Kim inanır?

Kezban Hatemi'yi dinledim birkaç gün önce.

Bir TV kanalında konuşuyordu.

Çözüm sürecinin kaldığı yerden “Kürt siyasi hareketi(!)” ile devam etmesi gerektiğini söylüyordu. Güneydoğu Akiller Heyeti'nde yer alan akademisyen-hukuçu bir bayan.

Doğrusu Kezban Hanım'ın şahsında bazı akillerin “hiçbir şey olmamış” şeklindeki tavrı oldukça tuhaf.

‘Kürt siyasi hareketi' diye meşrulaştırmaya çalıştıkları silahlı şebekenin içinde bir değil onlarca karanlık el olduğunu bilmiyorlar mı, yoksa bilmezden mi geliyorlar?

Ankara grubu denilen mezhepçi klikten, örgütü ve siyasi uzantısını esir almış İslam düşmanı marjinal Türk soluna, CIA, MOSSAD'dan Alman, İngiliz, İran istihbaratına vs.

İstihbarat örgütlerinin tepe tepe kullandığı bu kullanışlı örgütün çözüm süreci boyunca on binin üzerinde Kürt çocuğunu kaçırarak Suriye mayınlı sahasında küresel güçlerin lejyonerleri haline getirdiğini...

Lisedeki psikoloji hocamız, polyannacılığa orijinal bir örnek bulmak için çok uğraşmıştı.

“Kezban hocanın bu tavrını görseydi hiç zorluk çekmezdi.”dedim kendi kendime.

“Nasıl olur da örgüt sözünde durmaz?” hayıflanmaları yaşanıyor bu çevrelerde şimdi.

Öyle ya, Oslo'da anlaşma yapılmış, buna göre devlet-hükümet örgütü ve siyasi uzantısını güçlendirecek, şehirleri esir alan militanlara karışmayacak, buna karşılık örgüt de silahını bırakacaktı.

Hükümetin bu konuda üzerine düşenin çok çok fazlasını yapmasına karşılık örgütün hiçbir şey yapmaması derinden yaralamış bu çevreleri.

Hesap günündeki ilginç diyaloglardan birini hatırladım birden.

Aldanan insanlar, şeytanın kendilerine verdiği sözleri-vaadleri hatırlatınca şeytan sadece iki kelime ile onlara cevap verir:

“Yalan söyledim!”(İbrahim-22)

Evet, bu kadar basit.

Şeytana papucunu ters giydiren silahlı Marksisit örgütün cevabının da bundan farklı olduğunu düşünmüyorum.

Başta Kezban hoca olmak üzere Güneydoğu Akiller heyetinden kimse bu cinayet şebekesi örgüt tarafından vahşice katledilen Yasin'in, Hasan'ın, Riyad'ın, Hüseyin'in vs. ailelerine taziye ziyaretinde bulundular mı?

Görevlendirildikleri bölgede gerçekleşen bu katliamın mağdurlarının yakınlarına bir telefon açtılar mı?

Çözüm sürecinin mevcut haliyle ve bu karanlık-taşeron örgütle devam etmesi gerektiği konusunda Yasin'in annesini veya Aytaç Hoca'nın eşini ikna edebilirler mi?

Yoksa bu gençlerin tek suçları üzerlerinde asker veya polis üniforması olmaması mı?

Acının renginin illa “haki” mi olması gerekiyor?

Sonra sergilenen pişkinliğe bir anlam veremiyor insan.

Muhafazakar Kürtler neden AK Partiye değil de HDP'ye oy vermişmiş?

Birkaç nedenini söyleyeyim meraklısına:

6-8 Ekim'de dindar-muhafazakar insanlar barbarca katledilirken 48 saat boyunca devlet-hükümet yoktu da ondan.

Cizre'nin dindar Nur Mahallesi sakinleri, 27 Aralık'ta(2014) Cizre'de 10 saat ateş altında iken, yaşlı bir adamcağız sokak ortasında evinin önünde vurulup cesedi 10 saat yerde kaldığında ve kan kaybından ruhunu teslim ettiğinde hükümet yoktu da ondan.

Hamile bir kadıncağızın yakılan evinin banyosuna sığınıp çocuklarını diri diri yanmaktan kurtarması karşısında orada bulunamadığı için devletlulerinin özür dilemesi beklenirken, acıyı dile getiren HÜDA PAR'ı bu acıdan rant devşirmekle suçlamasından.

Seçim günü okulların etrafını silahlı militanlarla dolduran ve bir bakış ya da fiske ile iktidar partisinin sandık görevlilerini oradan uzaklaştıran örgüte karşı hükümet, yok hükmünde olduğundan.

Evet, vatandaşının bırakın dirisine, ölüsüne bile sahip çıkamayan aciz bir devlet ya da hükümete olan güven, sıfır noktasında olduğundan.

Ve saire... Ve saire...

Hükümet, 6-8 Ekim'de üniformalı olmayan vatandaşları canice boğazlanırken, gencecik bedenler yakılırken buna seyirci kalmayıp bu vahşeti gerçekleştirenleri muhatap almayacağını, bundan dolayı çözüm sürecini bitirdiğini ve azmettiriciler dahil, katil zanlılarının tamamını insanlığa karşı ağır suçlar işleyenler kapsamına aldığını ilan etseydi kaybetmeyecekti, kazanacaktı.

Hem de Diyarbekir'deki 11 vekilin 10'unu almaktan çok daha öte bir kazançla.

İşte bu ahval ve şerait altında Kezban hoca ve kimi akillerin “Ekmek yoksa pasta yesinler” tavrına acaba kim inanır?” diye merak ediyorum.

Bence de sadece akilgillerden Kadir!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.