakmak açısından söylemiyorum. Ancak şirket araçlarının kendilerine teslim edildiği ve mesai saatleri içinde sadece mesai saatlerinde kullanılması gereken araç, şahsi işlerde kullanılabiliyor. Şirket tarafından araca konulan yakıt, şahsi işte kullanılabiliyor. Kimi şirketlerin araçları mesai saatleri dışında da araç kullanıcısına teslim edilebiliyor.

Büyük yemek firmalarında çoğu zaman yemekler fazla kalabilir. Ekmekler artabilir, meyve veya sebzeler artabilir veya çürümeye yüz tutuğu için tabldotlara konulmayabilir. Böyle durumlarda firma sahibi bu tarz sebze, meyve, ekmek veya yiyecekleri çalışanlara dağıtır. Zaten verilmese atılacak ve çöpe gideceklerinden, çalışanlara dağıtmaktan başka alternatifi de yoktur. Ancak bunun dahi helal olabilmesi ancak firma sahibinin iznine bağlıdır. Firma sahibi izin vermiyorsa çöpe bile gitse alınamaz. Ancak çöpe gittikten sonra çöpten toplanabilir. Bunun dışında henüz kullanılamamış malzemenin alınıp götürülmesi firma sahibinin izni dışında gerçekleşiyorsa, buna da hırsızlık denir ki bundan da Allah'a sığınırız.

Bize teslim edilen her neyse emanettir ve kullanım yetkimiz sahibinin verdiği sınırlar dahilindedir. Verilen iznin sınırlarını aşmak, emanete ihanettir. Emanete ihanet münafıkların, emanete riayet ise müminlerin özelliklerindendir.

“Ve onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir (uyanlar, sadık olanlardır)” (Müminun 8)

Eskisine nazaran kontrol mekanizmaları çoğalmış ve bir çalışanın sahibinden izinsiz bir araç ve gereci kullanması veya alması çok daha zor hale gelmiştir. Şirketlere kamera yerleştirilmesi, kimi servis araçlarına kamera yerleştirilmesi veya çip yerleştirilmesi kontrolleri kolaylaştırmıştır. Barkot sistemi stoktakilerin veya satılanların ne kadar olduğu noktasında büyük kolaylıklar getirmiştir.

Her ne kadar teknoloji gelişse de kontrol mekanizmaları çoğalsa da izinsiz kullanımları sıfırlayamaz. İzinsiz kullanımı sıfıra indirecek en büyük mekanizma imanın güçlenip Allah korkusunun kalplere yerleşmesidir. Allah'tan korkan kişi Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğunu, kendisini gözetip gözetlediğini, daima kendisinden haberdar olduğunu bilir. Tüm amellerinin kiramen kâtibin melekleri tarafından kaydedildiğinin farkındadır. Bu yüzden başına bekçi dikmeye, kameralar döşemeye gerek yoktur. Her ne kadar “güven kontrole mani değilse” de yine de inancı bütün olan, daha doğrusu Allah'tan korkandan korkmaya gerek yoktur. Allah'tan korkmayandan ise korkmak lazım. Çünkü ne yapacağı meçhuldür.

Yaşanan hadiselerin en büyük sebebi Allah korkusunun azlığındandır. İş ve şirket sahipleri çalışanlarına Allah korkusunu aşılayacak eğitim faaliyetleri yürütmelidir. Çalışanının iş tecrübesini artıran seminer ve eğitim faaliyetlerinin yanına çalışanının inancını güçlendirecek eğitim etkinlik ve faaliyetler de düzenlemelidir.

İzinsiz kullanım veya izinsiz almaya alışan kişinin başına yüz polis veya kamera yerleştirilse de yine aynı şeyi yapar. Bu bir alışkanlıktır ve mani olmak güçtür. Ancak Allah korkusu,  her şeyin çaresidir. Bir gün Allah'ın hesabıyla karşılaşacağını bilen kişi, yanlış iş yapmaktan uzak durur. Çocuklarına haram lokma götürmez. Çocuklarını da bu bilinçle yetiştirir. Toplumda Hz. Ömer'vari bir bilincin yerleşmesi Hz. Ömer gibi lider ve yöneticilerin yetişip seçilmesine de vesile olur diyor ve sizi Allah'a emanet ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar